Anasayfa » HABERLER » RAMAZANDA RAMAZAN’I KONUŞMAK

RAMAZANDA RAMAZAN’I KONUŞMAK

Konuya orucun başlama zamanı olan imsak ile başlayalım istiyoruz. Çünkü yıllardır üzerinde konuşulan bir konudur. Fakat her Ramazan geldiğinde bu konular yeniden tazelenerek gündeme getirilir.

Ramazan oruç ayı olması nedeniyle tüm Müslümanların nezdinde büyük bir öneme sahiptir. Ramazanla Müslümanların gündemine oruç ibadeti girmektedir. Bu ibadetin başlama ve bitiş zamanı ile ilgili bilgilenmeye ihtiyaç olduğu gibi; oruçlunun sakınması gereken durumlar, kimlerin oruç ibadetiyle sorumlu olacağı ve hangi hallerde mazur sayılacağı ile ilgili bilinmesi gereken bir dizi konu bulunmaktadır. Aynı zamanda Ramazan ayı Kur’an ayıdır da. Çünkü Kur’an’ın yeryüzüne inzali bu ayda başlamıştır. Yine bir başka özelliği ise Kur’an bu ay içerisindeki bir gecede indirilmeye başlanmış ve bu geceye Cenabı Hak Kadir gecesi ismini vermiştir. Böylece bu ayın gündemi oldukça yüklüdür.

Konuya orucun başlama zamanı olan imsak ile başlayalım istiyoruz. Çünkü yıllardır üzerinde konuşulan bir konudur. Fakat her Ramazan geldiğinde bu konular yeniden tazelenerek gündeme getirilir. Sebebi ise Ramazan gelmeden güneşin doğmasına yaklaşık bir saat kala okunan sabah ezanı, Ramazan ayı gelince (28 Haziran itibariyle) güneşin doğmasından bir saat elli dakika önce okunmaya başlamasıdır. İnsanımız bu farkı anlamak için haklı olarak tecessüs gösteriyor. Bu arada bazıları durumdan vazife çıkartarak kendince ölçüp biçmeye, ileri geri konuşmaya başlıyor. “Sabah namazının vaktinin girmediğini, Diyanetin duruma el atmadığını ve insanlara bir saat fazladan oruç tutturulduğunu, aslında güneş doğana kadar yenebilineceğini savunanlara kadar çok renkli ve çok çeşitli konulara girilmektedir. Bizler bu konuda bizden oruç tutmamızı isteyen ve ibadetlerimizi kabul buyuracak olan Rabbimiz ne buyuruyor öncelikle ona bakmamızın gerektiğine inanıyoruz:

“Ramazan ayı; öyle bir aydır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hak ile batılı ayıran Kur’an, o ayda indirilmiştir. Sizden her kim o aya erişirse o ayda oruç tutsun. Kim de hasta olur veya seferde bulunursa, diğer günlerde o kadar oruç tutsun. Allah, sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. Bu sayıyı tamamlamanız; size hidayet ihsan etmiş olduğundan Allah’ı tekbir ile yüceltmeniz içindir ve umulur ki şükredersiniz.” (Bakara 2/185) Bu ayet oruç tutacağımız ayı gösterdiği gibi hangi durumda mazur sayılacağımızı da bildirmektedir.

“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye/ akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete /itikafa çekilmiş olduğunuz zamanlarda eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırları ihlal etmeyin. İşte Allah ayetlerini insanlara böyle açıklıyor. Umulur ki korunurlar.”(Bakara 2/187) Bu ayet ise

Ayette belirtildiği gibi orucun başlama zamanı gece ile gündüzün ayrışma zamanı olan bulunduğumuz yere göre doğudaki ufkun ince bir çizgi halinde beyazlaşmaya başlamasıyla İmsak dediğimiz olayla başlıyor. Buna fecrin doğması tabiri de kullanılır. Burada “beyaz ve siyak iplik” tabirleri gerçek anlamında değil gecenin siyahlığı ile gündüzün beyazlığını anlatmak için mecazen kullanılmıştır. Bu vakit aynı zamanda sabah namazının vaktinin başlama zamanıdır. Malum olduğu üzere ayeti celilede bu namaz için isra suresinde “fecrin Kur’an’ı” tabiri kullanılmaktadır:

“Güneşin batıya eğilmesinden geceye kadar namaz kıl. Ve fecrin Kur’anı’nı da. Çünkü fecrin Kur’an’ı şahitlidir. “(isra 17/78) Bu ayette de belirtildiği gibi sabah namazının vakti fecirle başlar, güneş doğuncaya kadar devam eder. Bu zaman içinde sabah namazı kılınır. Herhangi bir sebeple uyku unutmak gibi bir nedenle kılınamamışsa güneşin bir mızrak boyu yükselmesinden zeval vaktine kadar da eda olarak kılınır. Bunun uygulaması sünnet ile sabittir. Ramazan ayı dışında Oruç tutmak gibi bir mecburiyet olmadığı için sabah namazı ezanı daha geç okunmaktadır. Güneş doğmadan sabah namazını eda edecek kadar bir süre önce olması yeterli olduğu için vaktin başladığı anda okunmamaktadır. Ramazan ayında ise fecirle beraber imsak /yani oruca başlandığı için ezan bu vakitte okunmaktadır. Bu uygulamanın sebebi budur.

Şimdi gelelim güneşin doğması ile fecrin doğması arasındaki bu kadar uzun bir zamanın olmasının nedenine. Olayı anlamak için güneşin batıdaki ufuktan batmasıyla başlayan akşamın vakti girdikten bir saat kırk beş dakika sonra (yine bu bilgi 28 Haziran itibariyle) yatsının vaktinin girdiğini görüyoruz. Bunun nedenini hiç düşündünüz mü?  Bu niçin böyle diye?!..  Çünkü güneşin ufuktan kaybolmasıyla iş bitmiyor. Yine bulunduğumuz coğrafyanın en yüksek noktasından ışıklarının çekilmesiyle akşam olurken; gecenin başlaması için batıdaki ufukta kızıllığın gidip yerini beyazlığa bırakması, beyazlığın ardından da ufku siyahlığın kaplaması gerekmektedir. İşte bu olay bir saat kırk beş elli dakikalık bir sürede gerçekleşiyor. Bu düzen dünya ve güneşin var olmasından beri böyledir. Güneş battıktan sonra ufku gözlerseniz yüksekte bulunan bulutlar uzun süre kızıl rengini korur. Sebebi bizim göremediğimiz güneş ışıklarını bulutların görmüş olmasındandır. Biraz daha zaman geçtikten sonra, güneş artık bizim görebildiğimiz alandan ışıklarını çekmiş olmaktadır. Artık bizim görebildiğimiz ufuk tamamen kararmıştır. Bu durum bize gecenin geldiğini göstermektedir. İşte bu olay bizim için yatsı namazının vaktinin girdiğini de göstermektedir. Güneş batarken gerçekleşen şartlar ve geçen süre doğarken de sondan başa doğru doğu ufkunda aynı sürede tekrar etmektedir.

Şimdi batıda gerçekleşen bu olayın aksi bir durum sabahleyin doğu ufkunda gerçekleşmektedir. Hani dünyanın yuvarlaklığını ispat ederken gemi örneği verilir. Limandan uzaklaşan geminin önce teknesi sonra bacası sonra da dumanı kaybolur. Limana gelişte ise önce dumanını sonra bacasını ve sonra da teknesini görürüz. Bunun gibi aynı yuvarlağın yani dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesiyle meydana gelen gece ve gündüzün meydana gelişindeki sistem de aynıdır. Bu defa doğudan güneşi görebilmemiz için batıdaki serüvenin aksini burada görüyoruz. Önce her yer karanlık yani gece iken güneşin ışıkları ufkumuza ulaşmaya başladığı zaman doğudaki ufuk ince bir çizgi halinde beyazlamaya başlamaktadır. Sonra yavaş-yavaş ufuktaki siyahlık batıya doğru bir perdenin çekildiği gibi çekilerek ufka yansıyan beyazlık bulunduğumuz zemini aydınlatmaya başlar. Burada şunun bilinmesi gerekir: örneğin kayserinin deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 1050 metredir. Yine aynı yerde bulunan Erciyes dağının yüksekliği ise 3916 metredir. Bu durumda aynı beldede 2916 metre yani yaklaşık 3000 metre irtifa farkı vardır. Bu demektir ki Erciyes ufuktaki beyazlığı bizden çok önce görecektir. Hesaplar buna göre yapılmaktadır. Normal zeminde olanlar Kayseri’de ezan okununca ufuktaki beyazlığı 20-25 dakika sonra fark etmelerinin hikmeti budur. Eğer Erciyes’te olsaydık o irtifadan ezanın okunduğu anda ufuktaki beyazlığı yani fecrin doğduğunu görmemiz mümkün olurdu. İşte bütün bu olaylar aynen batarken geçen süre gibi bir saat kırk beş-elli dakika içinde gerçekleşmektedir. Bütün bunlar dünyanın güneşin ve ayın hareketleriyle ilgili konulardır. Dünyanın kendi ekseninde dönüş hızı hep aynı olduğuna göre, birim zaman içinde kat ettiği mesafe de hep aynı olacaktır.

Şimdi bir başka örnekle anlamaya çalışırsak; Ankara kayseri arsı mesafe 330 km. saatte 60 km sabit bir hızla giden araş her zaman bu mesafeyi 5,5 saatte kat edecektir.  Şimdi dünyanın dönüş hızı belli. Kendi eksenindeki dönüşünü 24 saatte tamamlamaktadır. Güneş etrafındaki seyrini de bir yılda- 365 gün altı saatte tamamladığına göre, dünyanın kendi eksenindeki seyrinde bir değişme olmayacağı gibi; güneş etrafındaki seyrinde de bir değişme olmayacaktır. Yani fecir ile güneşin ufuktan görünme süresi hep aynı olacaktır. Astronomi ile iştigal edenler bir yıl önce ay güneş ve dünyanın nerede ne zaman ne kadar süreyle karşılaşacağını ve dünyanın nerelerinden görülebileceğini bir yıl önceden tespit ederken bu üçlünün seyir çizgisini ve süratini bildikleri için, ne kadar sonra nerede buluşacaklarını ve ay ve güneş tutulması diye tabir edilen olayı bilebiliyorlar ve görmeleri için de dünyaya ilan ediyorlar. Hilalin görülme konusu da aynı şekilde takip edilmektedir. Her ay hilal ne zaman nerede ne kadar süreyle görüleceği de aynı yöntemle mümkün olmaktadır. Bildiğimiz kadarıyla Hollanda hükümeti her ay hilalin ne zaman, kendi ülkesinde veya diğer ülkelerde görüleceğini gözlemleyip görsel medyada ilan etmekte olduğu orada yaşan kardeşlerimiz tarafından ifade edilmektedir. Şimdi Müslümanları ilgilendiren bu konular, ilgilenen kimseler için çok daha kolay anlaşılacak ve ispat edilecek durumdadır. Kimsenin kendine göre ahkâm kesmesine gerek yoktur. Güneş, Ay ve Dünyanın hareketlerine bağlı olan imsak, iftar, Ramazan ayı, bayram ve namaz vakitlerinin tespiti de, bu gün çok net ve kolay tespit edilme imkânına sahiptir. Sadece bu durumu önemseyip gale alacak devlet, millet ve fertlere ihtiyaç vardır.

Durumu özetlersek oruç ibadeti Ramazan ayında fecrin doğmasıyla/imsak la başlayıp, güneşin batmasıyla/ iftarla son bulmaktadır. Bu zaman içerisinde oruçlunun yemek içmek ve bunlara bağlı olarak hap, iğne ve keyif veren sığara, enfiye veya buna benzer ağız ve burun yoluyla alınan maddelerden ve cinsel yakınlıktan uzak durması gerekmektedir. Oruçlunun istenilen amaca ulaşması için, her türlü yalan, iftira, gıybet, kötü söz ve nizadan uzak olduğu gibi; gözünü, kulağını ve kalbini Rahmanın razı olacağı davranış ve anlayışlara çevirmesi düşüncesi hakim olmalı.

Ramazan’ın Kur’an ayı olmasına gelince, insanımızın bundan bu ayda okunacak “mukabeleleri, hatimleri” anlamaktadırlar. Elbette okuyacağız, kur’an bu ayda indirilmeye başlanmıştır. Ancak sadece bu ayda indirilmemiştir. Yılın her ay ve gününde 23 yıllık risalet süresince indirme devam etmiştir. Çünkü Kur’an hayat kitabıdır ve hayatın içine indirilmiştir. Hayat devam ettiği sürece günün her saatinde ona ihtiyacımız olacaktır. Onu hayatta okumak için değil, hayatı ona göre yaşamak için anlayarak tertil, tefekkür, teemmül ve tefeqquh ederek okumaktır. Bu minval üzere, İbadetlerimizde okuduğumuz gibi ticaretimizde, siyasetimizde, özel ve genel işlerimizde, insani ilişkilerimizde kısaca hayatın tüm alanlarında, onun ahlak anlayışı ve yaşam ilkelerini hayata geçirmek için okumalıyız ki, bu kitap bizim için de hayat kitabı olma şerefine ulaşmış olsun.

Yine bu ayda olan bir başka hadise ise Kadir gecesidir. Kur’an’ın ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olduğu ifade edilmektedir. Bizim insanımız bunu, çok hoşuna giden “bir koyup bin almak” ölçeğinde algıladığı için, tüm güçleriyle bu geceye odaklanmaktadırlar. Zannediyorlar ki keramet bu gecede. Hâlbuki o geceyi kıymetli kılan şeyin, o gecede indirilmeye başlanılan Kur’an olduğunu bilmemiz gerekir. Kur’anla anlamlandırılan bir an, Kur’an’sız geçen binlerce anlardan, zamanlardan, amellerden ve ömürlerden daha hayırlıdır. Verilmek istenen mesaj budur. Hayatınızı Kur’anla değerli hale getirin demektir. O kur’an Abdullah’ın oğlu Muhammedi (as) Allah’ın elçisi şerefine ulaştırmıştır. Kitap nedir İman nedir bilmeyen Peygambere imanı ve Kitabı öğretmiştir. İnsanlığa İslam’ı getirmiş, insana Allah’a kul olma şerefini vererek hayatını ve ölümünü anlamlı kılmıştır. Bu faziletlerin tümü, o kitabı gereği gibi anlayan, kavlince inanan ve mucibince yaşayan kimseler içindir. Bir çiçekle yaz gelmediği gibi bir gecelik hevesle de bir ömür ihya edilmiş olmayacaktır. Gecemizi ve gündüzümüzü Kur’anla ihya ettiğimiz zaman, her anımızın kadirli ve kıymetli olacağını bilmemiz gerekir!..   Aksi halde bin yıllık ömrümüz, dünya kadar malımız, yeryüzüne hükmeden saltanatımız olsa, Allah katında zerre kadar kıymeti har biyesi olmayacaktır. (Kehf 18/105)  Dünyaya ve ahirete, hayata ve ölüme Kur’an’ın penceresinden bakan, bu bilinçle yaşayan kulların son sözü:

“De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi. De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.  O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, böylece emrolundum. Ve ben, Müslümanların ilkiyim!.. Ya Rabbi bizi Müslüman olarak öldür ve salih kullarının içine kat!..”

Hakkında HÜSEYİN BÜLBÜL

HÜSEYİN BÜLBÜL

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*