Anasayfa » HABERLER » PAGAN BİR DİN: FUTBOLİZM

PAGAN BİR DİN: FUTBOLİZM

“Tribünlerden gelen sesler, savaşan mazlumların sesini kısıyor ve bu sesi bastırıyorsa, futbol afyondur”

Paganizm, batı uygarlık tecrübesinin tümünü özetleyen, kökeni Grekler’e kadar giden doğrudan bir putperestlik biçimidir. İnsan, fıtratı gereği mabudsuz/tanrısız da mabedsiz/tapınaksız da yapamaz. Hakikisini yitirdiği zaman her daim sahtesini icat etmiştir.

Paganizm, günümüzde modernlikle birlikte yepyeni bir pozisyona evrilmiş bulunmaktadır. Bu, tanrı fikri yitirilince insanın tanrılaştırılması durumudur. Bu yeni durumda tüm ayartıcılıkları, çevirdikleri entrikaları ve hayat tarzlarıyla film yıldızları, müzik starları ve futbolcular seküler mabetleriyle Grek tanrılarını aratmaz oldular. Bilhassa son yarım asırda futbol diğerlerinden bir adım öne çıkarak ve artan bir hızla yeni bir paganizm/insana tapınma ve barbarlaşma biçimine dönüşmüştür.

“Tribünlerden gelen sesler, savaşan mazlumların sesini kısıyor ve bu sesi bastırıyorsa, futbol afyondur” der Merhum Ali Şeriatî.  Futbolun bu afyonlama/uyuşturma yönünün öne çıkmasının yanı sıra,  olay artık bir oyun ve eğlence olmanın ötesine geçmiş, kendisi dışında pek çok alanla birlikte anılmaya başlanan bir sektör haline gelmiştir. Hemen hemen dünyanın her ülkesinde olduğu gibi bizim ülkemizde de futbol gündemin ilk sırasını işgal etmektedir. Bu nedenle futbolun basit bir saha oyunundan ibaret olduğunu sanmak/düşünmek büyük safdillik olur. Nitekim “Türkiye’de Futbol Fanatizmi ve Medya İlişkileri” kitabının yazarı Ahmet Talimciler’in dediği gibi; “Futbol artık bir sektör olarak ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yaşamla iç içe geçmiştir, bu yüzden ‘futbol artık en az futbol’dur. Toplumlar ve ülkeler için bir propaganda malzemesidir.  Hatta istendiği takdirde kötü niyete alet edilecek olursa bir ülkenin ekonomisine, toplumsal dokusuna, imajına, töresi ve geleneğine zarar verebilecek bir silaha dönüştürülecek potansiyele bile sahiptir.”

İspanyol diktatör Franco; “Gidişat bozuk, ekonomi kötü, halk perişan, herkes adaletsizlikten yakınıyor ama kimsenin şikâyeti ve isyanı yok. Bunu nasıl sağlıyorsunuz?” sorusuna, “3F ile, yani Fado, Fiesta ve Futbol ile halkı yüz binlik beşiklerde uyutuyorum!” cevabını vermiştir. Franco’nun yüz binlik beşikleri stadyumlardır. Fiesta, çılgınca eğlendikleri milli bayramları, Fado ise meşhur Portekiz halk müziğidir.

Kitlelerin uyuşturulmasından ve afyonlamadan daha önce bahseden ünlü filozof Karl Marx eğer 21. yüzyılda yaşasaydı, Şeriatî’nin tespitinin doğruluğunu teyit edercesine o meşhur “din, kitlelerin afyonudur”  aforizmasını muhtemelen ‘futbol kitlelerin afyonudur’ şeklinde söylerdi. Hakkını teslim etmek gerekir ki futbol şu haliyle çağımızın en etkili narkozudur. Buradan hareketle bugün dünyada genelde spor, özelde ise futbol aynı anda milyonların psikolojisini, sosyolojisini kısacası tüm hayatını etkileyip rehin aldığı için, pagan dönemlerin totemik ayinlerinden daha etkili olmaktadır.

Stadyumlardaki futbol heyecanı bir tür pagan kutsallığa dönüşmüş, toplumların her türlü ideolojiden arındırılmasının, yalıtılmasının aracı olmuştur. Nitekim bugün futboldan başka bir şey konuşmayan, düşünmeyen ve futbolla yatıp, futbolla kalkan bir toplum haline gelmiş olmamız bunun en bariz göstergesidir.

Başta futbol ve futbol idolleri olmak üzere, devasa stadyumlarda verilen konserler, bu konserlerin kahramanı olan müzik putları, kitleleri bir yandan oyalayıp bilincini iğdiş etmek suretiyle egemenlerin kolayca yönlendirmelerine/kullanmalarına amade bir toplum oluşmasına sebep olurken; diğer yandan isyan ahlakının, başkaldırı ruhunun yatıştırılmasının, dumura uğratılmasının aracı olmaktadır. Bundan daha kötüsü ise, futbol ve benzeri olguların, toplum üzerinde heyecan uyandırıcı profan içerikli sahte bir kutsallığa büründürülebilmeleridir.

Kitleler nazarında futbol her türlü paradigmanın önüne geçecek önceliğe sahip bir tutkuya dönüştürmüş ise artık bu konunun üzerine ciddi olarak eğilmek, enikonu değerlendirmek, olayı anlamaya çalışmak, bu noktaya nereden ve nasıl gelindiğinin hesabını ciddi ciddi yapmak gerekir. Günümüzde artık futbol veya diğer sportif faaliyetler, ‘modern insan’ için basit bir taraftarlık veya sempati bağının ötesinde anlam ifade ediyor.  Sportif karşılaşmalar -bilhassa futbol- bir sportif faaliyetten, seyir zevkinden ve taraftarlıktan ibaret değil; olaya ontolojik anlamlar yüklendiği için etkileme ve etkilenme bağlamında adeta bir dindir. Bu ‘din’in çok bağnaz müntesipleri, mâbedleri (stadyumlar) ve ruhban sınıfı vardır.  Orduları, bu orduyu sevk ve idare eden komutanları, arenadaki coşkuyu kabartmak ve savaşın kahramanlarını -çoğu zaman küfür ile- teşvik etmek için amigoları bulunmaktadır. Ve bu dinin kurbanları da vardır.

Futbol, insanların hayatlarına vazgeçilmez bir biçimde girmiş ve ayinsel boyutlar kazanmıştır.  Bu durumu Mustafa Tekin Hoca şöyle resmediyor:  “Vaftiz edilmiş taraftarlar yanlarında döner bıçaklarıyla tam bir kutsal savaşa (!) gider edasıyla statları doldurmaktadırlar. “Damarımı kessen kanım sarı lacivert akar” (burada sarı ve lacivert sembolik olarak verilmiştir; bütün takımların renklerini kullanabiliriz) söylemiyle futbola ontolojik özellikler yüklenirken, “ölmeye ölmeye ölmeye geldik/………….’i stada gömmeye geldik” şeklinde marş tınısıyla söylenen ifadeler yapılan kutsal savaşı (!) oldukça manidar bir şekilde deşifre ettiği gibi mabetteki coşkuyu da artırmaktadır.” (Futbol Dini “Yeni tanrı, yeni mabet”/Milat)

Bugün futbol deyince, şirazesinden çıkmış ve her yönüyle bariz yozlaşma sinyalleri veren bir kitlesel arızalanma halinden, neredeyse bir sosyal patolojiden söz ediyoruz artık.  Maçlara ‘ölmeye’ giden, stadyumları ‘mabed’ olarak niteleyen, ‘vur kır parçala, bu maçı kazan’ gibi kuralsız, izansız motivasyonlarla sahadaki savaşçıları destekleyen tribün yığınları bu kurtlar sofrasının figüranlarıdır. Sahada topçu yoktur, arenada bir şirket için savaşan gladyatörler vardır. Bir futbol takımına bağlılığın bu derece gözü kara bir noktaya gelmiş olması,  kökü derinlere inen sosyal/psikolojik bir problemin varlığına işarettir.

Futbol literatüründe ‘mabet’ kelimesinin çok sık ve tereddütsüz kullanılması paradoksal olarak, futbolun bu insanların kutsallarından birisi olduğunun göstergesidir ve bu noktadan yürürsek enteresan örneklerle/kullanımlarla karşılaşırız. Bunlardan biri, çok satan bir merkez  gazetenin manşet altı ifadesi olarak ‘Fenerbahçe’nin mabedinde şampiyonluk kupasını alan Galatasaray…’ dır.  Yine aynı kavramı, eski bir hakem olan Muhittin Boşat, pervasızca ‘Kartal mabedinde şampiyonluğa uçtu’ şeklinde kullanmakta bir beis görmemektedir. Bir başka örnek de Türkiye’nin en popüler futbolcusu Arda Turan’nın bir Galatasaray-Fenerbahçe derbisi öncesi gururla “Ali Sami Yen bizim mabedimiz biz orada maç kaybetmeyiz” demesi ve aynı Arda Turan’ın Barcelona’nın sakatlanan kaptanı için “büyük kaptan, idolüm!” demekten imtina etmemesidir. Mustafa Tekin Hoca “bizim kıblemiz Rüştü Saraçoğlu” veya insanlar “Fenerbahçe (ya da Galatasaray fark etmez; burada takım ismi semboliktir) bizim kıblemiz” derken, yeni dinin kıblesine ve tanrısına işaret etmiş olmaktadırlar. Tabiat boşluk kabul etmez. Dolayısıyla post modern dünya da kitlelere avunabilecekleri yeni dini hemen sunuyor. “İbadet! Fakat hangi Tanrı’ya?” diye soruyor. Ne dersiniz? Bence de anlamlı bir soru.

Günümüzde nice dinlerin mensuplarının, futbol taraftarları kadar sadakati ve bağlılığı gözlenemiyor. Bir mikro faşizm örneği olarak taraftarların renk tutkusu, takımlarına bağlılığı ve çılgınca destekleri bize şöyle bir mesaj veriyor: Futbol veya diğer sportif faaliyetler ‘modern insan’ için basit bir taraftarlık veya sempati bağının ötesinde anlam taşıyor. Beşiktaşlı bir taraftar gurubunun takımlarının galip gelmesi için,  geceden başlayıp maç sabahına kadar tesbih çekip evrad okuduklarını gururla kameralara anlatması bize bu konuda yeterince ipucu vermektedir. Bu tür kişiler için hayatlarındaki her şeyden önemli hale gelmiş futbol tutkusu artık bilinen her şeyin gözden geçirilmesini iktiza eder.

Futbol; an itibariyle egemen güçlerin de işine gelecek şekilde, kitleleri uyuşturan bir afyona dönüşmüştür. İnsanlar için bu alan acıları dindirme; eziyetli, sıkıntılı dünyadan uzaklaşma, sorumluluklarla yüzleşememenin yol açtığı bir kaçış alanı haline gelmiştir. İnsanları sosyal, politik sorun ve sorumluluklardan uzaklaştırarak, onları sürüleştirme politikasının küresel adı olmuştur. Türkiye’nin hiçbir ciddi sorunu karşısında duyarlılık göstermeyen birçok insan, futbol söz konusu olduğunda şaşırtıcı bir şekilde çözümlemeler yapıp görüş belirterek, derin derin analizler yapabilmektedirler. Ayrıca “bir kimlik edinme aracı olarak da işlev gören futbol, aslında hem kutsallaşmakta hem de buna bağlı olarak bir üst dil olma statüsüne doğru tırmanmaktadır.” İnsanların geçici ve sanal bir mutluluk yaşamaları için problemler futbol sayesinde ‘yok’ farz ediliyor; çözülmek yerine halının altına süpürülüyor. Toplum uyutuluyor, “cambaza bak” tiyatrosu sahneleniyor.

Futbol deyip geçmemek gerek. Çağımızın bunalımlı insanı için bir güç gösterisinden ve zevk aracı olmaktan çok ötede, bir din gibi algılanıp, milyonları etkileyen bir ritüel/ayin haline dönüşmüş bulunuyor. Selehattin Eş’in ifadesi ile “Futbol materyalist toplumların ‘modern insan’ının güce tapma ve zevkperestlik eğilimlerini yansıtan bir âyin, modern bir put ve statlar insanların vecd ve huşu ile ayinlerini icra ettikleri tapınaklardır. ”

Hız ve haz çağında, kitlelerin hem tapınma ihtiyacını giderme hem de afyonlayarak uyutabilmeleri için ‘Futbol dini’ önemli bir işlev görmektedir. Bu bağlamda futbolla ilgili görüşlerimiz ve kanaatimiz olumsuzdur. Futbol salt bir sportif faaliyet olarak görülmemelidir. Futbolun beden ve ruh sağlığına müspet bir faydası olduğuna da inanmıyoruz. Toplumları oyalamak, geniş yığınları meşgul etmek için kullanılan bir araçtır. Futbolun bir gösteri san’atı olduğu göz önüne alınmalıdır. Bu vesileyle toplum televizyonun karşısına geçiyor, maçların kışkırtıcı cazibesine kapılıyor. Böylece kişilerin ve yığınların dertleri ve ekonomik problemleri unutturulmaya çalışılıyor.

Olayın bir başka vahim boyutu ise futbol ve futbolcu denilince beraberinde “kavga, silah ve şiddet” vakalarının da anılır olmasıdır. Daha kötüsü ise, futbol mabetlerinde çoğu zaman koro halinde yapılan küfür olgusudur. Olayın ciddi olarak sorgulanmasını din psikologlarına havale ederken bu durum bende Mekke’li müşriklerin kızdıklarında putlarına küfretmelerini çağrıştırıyor. Futbolun mabedi olan statlarda taraftarların/tapıcıların idolü olan futbolculara/alt tanrılara koro halinde sövmesi veya ağzını doldurarak galiz küfürler savurmaları, mabet (stadyum) dışında adam asma gerekçesi şeklinde karşılık bulurken, garip bir şekilde ne söven ne de kendisine sövülenler tarafından ciddi bir tepki görmemesinin izahı mümkün gözükmüyor. Şirk dinlerinde tanrılara hem tapınılır hem de küfür edilir deyip geçelim mi? Yoksa bu ahlakî zaaf üzerinde uzun uzun çözümlemeler mi yapalım? Yahut bu haftalık ayinde kitleler deşarj yolu olarak tüm sıkıntılarından arınmış,  günah çıkarmış ve vaftiz olmuş bir halde huzura eriyorlar diye teselli mi olalım?

“Derinleşen ekonomik eşitsizlik ve diğer sosyal sorunlar, küreselleşmenin tetiklediği milliyetçi ve etnik temelli kimlik kavgaları da futbolda yansımasını bulmakta ve taraftar savaşları bazen bu kimlikler üzerinden yürütülebilmektedir. Çağımızda futbol, artık sadece futbol olmadığı gibi, seyirci de sadece seyirci olarak kalmamaktadır. Örgütlü fanatik grupların ortaya çıkışıyla futbol seyircisinin de profili önemli ölçüde değişmektedir. Futbol maçları ölüm kalım savaşına dönüşürken, karşı takımın taraftarları da ‘düşman’ olarak görülmektedir. Taraftar teriminden çok fanatik ve holiganlardan söz edilmektedir. Bu gelişmeler sonucunda bugün futbol, bir spor olayı olmanın yanı sıra taraftar sorunları yani fanatizm ve holiganizm sorunları ile birlikte anılmaktadır. Saldırganlık ve şiddet futbolla birlikte anılır hale gelmiştir. Bir başka ifade ile şiddet, adeta sporun bir parçası olarak algılanmaya başlanmıştır. Aynı zamanda bir sosyal sorun olarak ele alınan fanatizm ve holiganizm, tribünde ve dışarıda çeşitli şiddet olaylarına neden olduğu için, toplumsal düzeni bozucu bir etki yapmaktadır. Yaralanma ve ölümlü olayların yanı sıra çok sayıda maddi zarara neden olan bu şiddet olayları toplumda derin bir huzursuzluğa da neden olmaktadır.” (Ahmet Talimciler, Futbol ve şiddet/15 Aralık 2011)

Demokrasi, kültür, medeniyet, hatta kadın erkek eşitliği gibi bazı popüler ve konjöktürel paradigmaları “tabu” olarak kabul eder ve onların eleştirilemez/dokunulmaz olduklarını sanırız. Olaya anlık baktığımız için de olumsuz yönlerini göremeyiz. Spor da bunlardan biridir.  Yaşadığımız çevrede zihnimize yüklenen kodlarla düşünür ve meseleyi zamandan, anlık menfaatlerden, ön yargılarımızdan uzak bir şekilde değerlendiremeyebiliriz. Bu meyanda dinimiz beden ve ruh sağlığına çok önem veriyor. Resulüllah’ın tedavi olmayı, sağlıklı kalmayı hatta spor yapmayı tavsiye ettiğini de biliyoruz.  Şu halde sağlıklı olmak ve sağlığımızı korumak için spor yapmalıyız argümanı bizi yanıltabilir. Aslında sağlıklı olma kendi öncüllerine göre amaçtır ama örneğin Allah’a daha güzel kulluk etmek için olursa araç olabilir. Eşya ve fiiller ya bizatihi hedefler/amaç ya da hedefe götüren vasıtalar/araçlardır. Araçlarda önemli olan amaçlara ulaştırmasıdır. Aksi, zaman ve değer israfı olur. İşte bugünün vazgeçilmezi gibi sunulan spor yapma, amaç değil, araç bir eylemdir. Araçlar da neye araç olduklarına göre değer kazanırlar. “Spor yapma amaç olmaktan ziyade modern zamanların ürettiği suni bir ihtiyaçtır.” Teknolojinin hayatımıza getirdiği hareketsizliğin bedelidir.  Yani insanlar spor yapmadan da sağlıklı yaşayabilirler.

İnsanlardan kimileri vardır ki, Allah’tan başka bazı varlıkları Allah’a denk tanrılar sayar da bunları Allah’ı sever gibi severler. İman edenler ise en çok Allah’ı severler. Keşke zalimler -azapla yüz yüze geldiklerinde anlayacakları gibi- şimdi de bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu anlasalardı! (2/Bakara: 165)

Sevgiyi yaratan Allah sevgiye bir sınır getiriyor. Hiç kimse bir başka varlığı Allah’ı sever gibi sevemez. Müslüman’ın sevgisi de düşmanlığı da Allah için olmalıdır. Bu bağlamda sınırsız sevgi tutsaklıktır; köleliliği kaçınılmaz kılar. İnsanın kalbini, zihnini Allah’ı unutturacak derecede meşgul eden her şey ayettin kapsama alanına girer. Şu halde Allah’tan başka bir şeye, -bu şey ister put, ister lider veya önder, isterse para pul, mal mülk, makam mevki veya tutulan takım olsun- taparcasına bağlananlar, Allah’ı sever gibi sevenler işte bu suretle Kur’an’ın bütün uyarılarına rağmen şirke saplanmış olurlar ve onlar için artık kurtuluş ümidi yoktur.

Abdurrahman Dilipak’ın ifadesi ile cami kapısını kırıp imamları bile esir alan futbol, iyi insanları değiştiriyor, bozuyor, kendine yabancılaştırıyor; kötülerin niteliklerini sivriltiyor. Futbol artık kesinlikle bir eğlence, bir spor, bir dostluk ve kardeşlik değildir. Düne kadar sporla ilgili bir kavram olan futbolun pek çok boyutundan söz etmek mümkün iken, bugün olayın değerlendirilmesinde ‘Din Psikolojisi’ nin ön plana çıkması söz konusudur. Vesselam.

 

 

 

 

 

Hakkında ÖMER YILDIZ

ÖMER YILDIZ

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*