Anasayfa » HABERLER » VERDİKLERİ SÖZLERDEN DÖNENLER SADECE İSRAİL OĞULLARI MI?
soru-isareti

VERDİKLERİ SÖZLERDEN DÖNENLER SADECE İSRAİL OĞULLARI MI?

… sözünde durmak insan ile ilgili bir husus ve konudur. İnsanın dışında ki yaratılmışların verdiği sözden hesaba çekilmeleri söz konusu değildir. Bunun böyle olmasının nedeni ise başka bir canlıya verilmeyip sadece insanoğlunu verilen konuşma özelliği ile doğrudan ilgilidir. 

Söz verip sözünde durmak insan ile ilgili bir husus ve konudur. İnsanın dışında ki yaratılmışların verdiği sözden hesaba çekilmeleri söz konusu değildir. Bunun böyle olmasının nedeni ise başka bir canlıya verilmeyip sadece insanoğlunu verilen konuşma özelliği ile doğrudan ilgilidir. Arapçadan Türkçeye geçen ahit sözcüğü söz verme ve verdiği sözde durma taahhüt, sözleşme. Mukavele, misak, bir şeyi her durumda koruyup yerine getirme, insanın Allah’tan başka ilah tanımama hususunda Allah’a verdiği kesin söz ve karşılıklı sözleşme anlamlarına gelmektedir. Allah gönderdiği vahiy ve elçileri ile gönderdiği topluluklardan birtakım sözler almıştır. Hz. Adem as. Başlayarak yarattığı insandan birtakım sözler alan Allah kıyamete kadar gelecek olan ve son insana kadar bazı sözler almıştır. O vahyin dışında başka metotla söz almamıştır. Alınan veya verilen sözün bağlayıcı olması da ortada yazılı olan bir metnin olmasına bağlıdır. Burada taraflardan birisi Allah diğeri ise yarattığı insanoğludur. Allah ilahlığının gereği ahde söz vermeye konu olan hususları da gayet açık anlaşılır bir şekilde yine kendileri gibi bir insanı kendisine elçi olarak seçmek suretiyle bir anlamda insanın işini de kolaylaştırmıştır. Allah temel prensip olarak antlaşmanın konusu olan hususlarda yarattığı insanın altından kalkamayacağı ve güç yetiremeyeceği hususları antlaşmanın konusu dışında bırakmıştır. “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar” ayeti de söz vermeye konu olan hususlarında sınırlarını belirlemektedir. Mesela Allah uçma özelliği olmayan insandan uçarak bir yerlere gitmesini istememektedir. Ayrıca yılın bütün gününü oruçlu veya sabahlara kadar namaz kılmasını da yarattığı kulunun kapasitesini göz önünde bulundurarak ondan istememiştir.

Bu kısa girişten sonra ister isiniz şimdi ne demek istediğimizi sizler ile paylaşalım. Halkı kendisini Müslüman olarak adlandıran coğrafyadaki kardeşlerimizin Allah’ın gönderdiği son sözleşmesi olan Kuran’a yaklaşımları Kuran’ı gönderenin gönderiş amaçlarından çok uzak ve bir takım esastan hatalar ile doludur. Diğer bir ifade ile kitabın mensupları gönderilen kitaba uymak yerine kitabı ne yazık ki önceden kendilerine atalarından miras kalan bir dini doğrulamak ve kendilerine uydurmak için kullanmaktalar. Bu söylediklerimizin dışında kalan kardeşlerimizi tenzih ettiğimizi söylemeye bile gerek yok. Kuran’ı kerimi belirli bir zaman dilimine veya belirli bir kavme veya belirli bir insan topluluğuna hitap eden çağlar öncesi bir mesaj bu mesajın bizleri ve zamanımızı ilgilendirmesi söz konusu bile olamaz iddiası ile ortaya çıkanlar ciddi delillerden yoksun ve Kurana ve onun mesajına karşı yapılabilecek bir ihanet hatta dalalet içerisinde olduklarının bilmiyorum ne zaman farkına varacaklar? İnsan aklının ürünü olarak ortaya çıkan her türlü edebi metin veya başka türlü yazılar, şiirler tarihin ve tarihin ve tarih selcilerin konusu olabilir zira bunların bütün bir çağa hitap etmesi de mümkün olmaya bilir. Ancak kaynağı Allah olan Kuran’ı böyle değerlendirip zamanın belirli bir dilimine hapsetmek en hafif tabir ile densizliktir. Kuran bahsettiği konular itibariyle kıyamete kadar gelecek bütün insanların kendisinden hesaba çekileceğini şöyle ifade etmektedir. “ Ey Muhammed! Sen sana vahye dilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin. Şüphesiz bu Kuran sana ve senden sonra gelenlere bir öğüt ve şereftir. Kıyamet günü Kuran’dan hesaba çekileceksiniz.” ( Zuhruf-43-44)

Kuran’da ki isimlendirmeleri ve olayları verilmek istenen mesajın önüne geçirerek araçları amaç sallandırmak diğer bir ifade ile Kuran’ın ve onu gönderenin söylemek istediğini de bir anlamda esas amacından saptırmaktır.

Ey İsrail oğulları diye başlayan ayetleri Kuran’a inananların itikat ve amellerinin konusu yapmamaları düşünüle bilinir mi? Sadece oradaki isimlendirmeye takılıp bu tür ayetlerin bu gün bizleri ilgilendirmez veya bizler ile alakalı değildir demek akıl ve izana sığar mı?  İsrail oğullarının o gün söyledikleri ile ortaya koyduğu davranışları bu gün adı ne olursa olsun bir topluluk veya kavim aynen tekrar ediyor ve söylüyor ise bu ayetin vermek istediği mesaj kimleri ilgilendirecek veya kimler ayetin muhatabı olacaklar. Bu gün günahımız kadar yanar sonrada cennete gireriz sözünü dillendirenler ile ateş bizlere sayılı birkaç gün dışında asla dokunmayacaktır diyenlerin söyledikleri arasında her hangi bir fark göre biliyor musunuz? Bunu söyleyenler hakkında Allah dinleri onları yanıltmıştır derken bununla da böyle inanıp böyle düşünenlerin dinlerinin kendi gönderdiği İslam olmadığını da zımnen söylemiş olmaz mı? Karar bu yazıyı okuyan kardeşlerimize aittir. Kuran’dan öğrendiğimize göre söz verip verdiği sözden dönen toplulukların başında İsrail Oğulları gelmektedir. Bu kavmin verdiği sözlerden sık sık döndüğüne dair birkaç ayet mealini sizler ile paylaşalım: “Ey İsrail oğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözleri yerine getirin ki, ben de sizlere verdiğim sözleri yerine getireyim. Yalnız benden korkun.”  (Bakara-40)  Yine aynı sürenin başka bir ayetinde ise şöyle buyrulmaktadır. “Bir zamanlar biz İsrail oğullarından, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz” ( Bakara-83) Burada söz alanda söz verende üzerinde söz alınan huslar da herkesin anlaya bileceği şekilde açık ve net olarak belirtilmiştir. Bu konuda hiç kimsenin keyfi davranmasının da imkân ve ihtimalide söz konusu değildir.

Peki, verdikleri sözü bozup sözlerinde durmayanlar sadece İsrail oğullarımı? Böyle bir soruya verilecek cevap elbette hayır sadece onlar değil birçok kavim olmuştur olacaktır. Kuran geçmişten, şimdiki yaşanılan zamandan ve gelecekten, bahseden bir kitaptır. Geçmişte sözünden dönen topluluklardan birisini bizlerin ibret alması için uzun uzadıya anlatmıştır. Sözünden dönenlerin hangi konularda verdikleri sözlerden döndüklerini de yukarıdaki meallerini verdiğimiz ayetler net olarak açıklamıştır. Gelelim şuan yaşamakta olan ve Allah’ın kendilerinden Kuran ve son elçi ile söz aldıkları topluluklara. Bunları isim isim vermekte gerekmiyor ama çoğunluğu kendilerini Müslüman olarak vasıflandıran ve böyle bir iddianın sahibi olduklarını dillendiren insanlardır. Kuran bunlardan şu konularda söz almış ve söz verdiğini  söyleyenlerde  bunu her ortamda övünerek dile getirip Müslüman olduklarını söylemektedirler.

Mesela Ne göklerde nede yerlerde Allah’tan başka rab ve ilah tanımamaları konusudur ki böyle önemli bir konu ıskalandığı zaman bunun peşi sıra sıralanacak şeylerin Allah katında bir değerinin olmadığını söylemeye bilmiyorum hacet kalır mı? Bu iddia sahipleri yaratılmışlar özelliklede insanoğlunun hayatı için kanun ve kurallar belirleyen, onu terbiye eden veya etmesi gereken bir takım özellikleri Allah’tan alıp kendileri gibi bir damla pis sudan yaratılıp sonrada kendisini yaratana kafa tutan bir insana veya insan grubuna vermişler ise bunlar sözlerinden dönmüş olmuyorlar mı? İnsan aklının ürünü olan ve bu gün bütün bir insanlığı toptan kendisine iman etmeleri için hem dıştan hem de içen propagandası yapılan demokrasi dininin mensupları verdikleri sözlerde nasıl durmuş olabilirler? Kelime i tevhidi dillerinden düşürmeyenler sonrada onlarca hatta yüzlerce ilah ve rab edindiklerinin ne zaman farkına varacaklardır dersiniz?  Allah’a verdikleri sözlerin kendileri üzerin de bir takım emarelerinin olması gerektiğini bakın Kur’an nasıl açıklıyor: Sözünde durmanın  olumlu etkilerinden birisi: Tevhit ilkesine bağlı kalmaları ve her türlü şirkten uzak durmaları, aynı zamanda Allah’a ve onun gönderdiklerine kesin olarak iman ederler ve onun kitabını da hayatlarının ve yaşamlarının kurallarını belirleyen bir kitap olarak kabul ederler. Yine bunlar verdikleri söz gereği gerekir ise zavallı kadın ve çocuklar için Allah’ın düşmanları ile savaşırlar gerektiği zaman bütün dünyalıklarını bırakıp sadece Allah rızası için hicret ederler. Yaptıkları antlaşmalara bağlı kalırlar ve karşı taraf bozmadığı sürüce antlaşmalarını bozmazlar. Yine sık sık yemin etmezler bu özellikler aslında başka bir yazının konusu olacak kadar geniş ve kapsamlıdır ben insanlara verilen sözden ziyade rabbimiz olan Allah’a verdiğimiz sözü yazımızın konusu yapmaya çalıştım. Bunun nedeni de rabbine verdiği sözleri bozup bu sözlerinin gereğini yapmayanlar nasıl olurda yaratılmışlara karşı verdiği sözleri yerine getire bilirler ki? Getirmediklerinin öneklerini yaşadığımız dünya üzerin de sayamayacağımız kötü örnekler ile görmekteyiz. Allah’ın yeryüzünde fesat çıkarmayın emrini kendilerine hatırlatınca bizler aslında ıslah edicileriz dediklerine nasılda şahit olmaktayız. Ürettikleri silahları halkı Müslüman olan coğrafyada kadın çocuk demeden vahşi ve adice ortaya koydukları acımasız savaş örnekleri ile görmekteyiz.  Seçim propagandasında Müslümanları ülkesine sokmayacağını ve onlardan nefret ettiği yalanı üzere kurgulayıp seçildikten hemen sonra orta doğunun ağ beyi olan Sudi Arabistan’a yapıp milyar dolarlık silah antlaşması yapan peşinden de Katar krizini ortaya çıkarıp bu seferde Katar’a milyar dolarlık silah satan ABD. Başkanının Ortadoğu ziyareti halkı Müslüman olan bu kardeşlerimize hiçbir şey hatırlatmıyor mu? Silahlar kimler üzerinde denenecek eğer böyle gider ise daha çok Kürtçe, Türkçe ağıtlar yakılacak ve ölenlerin tamamına yakını Müslümanlar olmayacak mı?  Bizler ne zaman Allah’ın Yahudi ve Hristiyanları kendinize dostlar olarak benimsemeyin sizden kim onları kendilerine dost olarak benimser ise oda onlardandır ilahi emrini  hatırlayıp Kuran’daki bu ayete karşı sözümüzü yerine getireceğiz? Unutmayalım ki bunları hatırlamak için yarın çok geç olabilir. Başka bir yazıda buluşmak üzere  Allah’a emanet olunuz.

Hakkında OSMAN COŞKUN

OSMAN COŞKUN

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*