Anasayfa » HABERLER » ZAMANIN GÜNLÜĞÜ
BULUT

ZAMANIN GÜNLÜĞÜ

Mavi melekler yoktu artık. Gökyüzünün namahrem ikliminde, kıyamet vaktini bekleyen bir masaldı onlar artık. Bulutlar alan bulutlar saklayan, kirlenmiş sabah yıldızı zamanlarında çıkardı gökyüzüne, irem bahçesinde yıkanmış bulutlar arardı, saklardı bulutları bebek ağlamalarına, akıl bir varsayım olarak dururdu bilginin çağdaş kapısında.

Bulutlar alır bulutlar satardı.

I

Gökyüzünde bir göçmen kuş gibi dolaşırdı, bazen, yıldızlar ile günlerce sarmaş dolaş olur, saatlerce konuşurdu. Bir saniyelik zaman aralığına bütün kainatı sığdırırdı.

 II

Kimi bulutların rengi bembeyazdı, kefen giydirilmiş vakitlerde gezinirdi, kimi bulutlar akşam sefası rengindeydi, her damlada bir dünya gizliydi, sağnak sağnak düşerdi avuçlarına.

 III

Tan yeri gövermesinde gözyaşları kırmızı gül koklardı. Sonra sürerdi, avuçlarına selvi gölgesi kadar çölleşmiş ovalara. Zaman kırmızıya boyanırdı.

 IV

Akşam kızıllığında bir dağın doruğunda köşk kurmuştu, kutuplar kadar soğuk ama bir çocuğun yüreğindeki iklimler kadar temizdi. Erirdi çocuğun temiz ikliminden, gölgeler yeşeren her evin gecesine.

 V

Bazen çocuğun yüreği annesinin gözlerinde buğulanırdı. Sonra yağmur yüklü hüzün bulutları karanfil şeklini alırdı.

 VI

Masmavi bir sonsuzluk düşerdi pencereye. Sevgilinin saçlarındaki yıldızlar, saklanırdı rüzgarların en uğrak yerine. Sevgili saçları her dalgalanmasında, bir yıldız kayardı, düşerdi inci inci gecenin rengi ile yıkanmış tenine.

 Yine bir gün bulutlar alıp bulutlar satacaktı.

Bir gün yeryüzünden, karanlıklar içinden, kara kara dumanlar geldi, bulutlar memleketine. Bir katresi dahi zehirliyordu, bulutlar kadar bembeyaz yüreğini. Her damlada saklı olan dünya, çocukların gözlerinin içine düşmeden, düşmeden hazan mevsiminden arta kalan gölgelerin renginde kirleniyordu.

Dedi ki bulutlar alan bulutlar satan; karanlıklar içinden kara kara dumanlar, her damla ebabil kuşlarının bıraktığı ateş toplarından daha tahrik edici, daha yürek yakıcı idi.

 Bulutlar alır bulutlar saklardı.

Mavi melekler yoktu artık. Gökyüzünün namahrem ikliminde, kıyamet vaktini bekleyen bir masaldı onlar artık. Bulutlar alan bulutlar saklayan, kirlenmiş sabah yıldızı zamanlarında çıkardı gökyüzüne, irem bahçesinde yıkanmış bulutlar arardı, saklardı bulutları bebek ağlamalarına, akıl bir varsayım olarak dururdu bilginin çağdaş kapısında. Hüzün, sevgiliye yakılan bir ağıt değildi . Her damlada kıyılan, her bakışı kurşun gibi delip geçen, gözlerin dışarı fırlayacağı kıyamet yaklaşmakta idi. Korkulan olacaktı, dağlar bir beşik gibi sallanacak, insan yüzlerinin kırışmış izlerinde nehir nehir korkuların gezmesi yakındı.

 Bulutlarda yok saklayanda

Bir yürek ki, korkudan kabirlerden ölüler fırlayacak nerdesin, hep sonları yaşayan bir kavim çağında, mazi bulanık rüyalar içine kaybolan son insanlar, her şey bir ağacın altında serinleyen vakit kadar dünya zamanı. Her şey sona erdiği zaman, cehennem kızıştırıldığı zaman, işte o zaman.

 

Hakkında MEHMET MORTAŞ

MEHMET MORTAŞ

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*