Anasayfa » HABERLER » SEFERİ NAMAZ
seferde-namaz

SEFERİ NAMAZ

Nîsâ 101. âyette görüldüğü gibi Kur’ân, “savaş için seferde olmak”tan ve 102. âyette ise “savaş-zamânından” bahsediyor. Yâni “savaş-hâlinde yada yolunda iken namazın kısaltılması” vardır sâdece. Çünkü olağan-üstü bir durum vardır ve her-an bir saldırı ile karşılaşabilme riski mevcuttur. Bu kısaltma savaş-yolunda yarıya, savaş sırasında iken ise “yarıya indirilme” olarak değil, onun da yarısı olan “tek rekât”a düşürülme şeklindedir. Yâni savaş-zamânında namaz tek rekât kılınır.

Harun Görmüş

“Yeryüzünde savaş için (darabtum=vuruşma) yolculuğa çıktığınız zaman, kâfirlerin size saldırmasından korkuyorsanız namazı kısaltmanızda bir sakınca yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin açık düşmanınızdır” (Nîsâ 101).

Aslında Kur’ân’da olmamasına rağmen, bir yerden bir yere gidince, eğer bu yer (gerçi mezheplere ve âlimlere göre değişiyor ya) 90 km. ve üstü bir uzaklıkta bir yer ise, “namazın kısaltılabileceğini ve meselâ dört rekâtlık bir namazın iki rekâta düşürülebileceği” hükmü vardır fıkıhta. Buna “seferilik” denir. Fakat ilginçtir, bu kısaltma 5 vakit namazın tümü için değil, öğle, ikindi ve yatsı-namazları için geçerlidir ve sabah ve akşam-namazları için geçerli olmaz. Seferi olunca niçin sabah-namazını 1 rekât, akşam-namazını da 2 rekât kılmayız?. Kısaltmanın gerekçesi nedir ki?. Niçin kısaltacağız?. Kanımca bu bir yanlış değerlendirmeden dolayıdır. “Yolculuk” ile “savaş hâli” durumunun karıştırılması ve aynı-şey zannedilmesidir. Nîsâ 101. âyette görüldüğü gibi Kur’ân, “savaş için seferde olmak”tan ve 102. âyette ise “savaş-zamânından” bahsediyor. Yâni “savaş-hâlinde yada yolunda iken namazın kısaltılması” vardır sâdece. Çünkü olağan-üstü bir durum vardır ve her-an bir saldırı ile karşılaşabilme riski mevcuttur. Bu kısaltma savaş-yolunda yarıya, savaş sırasında iken ise “yarıya indirilme” olarak değil, onun da yarısı olan “tek rekât”a düşürülme şeklindedir. Yâni savaş-zamânında namaz tek rekât kılınır. Bu Kur’ân’da şöyle ifâde edilir:

“Sen de onların arasındayken kendilerine imamlık yapacağın zaman, sâdece bir-kısmı silahlarını kuşanmış olarak seninle namaza dursunlar. Onlar secdeye vardıklarında (diğerleri) sizin ardınızda dursunlar. Bu-kez namazlarını edâ etmemiş olan diğer grup gelsin, her-türlü tehlikeye karşı müteyakkız ve silahlarını kuşanmış bir hâlde seninle birlikte namaza dursunlar. İnkârda direnenler sizi silahsız ve teçhizatsız yakalamak isterler ki, âni bir baskınla sizi gâfil avlayabilsinler. Fakat yağmur dolayısıyla zorda kalır yada hastalıktan muzdarip olursanız, (namaz sırasında) silahlarınızı bırakmanızda bir beis yoktur; yine de siz tehlikeye karşı tetikte olun!. Kuşku yok ki Allah, inkârcılar için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır” (Nîsâ 102).

Mustafa İslamoğlu bu âyetin tefsirinde şöyle der:

“Salâtu’l havf, “can korkusu duyulan bir ortamda kılınan namaz” için kullanılır. Bu uygulamada âyet, tek rekâtlık bir namazdan söz-etmektedir. Normâl zamanda dört rekât olan bir namaz, seferde yarıya, savaş içinde ise seferin de yarısına inmektedir. Salâvatu’l-havf, âyetten açıkça anlaşıldığı gibi, savaş şartlarında kâfirlerin saldırması veyâ zarar vermesi ihtimâlinde câizdir. Esâsen, başta savaş olmak üzere namazın her durumda hayâtın kopmaz bir parçası olduğunu ifâde eder. Zımnen: Sâdık bir kulu Allah’a ibâdetten sıcak savaşın ortasında yaşadığı can-korkusu bile vazgeçiremez. Âyet zımnen, böyle bir korkunun insâniliğini ve anlaşılabilirliğini de ifâde etmiş olur. Kulluk amaç, savaş araçtır. Amaç araca fedâ edilemez. Savaş yatay fetih, namaz dikey fetihtir. Böylesi bir durumda namaz yarısını savaşa vermiştir. Sonuçta namaz savaş, savaş da namaz olmuştur. Bu tam da cihad ve mücâhedenin birleştiği noktadır”.

Bir-yerden bir-yere bir iş yada gezi için gidildiğinde namaz kısaltıl(a)maz ama oruç tutulmayabilir. Gerçi Allah yine de tutulmasını emreder: “Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır” (Bakara 184). Bir yolculuk sırasında yolculuğun kişiye göre ağır bir durum olması söz-konusu olabildiğinden, orucunu bırakıp başka bir günde tutması ruhsatı vardır. Fakat bu bir emir değil, ruhsattır. Kur’ân’da konuyla ilgili âyet şöyledir:

“(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta yada yolculukta olursa (ev alâ seferin) tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır” (Bakara 184).

Artık çok konforlu ulaşım araçlarının olduğu bir zamandayız. Öyle ki 90 km.’lik bir mesâfeyi adam sâdece “dolaşmak”, “gezip gelmek” için gidip-geliyor. Bir tur atıp gelmesi bile 90 km.’yi bulabiliyor. Yollar kaymak gibi, araçlar da çok konforlu ve rahat. Hele yüzlerce km. uzaklıktaki bir yola bir-kaç saat içinde uçakla gitmek yolculuk bile sayılmıyor. İslâm bir “şekilcilik dîni” olmadığına göre bu konuda ısrâr etmeye gerek yok. İnsanlar kısaltmayı çok sevdiklerinden olsalar gerek, seferiliği çok önemsiyorlar ve illâ ki uyuyorlar. Hâlbuki bu durum belki de sâdece çok özel durumlarda ve bâzı kişiler için bir ruhsat olabilir. Zâten bir zorluk olduğunda yenmesi haram olan domuz bile yenebiliyor. Ruhsat, zorluk durumu nedeniyledir yâni.

Hem meselâ kamyon ve otobüs şoförleri ne yapacak?. Sürekli olarak yolda olanlar hiç mi kısaltılmamış tam namaz kılmayacaklar?. Adam her-gün yüzlerce km. yol yapıyor ve konumu sürekli değişiyor. Bu kişi namazını nasıl kılacak?. Çünkü o zaman şöyle bir fıkıh ve din ortaya çıkmaz mı?: “Şoförler, pilotlar, gemi kaptanları ve makinistler namazı yarım kılarlar”. Hattâ ileriki bir-zamanda; astronotlar ve uzay mekiği pilotları namazlarını sürekli kısaltabilirler.

Fıkıhçılar-âlimler, savaşla ilgili olmayan yolculuk durumlarında bir zorluğun olabileceğini düşünerek “iyi niyetle” namazda bir kısaltma yapılabileceğini düşünerek böyle bir kural koymuş olabilirler fakat halk bunu “din” hâline getirmiştir. Üstelik bu konu fıkhın genişçe bir alanı hâline gelmiş ve konunun anlaşılması için “uzmanlık” gerekmeye başlamıştır. Ne kadar uzaklık olacağı, kişinin durumu, gittiği yer doğup-büyüdüğü yer mi değil mi?, kaç gün kalınacak? vs. gibi konular gündem ve tartışma konusu oluşturabilmektedir. Gidilen yerde eğer 10 günden daha fazla kalınacaksa “seferi” olunuyor. İyi de ya 1 haftalığına yâni 7 günlüğüne gitmişsem ve sonra karârımı değiştirip 15 güne uzatmışsam seyahatimi ne olacak?. Bir de, seferi olmak için gidilen yerde doğup büyümemiş olmak gerekiyor. “Kaç yaşına kadar orada kalınmış olunduğu” gibi bir-çok ayrıntı da var.

Darabtum=vuruşma savaş ile ilgilidir ve namaz sâdece “darabtum” kelimesiyle kısaltılabilir Yâni ancak savaş durumunda namazda bir kısaltma yapılabilir. Zâten “namazın kısaltılması” ile ilgili olan “darabtum” kelimesinin geçtiği âyet sâdece Nîsâ 101. âyettir. 102. âyette de namazın nasıl kısaltılacağı gösterilir.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

Hakkında HABERLER

HABERLER

Yorum

  1. Fatih Küçük

    Harun Görmüş Bey,

    Farz namazların öğle ve ikindi 4 rekat, akşam 3 rekat ve yatsı 4 rekat olduğunu nereden çıkartıyorsunuz? Buhari ve Müslim’de peygamber (a.s) farz namazları 22 sene hepsini 2 rekat kılmış ancak ne hikmetse daha sonra bugünkü halini almış. Peygamber (a.s) kafasına göre farz namazları 2’den 4’e yükseltebilir mi? Elbette hayır! Bunun Kur’an-i bir delili yok! Kur’an-ı Kerim’de beş vakit namaz, abdestin nasıl alınacağı, kıyam, ruku, secde, kıraat, zekatın nasıl verileceği, boşanma’nın nasıl olacağı detaylı olarak anlatılmış ancak ne hikmetse farz namazların rekat sayısını peygamber (a.s) bırakması hiç normal değil! Bu mümkün değil! Bu ayetleri lütfen kontrol edin. (ZUHRÛF 44, EN’ÂM 38, Murselat 50, EN’ÂM 114, İSRÂ 89, EN’ÂM 126, HÛD 1-2, YÛSUF 40, KEHF 26, Nisa 105, CİNN 23, En’am 106, Ahkaf 9)

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*