Anasayfa » HABERLER » SAİD NURSİ’NİN HZ ALİ’YE “SEKİNE” İFTİRASI
nursi_ebced

SAİD NURSİ’NİN HZ ALİ’YE “SEKİNE” İFTİRASI

Said Nursî, Hz Ali’nin Risaleleri asırlar öncesinden haber verdiğini ve Risalelerin olağan dışı yollarla dikte ettirildiğini ispat için, Ali bin Ebi Talib’e Cebrail’in “Sekine” isimli bir sayfa verdiğini ve bu sayfada Risalelerden ve kendisinden bahsedildiğini cifr dümeni ve kelimelerin alt-üst edilmesi ile söyletir

Ömer YILDIZ

Said Nursi Risalelerin kendisine “ilham ile yazdırıldığını” ve “Kur’an’ın alındığı yerden alındığını” iddia etmiştir. Nursî özetle; kendi eliyle yazdıklarının kendisinden olmadığını, vahyin membaından ilham ve telkin yolu ile yazdırıldığını pek çok yerde ve hemen her fırsatta söyler. (Ayrıntılı bilgi için bakınız: http://www.iktibasdergisi.com/said-nursinin-risaleler-bana-yazdirildi-indirildi-iddiasi-baglaminda-bir-degerlendirme/)

Kendisinin beyanı ile ciddi bir tahsil görmemiş ve sadece on beş günlük bir ilkokul tecrübesi olmasına rağmen, öncekilerin ve sonrakilerin ilimlerine, ledünnî ilimlere, eşyanın hakikatına, kâinatın esrarına ve ilâhî hikmete varis kılındığını iddia etmiştir. “Kendisi yüce ahlakî meziyetleri ile bir yaratılış mucizesidir. O bedenlenmiş bir inayet ve mutlak bir Allah vergisidir.” İşte bu ve benzer olağan dışı özelliklere haiz olduğu iddiasındaki Said Nursî, Hz Ali’nin Risaleleri asırlar öncesinden haber verdiğini ve Risalelerin olağan dışı yollarla dikte ettirildiğini ispat için, Cebrail’in Ali’ye “Sekine” isimli bir sayfa verdiğini ve bu sayfada Risalelerden ve kendisinden bahsedildiğini söyler. Bu iddiasını da her zaman başvurduğu “cifr” usulü ve kelimeleri yerlerinden oynayarak, ihtiyaç halinde harf eklemek ve ya çıkartmak suretiyle güya ispat eder.

Hikâye şu:

Dikkat: Mahremdir, herkese gösterilmez uyarısı yapıldıktan sonra, üç önemli özelliği olan acayip bir Lema’dan bahsedilir.

Otuz birinci mektubun on sekizinci Lem’ası:

Risale-i nur şakirtlerine işaret eden Hz Ali’nin gâibe (gelecekten haber vermeye) dair bir kerametidir:

Risale-i Nur öğrencilerine ve yayıncılarına Hz Ali’nin irşadkârane ve teveccüh ile bakmasına işaret etmesidir.

Bir gün Ali bin Ebi Talib Peygamberimizle beraber otururken, Cebrail İsm-i Azamın yazılı olduğu bir sayfayı Hz Ali’nin kucağına bırakıyor. Ali bin Ebi Talib; Cebrail’i gök kuşağı şeklinde gördüm. Sesini işittim, bu sayfayı Ondan aldım, bu isimleri de içinde buldum diyerek; bir takım olaylardan bahsettikten sonra tahdis-i nimet suretinde diyor ki: Dünyanın yaratılmasından kıyamete kadar olan bütün ilimlerin sırlarını bu sayfa sayesinde keşfettim. Kim ne istiyorsa sorsun, sözümden şüphe edenler de zelil olsun…  (Metnin orijinali için bakınız: Sikke-i tasdik-i gaybi, On sekizinci Lem’a, Kaynaklı-indeksli Risale-i Nur külliyatı, Said Nursi, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1995, c. 2 s. 2078- 2079)

Said Nursî gökten düşen bu sahifeden ‘Yâ Müdriken li’z-zaman’ cümlesini alır, “Müdriken” kelimesinden mim’i atar, kelimeyi ters- yüz edip bir şekilde ‘k r d’ kökünü elde eder. Sonra bu kelimeye elif-lam takısı ilave ederek, ‘el-Kürdî’ kelimesine ulaşır. Yani Said Nursî buradan kendisine gaybî bir işaret bulur(!) “Li’z-zaman” zaten çok açık bir şekilde onun “Bediuzzaman” ünvanına işaret etmektedir! (Ayrıntı için 8. Şua’ya bakınız) İlmin derinliğine bakar mısınız? Tekeden süt çıkarmak dedikleri şey böyle bir şey olsa gerek!

Said Nursi’nin böyle bir hikâye uydurmasının sebebi kendisine rahat ve sorumsuzca hareket edeceği bir alan açma gayretidir. Risalelerin alışılmışın dışında bir yolla yani “ilham ile yazdırıldığının” zeminini hazırlamak insanları buna inandırmaktır. Böyle yapmakla “olağan dışı” yollardan bilgi edinmenin mümkün olduğu intibaını vermek istemesidir. Böyle bir şeyin mümkün olduğunu Ali bin Ebi Talib üzerinden kotarmaya çalışmaktır.

Can yakıcı soru şu: Ömrü hayatında sadece 15 gün İlkokula gitmiş ve çok düzensiz bir medrese hayatı olan Said Nursî, Matematikten Biyolojiye bütün Fen bilimlerinden tutunda, Felsefeden Tefsire tüm sosyal ilimlerde iddia sahibi ve teknik konuları muhtevi Risaleleri nasıl telif etmiştir? Yeni Said’e göre sorunun basit bir cevabı vardır. Aslında bir telif söz konusu değil!  Risaleler kendisinin de pek çok defa ifade ettiği gibi; ya ilhamla yazdırılmış ve ya müellifin gaybden ihtarlar yoluyla “Kur’an’ın alındığı yerden aldığı” kutlu bilgidir. Said Nursi’nin bu hikâye ile okuyucu ve takipçileri nezdinde yapmak istediği ve vermeye çalıştığı intiba tamda böyle bir şeydir.

Kendi beyanına göre yarı ümmiyim dediği tahsil hayatına dair gerçek ise; Doğu Beyazıt’ta iken üç ay süren eğitimi sırasında günde üç saat okuyarak yüze yakın kitabı ezberleyecek kadar zeki olan Said Nursî ilmi alt yapısı ve farklı kişiliğinin oluşmasını; ülkenin her tarafından süreli yayınların da geldiği, iki yıl memurluk yaptığı zengin Bitlis Vilayet kütüphanesindeki okumalarına borçludur. Buradan sonra Van Valisi Hasan Paşa ve sonrasında İşkodralı Tahir Paşa’nın kendisine sarayda 10 yıl sürecek bir okuma imkânı vermiş olması, bilgi birikiminin temelini oluşturur.

Said Nursi hikâyenin devamında çoğu zaman yaptığı gibi Risalelerin sıra dışı ve kutsal metinler olduğu intibaını güçlendirmek için, Hz Ali’nin Risaleleri haber vermekle yetinmeyip onları okuduğunu, onlarla dua ettiğini söyler.  Ali’nin Risaleleri asırlar öncesinden haber verdiğini, her zaman yaptığı gibi başvurduğu ebced ve cifir hesabı ile bir güzel ispat eder.  Nursî bu gayreti ile Risale-i Nuru ve şakirtlerini kutsallaştırmayı hedefler. Konu ile ilgili bakın ne diyor:

“… Birden bir ihtar-ı gaybî gibi kalbime denildi: İmam-ı Ali (r.a) Risale-i Nur ile çok meşguldür. Hepsinden haber verdiği gibi kıymetdâr risalelerine de işaret derecesinde remzedip îma ediyor.” Eğer açık bir şekilde gaybdan haber verilmesi Allah tarafından yasaklanmasa idi, Gaybı bilen Hz. Ali,  açık seçik bunu deklere ederdi ama Allah yasakladığı için, bunu ancak işaret yoluyla söylemiştir! (Sikke-i tasdîk-ı gaybî, sekizinci şua)

Said Nursi, hezeyanlarına temel oluşturmak için, Kur’an’da defalarca gaybı Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği belirtilmişken, Ali bin Ebi Talibin gaybı bildiğini ve kendisine vahiy geldiğini söyleyerek hem Hz Ali’ye hem de Allah’a da iftira etmiştir. Diğer taraftan eğer Cebrail Ali’ye vahiy getirdi ise, doğal olarak Ali bin Ebi Talibin de peygamber olması gerekir. Oysa biz biliyoruz ki; son Peygamber Hz Muhammed’tir.

Allah bizi bilgi kaynağı, ilham ve rüya olanların şerrinden korusun.

En doğrusunun Allah bilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hakkında ÖMER YILDIZ

ÖMER YILDIZ

15 Yorumlar

  1. Bir konu hakkında yorum ve tahlil yaparken, o konuyu doğru okuyup doğru anlamak ve doğru bilmek esastır. Bilmediği bir konu hakkında yorum yapmak; su-i zana sebebiyet verir ve o kişiyi “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra,17/36) gereği mesul eder.

    İlgili metin 18.Lema’da geçmektedir. Bediüzzaman Hazretleri bu Lema’nın önsözünde: “Risale-i Nur şakirtlerine işaret eden Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir keramet-i gaybiyesidir.” Gizli kalmış gaybî mühim bir mucize-i Ahmediyeyi (a.s.m.) beyan eder” diyerek konunun öncelikle Efendimiz (SAV)’in bir mucizesi ve “Ben ilmin şehriyim. Ali ise, onun kapısıdır.”(1) işaretine mazhar Hz.Ali (K.V)’nin bir kerameti olarak takdim etmektedir. Soruda sorulan metin şu şekildedir; “Sonra Hazret-i Cebrail’in, Âlâ Nebiyyina (a.s.m.) huzur-u Nebevide getirip Hz. Ali’ye Sekine namıyla bir sayfada yazılı İsm-i Âzam, Hz. Ali’nin (r.a.) kucağına düşmüş. Hz. Ali diyor: “Ben Cebrail’in şahsını yalnız alâimü’s-sema suretinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum”(18.Lema) Görüldüğü üzere, Hz.Ali’ye (K.V.) inen bir Sekine’den bahis vardır, yoksa haşa- Peygamberane bir vahiyden değil! Bahse konu Sekine, Mecmuatü’l-Ahzabta “Kaside-i Ercûze” şeklinde geçmektedir.(2) Allah’ın altı İsm-i Azamı olan “Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs” isimleri ile bir dua-yı münacattır. Bediüzzaman Hazretleri bu “Sekîne” tâbir edilen İsm-i Âzamın okunma şeklini de “yetmiş bir âyet ile yüz yetmiş bir defa dâimî vird edinmeli” (Lemalar:Sayfa 425) şeklinde dile getirmektedir.

    İtiraz edilen husus; ifadede geçen “Sekine namıyla bir sayfa” ise Sayfa’dan murat İlahi bir ilhamvari mesajdır, yoksa Efendimize (SAV) inen “vahiy sayfaları” ile karıştırılmamalıdır. Şayet itiraz Cebrail’i(AS) görmüş olma Keyfiyeti ise, başta Hz.Aişe, Hazret-i Ömer, İbni Abbas, Üsame bin Zeyd, Ümmü Seleme, Sa’d ibni Ebî Vakkas gibi pek çok Sahabe, Cebrail (AS)’ı Dıhye veya bir süvari veya başka keyfiyette gördüklerini ilan etmektedirler.(3)

    Şayet itiraz Sayfa’nın kucağına düşme keyfiyeti ise, İmamı Gazali bu hususu veciz bir şekilde açıklamıştır: “Onlar vahiyle Peygambere (a.s.m.) nazil olduğu vakit, İmam-ı Ali’ye (r.a.) emretti, “Yaz”; o da yazdı, sonra nazmetti.”(Şualar:635) Konuyu özetlemek gerekirse; Cebrail (AS) Peygamberimizin (SAV) huzuruna geldiği vakit, altı İsm-i Azam’lı münacat duasını, murad-ı ilahi gereği, İlim Şehrinin Anahtarı Hz.Ali’ye (K.V.) nazmetmesi için getirmiş, Efendimiz de (SAV) Hz.Ali’ye Sekineyi bir Kaside şeklinde düzenlemesi için bildirmiştir. Murad-ı İlahi , nazmetme işlevini Hz.Ali’nin yapması istediğinden, Bediüzzaman Hazretleri “Hz. Ali’nin (r.a.) kucağına düşmüş” şeklinde belirtmektedir.

    “Sekine” hakkında Kur’an-ı Kerimde geçen; “Mü’minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, Sekine(güven duygusu ve huzur) indiren O’dur.” (Fetih Suresi, 4) Ayetin tefsirinde Elmalı Hamdi Yazır; Hz. Ali’nin “Sekine” ile neyi kast ettiğini şöyle açıklamaktadır:

    “Sekîne müminin kalbine sakin olup onu güvenli kılan melektir.” “Sekine” ifadesini pek çok Hadis-i Şerifte de görmek mümkündür : Bir zat Kehf suresini okuyordu. Yanında da iki uzun iple bağlı olan atı duruyordu. Derken etrafını bir bulut kapladı. Ve bu bulut ona yaklaşmaya başladı. At da bu durumdan huysuzlanmaya, ürkmeye koyuldu. Sabah olunca adam Resulullah (sav)’a gelip vak’ayı anlattı. Hz. Peygamber (sav) ona şu açıklamada bulundu: “Bu sekine idi, Kur’an için inmişti”(4)

    Resulullah (sav) buyurdular ki: “Bir grup, Kitabullah’ı okuyup ondan ders almak üzere Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekine iner ve onları Allah’ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar.”(5)

    Ben şehadet ederim ki Ebu Hüreyre ve Ebu Said (ra) Resulullah (sav)’ın şöyle söylediğine şehadet ettiler: “Bir cemaat oturup Allah’ı zikrederse, mutlaka melekler etraflarını sarar, Allah’ın rahmeti onları bürür, üstlerine sekine iner ve Allah onları yanında bulunan (büyük melek)lere anar.”(6)

    Netice olarak, Hz.Ali’nin Sekine mahiyetinde İsm-i Azam duasını nazmetme keyfiyetine mazhar olmasının Ehl-i Sünnet perspektifinde bir sakıncası yoktur. Bu Hz.Ali’ye inen bir vahiy değildir, Efendimiz (SAV)’e inen İsmi Azam duasının, Hz.Ali’ye bildirilerek onun nazmetmesidir.

    • ÖMER YILDIZ

      m. a Rumuzlu Şakirde Cevap.

      Gerçi cevabı gerektirecek dişe dokunur bir şey yok ama usuldendir, yazmamak olmaz. Evvelen; ben bu konuyu biliyorum ve kaynak vererek söyleyeceğimi metin üzerinden söyledim. Şu halde sui zan söz konusu değildir. Ben Rabbim olan Allah’ın sözünü ciddiye alırım. Bilmediğim şeyin peşine de asla düşmem. (İsra,17/36)

      Ey Şakird!

      Benim Hz Ali ile bir derdim yok. Senin onu aklamaya çalışmana da gerek yok. Derdim Sait Nursî’nin sanrılarını Ali üzerinden meşrulaştırma gayreti. Ben diyorum ki bu “Sekine” safsatası bir uydurmadır ve Ali’ye iftiradır. Sen kalkıyorsun bu saçmalığın varlığını ve meşruluğunu tekraren ispata kalkıyorsun. Bak kardeşim böyle bir saçmalık Said Nursî’nin uydurmasıdır. Ortada ne “Gizli kalmış gaybî mühim bir mucize-i Ahmediye’nin” beyanı, ne de Ali’nin risaleleri haber veren kerameti var.

      Ey Şakird!

      Biraz akletsen, ah bir aklını kullanabilsen, meseleyi çözeceksin ama nerede!… 15 asır sonra nasıl oluyor da Said Nursî, kimsenin fark edemediği gizli kalmış bir mucizeyi keşfediyor? Ha! Pardon ilham alıyordu değil mi? O kendiliğinden bir şey yazmıyor, kendisine yazdırılıyordu değil mi? Kim mi yazdırıyordu dediğini duyar gibi oluyorum? Kim olacak Said Nursî’ye Allah yazdırıyor!.. Yoksa Risaleler gibi bin kişinin bir araya gelmesiyle bile telifi güç devasa bir eseri, aciz, hastalıklı ve doğru dürüst tahsili bile olmayan bir adam nasıl vücuda getirecek değil mi?

      Ey Şakird!

      Böyle bir uydurmayı, aslında Cebrail bu sahifeyi Hz Ali’ye değil de Resulüllah’a getirmiş, Resulüllah ta bu sahifeyi nazım haline dönüştürmesi için Ali’ye havale etmiştir salaklığını ancak şakirtlere yutturabilirsin. “Hz. Ali’ye (K.V.) inen bir Sekine’den bahis yok” diyorsun ama nasıl oluyorsa yazılı bir sahife Ali’nin kucağına düşüyor!? Hem olayı Said Nursi senin anlattığın gibi de anlatmıyor ki. Metinde Hz Peygamberin yanında/huzurunda oturan Ali’nin, gök kuşağı şeklinde gördüğü Cebrail’in sahifeyi kucağına bıraktığını söylüyor. Şimdi sen Üstadın Said Nursî’yi yalanlıyor musun? Onun demediği bir şeyi mi söylüyorsun!.. Ne kadar ayıp ve hadsizlik!.. “Sayfa’dan murat İlahi bir ilhamvari mesajdır, yoksa Efendimize (SAV) inen “vahiy sayfaları” ile karıştırılmamalıdır.” Sözünün de ilmî ve aklî hiçbir değeri yoktur. Saçmalıklarla uğraşacak zamanım da yoktur. Nurculuk dininin önemli “vird”lerinden biri olan bu saçmalığın benim açımdan hiçbir değeri de yoktur. Keenlemyekûn.

      Ey Şakird!

      Cibril hadisinden hareketle, Cebrail’i falan da görmüştür, filan da görmüştür, Ali’nin de Cebrail’i görmesinin ne mahsuru var diyorsun ama mesele bu da değil… Bak Şakirt Efendi! Hadi diyelim ki Ali de Cebrail’i gördü. Ancak Cebrail’in Ali’ye “sahife” getirmesinin anlamı: O’nun Peygamber olmasını iktiza eder. Zira dost-düşman, gâvur-Müslüman azıcık insafı olan herkes bilir ki Cebrail vahiy meleğidir. Görevi PEYGAMBERLERE vahiy olayında aracılıktır. Peygamberlerden başkasına da ne “sahife” ne de “vahiy” getirmiştir. Bu basit gerçeği sen de bilirsin de, Said Nursî’yi aklamak için kıvırıp duruyorsun…

      “Bu Hz. Ali’ye inen bir vahiy değildir, Efendimiz (SAV)’e inen İsmi Azam duasının, Hz. Ali’ye bildirilerek onun nazmetmesidir.” diyerek yalanınıza Resulüllah’ı da alet ediyorsunuz ya sizden her melanet beklenir. Böyle bir şey söz konusu olsaydı bu vahiy Kur’an’da olurdu değil mi? Vahyi gayri metluğ saçmalığını istersen hiç açma da bu mühim olayı Said Nursî’den başkası nasıl keşfedememiş onun cevabını ara. Ali’nin vahiy kâtibi olduğunu biliyoruz. Kendisinin yazdığı bir Kur’an nüshasının olduğunu da biliyoruz. Ancak “Ali’nin nazım haline getirdiğini” söylediğin bu “sekine” kendisinin nüshasında da yok. Demek ki Ali, Said Nursi’nin Risalelerini haber vermek için, bu vahyi sakladı. Said Nursî’nin 15 asır sonra keşfini bekledi. İftiraya bakar mısınız?

      Ey Şakird!

      Allah’ın mü’minlerin imanlarını kat kat arttırmaları için kalplerine huzur ve güven vermesi (Fetih: 4) ile Said Nursî’nin uydurması olan “sahife”nin uzaktan yakından alakası yoktur. Zira ayette manevi bir durumdan ve Allah’ın manevi yardımından söz edilmektedir. Said Nursî’nin uydurması sahife ise; yaratılışın başlangıcından âlemin sonuna kadar olan zaman diliminde, muhtaç olunan bütün bilgilerin kaynağı olan somut bir sayfadan bahsediliyor. Yani Allah’ın manevi yardımı, yazılı bir belgeye emsal olamaz. Anlayacağın Şakirt Efendi sana buradan ekmek çıkmaz. Efendinin sanrılarını savunmak için Kitab-ı Kerim’i dayanak yapamazsın. Buna imkân yok. Hadi başka kapıya…

      • Ey nefsi … kendini bilir zannedipte cahilliğini gösteren … bu iftira ve hakaretlerin sadece burda kayıda alınmadı huzuru mahşerde bu yazdıklarının hesabını bu dünyada da ahirette de ağır ödeyeceksin (bu yazdıkların için tovbe etmemek sartıyla)

        • ÖMER YILDIZ

          Ey Burak Bilici!..

          Yukarıdaki metinde ne hakaret ve ne de iftira söz konusu. Anlaşılan zatınız ya anlama özürlü ya da şartlanmış ve ya afyonlanmış bir kafa ile baktığından olsa gerek iftira olarak algılamışsınız. Ben olmayan bir metinden bahsetmedim ki iftira olsun. Hakaret ise ima ile bile söz konusu değil. Ehli insaf bunu bir bakışta görür bu yüzden izah etmek lüzumunu duymuyorum

          İşin ahiret boyutunu hep beraber göreceğiz inşaallah ama bu dünya ile ilgili tehdidini ciddiye alıyorum. Zira ülkemizde son yaşanan olaylarla tecrübe ettik ki siz değil bir kişiyi tüm toplumu katletmekten imtina etmiyorsunuz. Bu tehditten doğan hukuki hakkım baki kalmak kaydıyla şimdilik şerrinizden Rabbim olan Allah’ın korumasına ve merhametine sığınırım.

          • ilham ayrı vahiy ayrıdır melekten insandan tut hayvana kadar herşey ilhama mazhardır hatta kuranda biz arıya vahyettik diyor ilham manasında vahiy ise sadece peygamberlere gelir şimdi bediüzzaman hazretleri ben kendi ilmimle yazdım kendi bilgimle yazdım dese acaba kuranda karunun ben kendi ilmimle bu serveti kazandım demesi gibi olmuyor mu kısaca herşey ilhama mazhardır kuşlar böcekler v.s

          • ALLAH IM ŞAHİDİM OLSUNKİ AYET VE HDİSTEN BAŞKA KULAK VERMİYECEM .ALLAH AKLI SELİM DÜŞÜNEN ÜMMETİ MUHAMMEDİ İRŞAD ADI ALTINTA KİTLELERİN İMAN KATİLLERİNİN ŞERRİNDEN KORUSUN.

      • Mesut Şentürk

        Ali nebiyyina derken Nebi ne demek

        • ÖMER YILDIZ

          Mesut bey mesele sadece “ilham” meselesi değil. İlhamla ilgili dilediğiniz şekilde ucu açık yorum yapmanızda mümkün. Said Nursi’nin risalelerin kendisine “YAZDIRILMAK” başta olmak üzere nasıl vucuda getirdiğine dair iddialarına örnekler eşliğinde aşağıdaki yazıma bakabilirsiniz.

          http://www.iktibasdergisi.com/said-nursinin-risaleler-bana-yazdirildi-indirildi-iddiasi-baglaminda-bir-degerlendirme/

          • Yahu Ömer YILDIZ milleti mesnetsiz laflar yetiştireceğine az oku ve tefekkür et..Yukarıda feraseti açık kardeşlerimiz meselenin hakikatını ifade etmiş ama sen anlamamakta ve konuyu çarpıtmakta ısrarla köpürüyorsun..Üstadın Yazdırıldı demesini niye hemen vahiy manasına çekiyorsunuz..Bediüzzaman “Birden hatıra geldi ki: Bu üç farkın sırrı ise Risalet-ün-Nur’un mertebesi üçüncüde olmasıdır. Yani vahiy değil ve olamaz. Hem umumiyetle dahi ilham değil, belki ekseriyetle Kur’ân’ın feyziyle ve medediyle kalbe gelen sünühat ve istihracat-ı Kur’âniyedir.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi)
            Buyurdu halde vahiy dediğine dair bir tek söz olmadığı hiç bir nur talebesi risalenin vahiy olduğu iddiasında bulunmadığı halde sizin karın ağrınız ve delilin nedir ki ısrarla yazdırıldı sözünü vahiy manasında göstermeye çalışıyorsunuz..Biz bu meseleyi anlatmaktan bıktık sizler çarpıtmaktan bıkmadınız.Hakketen çok ağır bir vebal ve iftira altına giriyorsun..Bence tövbe etmelsiniz.

        • ÖMER YILDIZ

          “Ali nebiyyinâ” ifadesini kim diyor? Ben böyle bir şey demiyorum ve bu yazı ile sorunun ne alakası var? Umarım Ali’nin “haber veren/getiren kitab verilmeyen peygamber olduğunu düşünmüyorsunuz? Konu ile ilgili kısa bir bilgi yukarıdaki yazımda var. Okursanız şayet faydalı olacağı kanaatindeyim. Selam ile.

          • ÖMER YILDIZ
            Ömer YILDIZ

            Yunus Abdüssamed, sahte bir adın arkasına saklanıp okuma ve tefekkür telkin edeceğine azıcık delikanlı ol da hem isminle çık insanların karşısına hemde Said Nursi’nin mertçe söylediği/ihsas ettiği sözlerini yamultmadan yorumlamadan kabul et. Benim bir çarpıtmam ve iftiram asla söz konusu değil zira metin ortada. Ben konuyu böyle anlıyorum. Sen ne hadle bana nizâmât vermeye kalkıyorsun. İkinci olarak ne cür’etle üstadının sözlerini yorumlamaya ve ya düzeltmeye çalışıorsun. Hadsizlik teme. Haddini bil ve üstadının Tanrıdan şu veya bu şekilde alıp yazdığı metinlere sadık kal. Nurculara bir şey anlatmaya çalışmak gibi beyhude bir uğraşım yok. Nurcuların Said’ten başkasını dinleme ve kulak verme gibi bir dertlerinin olmadığını da biliyorum. Bu bağlamda derdim ve muhatabım sizler değilsiniz. Sinsice ağınıza düşürmeyi hedeflediğiniz insanlardan ne kadarına ulaşırsam o kardır diye düşünüyorum. Kişisel felsefem ‘Nurculardan ne kadar uzak olursan, Allah’a o kadar yakın olursun’dur wesselam.

      • m.a. gayet mantıklı açıklamış. Sizin ifadeleriniz kin ve düşmanlık hissiyle dolu fakat sekine uydurma olmadığı kesin ispat edilmiş olmakla beraber oradan ilmi cifirle gelen tam mana ve tarihin Risale-i Nur’a en ziyade saldırıların yapıldığı tek parti istibdat yönetimi zamamında belki teselliye en muhtaç oldukları zamanda İman-ı Ali’nin, Abdülkadir-i Geylaninin eserleriyle Risale-i Nur’a işaretleri tam hale uygun ve tarihin üzerine parmak basmaları, hem de Müellifinin o tarihteki tam haline uygun söz söylemeleri tek bir iki değil, işaret arttıkça ve arttıkça apaçık bir şekilde sarahat derecesinde Risale-i Nur’un makbuliyetine imza basmalarıyla talebelerine teselli vermeleri korkma demeleri İslam’a olan gayretlerini artırmaları durumunu eleştirenler ilmi kıskançlık zamanı değildir, Risale-i Nur’un hizmetini takdir etmeyenler böyle maskara oluyorlar, fakat farkında değiller. Öfkede boğulmuş halde yazılar yazmışsınız fakat sizin öfkeniz bizi Kudsi vazifemizden zerre kadar müteessir etmiyor.

        • ÖMER YILDIZ

          Sağırlara işittirmek gibi bir derdim yok. “Sekine” palavrası da Said’iniz da ve Kutsal bir metin olarak üzerine titrediğiniz Risaleleriniz de sizin olsun. Irak durun tevhid erlerinden.
          Her yamukluğunuza bir bahane bulmak yerine biz bu Said Nursi’yi tanrılaştırıyor muyuz diye düşünmenizi beklemiyorum o yüzden düşün artık bu milletin yakasından.
          Fetullah Gülen örneğinde olduğu gibi perişan ediyorsunuz bu gariban insanları. Sakın bana o müptezel “nurcu” değil mavalını okumayın, berbadınızı çıkarırım. Sizin ondan onun sizden bir farkı yoktur. Aynı memeden süt emen ikizlersiniz.
          Selam hidayete tabi olanlara olsun.

      • ﺑِﺎﺳْﻤِﻪِ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ

        ﺍَﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَ ﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ

        Aziz, sıddık kardeşlerim ve Nur şakirdlerinin küçük pehlivanları!
        Asâ-yı Musa âhirlerinde -bazı nüshalarında- mübarekler pehlivanı büyük ruhlu Küçük Ali namında bir kardeşimizin sualine karşı verdiğim bir cevab var.
        Onu okuyunuz ki, o zâta bazı mu’terizler Risale-i Nur’un kıymetini bir derece kırmak için demişler: “Herkes Allah’ı bilir.
        Âdi bir adam, bir veli gibi Allah’a iman eder” diye Nurların pek yüksek ve pek çok kıymetdar ve gayet lüzumlu tahşidatını ziyade göstermek istemişler. Şimdi İstanbul’da -daha dehşetli bir fikirde- anarşi fikirli küfr-ü mutlaka düşmüş bir kısım münafıklar, Risale-i Nur gibi, ekmek ve suya ihtiyaç derecesinde herkes muhtaç olduğu imanî hakikatlarına ihtiyacı düşürmek desisesiyle diyorlar ki: “Her millet, herkes Allah’ı bilir.
        Onu, daha yeni ders almağa ihtiyacımız çok yok.” diye mukabele etmek istiyorlar.
        Halbuki Allah’ı bilmek, bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’î ve küllî herşey onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat’î iman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve “Lâ ilahe illallah” kelime-i kudsiyesine, hakikatlarına iman etmek, kalben tasdik etmekle olur.
        Yoksa “Bir Allah var” deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek, hâşâ hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci’ tanımak ve herşeyin yanında hazır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah’a iman hakikatı onda yoktur.
        Belki küfr-ü mutlaktaki manevî cehennemin dünyevî tazibinden kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler.
        Evet inkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.
        Evet kâinatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahidleri bulunan Hâlık-ı Zülcelal’i inkâr edemez.
        Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayd kalır.
        Fakat ona iman etmek: Kur’an-ı Azîmüşşan’ın ders verdiği gibi, o Hâlık’ı sıfatları ile, isimleri ile umum kâinatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmek ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak; ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tövbe ve nedamet etmek iledir.
        Yoksa, büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir.
        Her ne ise…
        Evlâdlarım, ehemmiyetli bir hâdise size bu uzun mes’eleyi kısaca beyan etmeye sebeb oldu.
        Şimdilik sizlere Risale-i Nur’un ehemmiyetli şakirdleri nazarıyla bakıyorum.
        Mustafa Oruç çok tali’lidir ki, kendi sisteminde ve ruhunda ve ciddiyetinde, az bir zamanda sizleri buldu.
        Bir iken on Mustafa oldu.
        Said Nursî
        Emirdağ-1 – 202

  2. Nevzat sakınç

    Sekine Kuran dışı bir şey değil tamamen Kurandan bence siz bilmediğiniz bir konuda nefsinize yenik düşmüşsünüz..Saidi nursi uyduracak olsa ayetleri bozmak için ayet dışı bir şeyler yazar,kendini üstün göstermek içinde Hz Ali yi değil kendini öne çıkarırdı
    1. Allah her sıkıntıdan sonra kolaylık lütfedecektir. (Talak, 65/7)

    2. Bütün yüzler gerçek hayat sahibi, her şeyi ayakta tutan Allah’a baş eğmiştir. (Taha, 20/111)

    3. Şüphesiz, Allah size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. (Hadid, 11/9)

    4. Şüphesiz, Allah tövbeleri çok kabul edici ve kullarına çok merhamet edicidir. (Nisa, 4/16)

    5. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. (Nisa, 2/23, 106)

    6. Muhakkak ki, Allah her şeye gücü yettiği halde çok bağışlayıcıdır. (Nisa, 4/149)

    7. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işitir ve her şeyi hakkıyla görür. (Nisa, 4/58)

    8. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilir ve her işi hikmetle yerine getirir. (Nisa, 4/11)

    9. Muhakkak ki, Allah sizin üzerinizde gözeticidir ve her halinizi görür. (Nisa, 4/1)

    10. Biz sana apaçık bir fetih yolu açtık. (Fetih, 48/1)

    11. Ve Allah sana pek şerefli bir zaferle yardım etsin. (Fetih, 48/3)

    12. Şüphesiz Allah’a tâbi olan topluluk gerçek gâliplerin tâ kendisidir. (Maide, 5/56)

    13. Muhakkak ki Allah, azabında pek kuvvetlidir ve kudreti her şeye galip olandır. (Hud, 11/66)

    14. Muhakkak ki hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her türlü övgüye lâyık olan ancak Allah’tır. (Lokman, 31/26)

    15. Allah bana yeter. O’ndan başka ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. (Tevbe, 9/129)

    16. Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. (Al-i İmran, 3/173)

    17. En büyük korku olan kıyâmetin dehşeti onlara üzüntü vermez. (Enbiya, 21/103)

    18. Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım isteriz. (Fatiha, 1/5)

    19. Ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. (Fatiha, 1/2; Enam, 6/45)

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*