Anasayfa » HABERLER » TARİHTEN GELEN ADAM
insan

TARİHTEN GELEN ADAM

Eğer sahtekar değilseniz, duanız samimi ise ve halinizin farkındaysanız umut var demektir. Neye ihtiyacınız var? İnsana ve imkana…

Dünyabülteni/ Murat Sayımlar

İlk on beş dakikada İstanbul bohem hayatının en çelebi adamlarından birisi olarak tanıyabilirdiniz. Yarım saate ulaşınca; sof hırkası, yamalı kadife pantolonu ile karşınızda oturan bir münzevi halini alırdı.

Eğer nasipliyseniz ve o geceki muhabbeti sonuna kadar dinleyebilmişseniz; bu kere ” tarihten gelen adam ” derdiniz.

Sanki beş yüz bin yıllık bir tarihin bütün savaşlarını bizatihi izlemiş; bütün imparatorlukların kuruluş ve yıkılışlarına şahit olmuş; insanlığa derinden etki eden her süreci gözlemiş ve muhataplarından sebep – sonuç analizlerini dinlemiş gibi hissederdiniz.

Gözlerimde yaş, yüzümde derin acı ve keder, dilimde büyük şairden mülhem” ya hamiyyet vermeseydin, ya imkan verseydin ” sözleri ile yakaladı beni.

Hayır mı? Dedi.
Gel Üstad bildiğin durumlar işte.

Bilirim “yerim dar, yenim dar” diyorsunuzda; aslında ne istiyorsunuz?

Bizde, Resulullah gibi; zayıflığımızı, acizliğimizi şikayet ediyoruz.

Eğer sahtekar değilseniz, duanız samimi ise ve halinizin farkındaysanız umut var demektir.

Neye ihtiyacınız var?
İnsana ve imkana…

Ben kaç yazıda okudum; ” hazine üzerinde oturan dilenciler gibiyiz” diye. Bu size kopya vermiyor mu?
Her taraf kum gibi insan kaynıyor.

Üstad sende biliyorsun; kemiyet değil mesele, keyfiyet.

Bende onu diyorum. O kemiyetler içindeki keyfiyeti göremeyince!

Kaç yıldır bu dava üzerinde, bu camia içerisindesin?

Yaklaşık kırk yıl.

Kavi bir inanç, kendini dava ehli hissetmek, sorumluluk sahibi olmak, görev almak için asgari tecrübe, olgunluk, temel ahlak gibi unsurları kazanabilmek için kaç yıla ihtiyaç vardır?

Ters köşeye yatmamak için ihtiyat payı bırakarak cevap vermek gerekiyor. Diyelim ki beş yıl..

Güzel, beş yıl ile kırk yıl arasında, bu çevrelerde bulunan kaç insan vardır bu ülkede? Soru garip, ihtiyat şart.. diyelim ki yirmi milyon…

Hadi öyle diyelim.. beş ile kırk yıl arası olanların ortalamasını yirmi yıl alsak ve bunuda yirmi milyonla çarpsak ne çıkar?

Dört yüz milyonda, bu ne anlama geliyor?

İşte hazine bu şaşkın dilenci.

Anlamadım..

Elinizde dört yüz milyon yıllık inanç, tecrübe, fedakarlık, çalışma, sorumluluk kaynağı var. Sorunlarınızın çözümünde, ihtiyaçlarınızın giderilmesinde, hedefleriniz tahakkukunda bunları kullanacaksınız.

Nasıl? yani..

Mesela, eğitim ihtiyacınızı giderecek bir projenin hazırlanması için hangi niteliklere, niceliklere, adama ve zamana ihtiyaç var?

Biliyorum, sussan sıkıntı, konuşsan sıkıntı..

Eğer yeterli bilgi ve tecrübeye sahip otuz insan olsa bir yıl yeter.
Başka..
Alt yapı, para, diğer levazımat..
Diyelim ki, yeterli bilgi ve tecrübe yok ve bunların tamamlanması için de bir yıl lazım.
Hadi bir yılda diğer ihtiyaçların karşılanması için harcayalım.
Otuz insan ve üç yıl; yani doksan yıllık bir sermayeye ihtiyaç var. Elinizde kaç yıllık potansiyel sermayeniz var? Dört yüz milyon yıl, ihtiyaç doksan yıl; anladın mı?

Şaşkınlığımdan ne kadar anladığımı tespit ettiği için devam etti.

Şimdi sen bunun ütopik bir fantezi olduğunu düşündüğün için; ortada böyle bir potansiyel gerçekten var mı? Eğer varsa biz neden göremiyoruz? Hadi hepsini geçtik, bu potansiyel nasıl harekete geçer ve işe yarar? Diye soramayacaksın.

El cevap;
Böyle bir potansiyel ve fazlası kesinlikle vardır.
Sorun farkında olamamaktır.
Çözüm farkında olmanın ve harekete geçebilmenin önündeki perdeleri açmak, duvarları yıkmak, engelleri kaldırmaktır.
Her nehir denize akmak zorundadır ve kendi mecrasını bulacaktır.

Zaten kendimizi bu kadar aciz ve çaresiz hissederken; anlamakta bile güçlük çektiğimiz bir meseleyi nasıl halledeceğiz?

Haddinizi bilip, sınırlarınız içinde kalarak ve hikmet ehli olarak..

Yani..

Herbir Allah’ın kulu; gözünü kapatan, gönlünü daraltan, ufkunu karartan korkuları, zaafları ve halleri ile adam gibi yiğitçe yüzleşecek. Yakın ufku açılacak ve diğerleri ile mücadele edecek bilgiye, inanca ve iradeye sahip olacak. Bu süreç istikrarla devam ederse, potansiyelin farkında olup, harekete geçirilmesi ve yerinde kullanılması, artan oranlarda mümkün olacaktır.

Bunu kim ve nasıl yapacaktır?

Eğer samimiyet izhar ederseniz ve talep ederseniz; Allah, size bunu yapabilecek bir bilinç ve dirayet verecektir. Bu durumda kendi yaranızı, kendiniz yalayacaksınız.

Eğer samimiyet az da olsa varsa fakat talebiniz yoksa; Allah sizleri musibet ve imtihanlara tabi tutarak, halinizle yüzleştirecektir. Bu acılı ve zor bir yöntemdir. Bu yöntemde yüzleşme gecikir ve değişim gerçekleşmezse, imtihanlar zorlaşarak ve artarak devam ederler.

Savaştan kaçanların bulunduğunu kamplara gidin ve insanlarla görüşün. Onlara sorun; bu duruma gelmeden önce hayatınız nasıldı? Hangi sosyal ve ekonomik durumlara sahiptiniz? Davanız için neleri, nasıl ve ne kadar yapıyordunuz? Zaaflarınızı ve eksiklerinizi gidermek için çabalarınız neydi? Nasıl hissediyor ve davranıyordunuz?

Onlardan kıymetli cevaplar gelecektir. Çünkü onlar, sizin bugünkü standartlarınıza ve durumunuza sahipken; yurtlarını, evlerini, bütün standartları, güven ve umutlarını kaybetmek imtihanına maruz kaldılar. O nedenle sizin hissedip, düşünemediklerinizle yüzleşip, ciddi çıkarımlar yaptılar. Siz henüz bu durumda değilsiniz çok şükür. Bu nedenle, belki onların yüzleşmeleri, sizin için bir bilinç vesilesi olabilir.

Bizim halimizle yüzleşmemiz nasıl olacak?

Yüzünüzü, özünüze dönün. Bilin ki bu aşamada en önemli şey budur. Sorabileceğiniz kadar hikmetli soruyu kendinize sorun ve cevap arayın.
Özünüze, çevrenize ve olanlara bu bilinç içinde ve çok hassas yaklaşın, buradan okuyacağınız çok şey olduğunu göreceksiniz.
“Ben” e hizmet etmeyi ve dümen suyunda gitmeyi ziyan olarak görün. “Ben” i, fıtratı mucibince inşa edip, aşmayı hedefleyin.

Uzaya giden araçlar yakıtlarının yüzde doksanını atmosferi aşmak için çekim gücüne karşı kullanırlar. Ondan sonra kainata çıkılır ve kalan enerji menzile gitmek için yeter. Sizinde atmosferiniz, ben’inizdir.

Bu hususta size söylenenleri aleyhinize zannedip, nefsi müdafaaya geçmeyin. Emin olun bunlar müthiş yararlı malzemelerdir. Her birini sana tutulan bir ayna gibi gör ve oradan kendini olduğun gibi gör. Zira yüzleşmezsen, zannettiğin gibi görürsün.

Bu tercihen değil mecburen geçilmesi gereken, yaşamın safhalarından birisidir.

Ya imkanı nereden bulacağız?

İkram ettiğin kahvenin hatırı bu kadarına yetti.

Kestirmeden bilki, imkan Allah’tır. Fakat bunun detayını daha sonra konuşalım.

Ve gitti tarihten gelen adam.

 

Hakkında HABERLER

HABERLER

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*