Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
TÜSİAD Statükocu mu?
17 Ağustos 2010 / 06:13
Sosyal ve ekonomik dinamiklerin normal işlediği demokratik bir toplumda meclisin iradesine yönelik müdahalelere en büyük tepki burjuvaziden gelir.

Gönüllü bir bürokratik kurum: TÜSİAD

Gökhan BACIK-ZAMAN

Demokrasi, millet meclisi, ulusal egemenlik gibi kurum ve değerlerin korunmasında burjuvazi, sermaye sahipleri birinci olarak inisiyatif alırlar. Sosyoekonomik olarak bu ilişkinin mantığı çok açıktır: Burjuvazi, 'ben asil değilim, ben ancak demokratik ve müdahalenin olmadığı düzenlerde hem siyasal hem ekonomik çıkarlarımı garanti altına alabilirim' der. Bu nedenle tarihsel olarak Batı demokrasisi büyük ölçüde eşitliği, demokrasiyi ve piyasa düzenini savunan şehirli, devletten bağımsız sınıfların (buna işçiler de dahildir) eseridir.

Halbuki Türkiye'de kâğıt üzerinden burjuvazinin en önemli temsilcisi kabul edilen TÜSİAD son dönemde Meclis'e ve demokrasiye karşı yapılan askerî ve yargısal müdahalelere tepki göstermemektedir. 411 oyla bir karar alan Meclis'in yasama yapma yetkisinin elinden alındığı Anayasa Mahkemesi kararı karşısında TÜSİAD, son derece içeriksiz ve talihsiz açıklama yapmıştır. Aynı yanlış durum anayasa değişikliği ile ilgili 12 Eylül referandumu süreci için de geçerlidir. Normal şartlarda Meclis'e ve demokrasiye yönelik müdahalelerin en sert karşılık bulacağı yer TÜSİAD olmalıydı. Çünkü ancak demokratik bir rejim ve piyasa şartlarında çıkarları korunabilecek olan burjuvazi, Türk demokrasisine yönelik müdahaleleri kendi varlığına yönelik kabul etmeliydi.

PİYASA DÜŞMANI BİR YAPIYI TÜSİAD NEDEN KORUR?

Ancak bu olmadı. TÜSİAD, göz göre göre TBMM'nin kanun yapma yetkisinin gasbedilmesine örtülü destek verdi, halihazır referandum sürecinde ise yargısal oligarşiye göz kırpmakta. Peki, yüksek yargının özelleştirme ile ilgili davaları yıllarca beklettiği, çağdaş Batılı piyasa düzeninin olmazsa olmaz kurallarının Anayasa Mahkemesi düzeyinde iptal edildiği neredeyse piyasa düşmanı bir yapıyı kâğıt üzerindeki burjuvazi TÜSİAD neden korumak ihtiyacı duyar? TÜSİAD, gizlice ideolojik bir değişiklik geçirip sosyalist ve devletçi bir kurum haline gelmediyse neden normal bir burjuva tepkisi vermiyor? Niçin tam aksine her türlü demokratikleşmeye karşı yerleşik vesayet düzeninin bekçileri ile aynı çizgide duruyor?

Bu sorunun cevabını vermek çok kolay. Yerleşik teori bize sermayenin sosyopolitik anlamını iki kategoride anlatır. Birinci kategori, devletten bağımsız ve sivil sermayenin demokrasi, sivil toplum merkezli bir yapıyı oluşturmasıdır. Burada sermaye ve şehirli sınıf, 'bizim haklarımızı ancak eşit bir düzen koruma altına alır' diyerek demokratik ve sivil bir düzenin savunucusu haline gelir. İkinci kategori, devlet dışında dinamiklerin değil bizzat devletin ürettiği sermayedir. Bu ikinci tür sermayeyi anlamak için ideal yer Arap dünyasıdır. Bu sermaye devlet tarafından var edildiği için birinci kategorideki sivilleşmeyi, demokratikleşmeyi talep etmez. Mesela Kuveyt kişi başına gelirde dünyanın en önde gelen ülkesidir, ancak bu ülkede sermaye merkezli bir demokrasi talebi yoktur. Dolayısıyla devletin var ettiği sermaye, sosyolojik bir özü olmadığı için devletsiz bir hayal gücüne dahi sahip değildir. Aynı nedenle bu sermaye tam tersine devleti davet eder. TÜSİAD, büyük ölçüde ikinci tür bir sermayeyi ifade etmektedir. Aslında bu ikinci modelde sermaye bir tür 'gönüllü bürokrasi' rolüne girer. Kâğıt üzerinde Emekli Sandığı'na kayıtlı olmasa bile misyonu itibarı ile bürokratik görev almaktan kurtulamazlar. Devlet-ürünü sermayenin siyasal talepleri ise her zaman devletin izin verdiği ölçüdedir. Pratik olarak devlet-ürünü sermayenin temsilcilerini 'yüksek bürokrat' olarak görmek daha gerçekçidir.

Yukarıdaki tartışma TÜSİAD'ın neden statükonun memurları ile aynı pozisyonda olduğunu açıklamaktadır. Tarihsel kökeni itibarı ile TÜSİAD varoluşsal olarak devlet tarafından yaratılmıştır. Bu köken TÜSİAD'ı kurum kültürü açısından burjuvazi tipi değil, memur tipi reflekslere yakın tutmuştur. Yoksa, demokratik iradeyi ipotek altına alan Türk tipi yüksek yargıyı, ki buna hiçbir demokratik toplumda rastlanmaz, savunmak başka türlü açıklanamaz. Normal şartlarda Türkiye'de TÜSİAD'ın, Danıştay'a karşı muhalefetin kalesi olması gerekirdi. Bu yüksek mahkeme, neredeyse Türkiye'de liberal bir ekonomik hayatın kurulmasına karşı tek başına savaş vermektedir. Halbuki TÜSİAD, politik pozisyonunu sadece seçilmiş politik elitler ekseninde tanımlamaktadır. Şüphesiz bunun bir ıskalama yahut yanlış bir strateji olmadığı açıktır.

MİSYONUNU TAMAMLAMIŞ BİR KURUMA DOĞRU

TÜSİAD üyesi şirketlerin içinde Türkiye'nin en iyi eğitim almış insanları çalışmaktadır. Dolayısıyla ortada bir yanlış anlamanın yahut ıskalamanın olduğu iddia edilemez. Liberal ekonomiyi neredeyse çökerten kararlar alan Danıştay karşısında TÜSİAD'ın bir kere bile ses çıkarmamış olmasını ancak 'gönüllü bürokrat' olmanın sonucu olarak görmek doğrudur. Şimdi altın soru şudur: Devletçi Danıştay (yahut YARSAV) ile kâğıt üzerindeki burjuvazi TÜSİAD, anayasa değişikliği konusunda nasıl aynı pozisyonda olur? Soruyu biraz daha kışkırtıcı hale getirelim: Örneğin, PKK ile yakın ilişkide olduğu bilinen BDP'nin anayasa referandumu karşısındaki ikircikli tavrı ekonomipolitik açıdan anlaşılabilir. Çünkü PKK, son tahlilde Marksist bir örgüttür ve bir Marksist için son anayasa değişiklik paketine hayır demek (tıpkı özelleştirmeye hayır demek gibi) tutarlıdır. Devlet-merkezli bir ideoloji için liberalleşme sonucunu üretecek kararlara karşı çıkmak kendi içinde tutarlıdır. Bu açıdan siyaset bilimi açısından PKK'nın, MHP'nin, CHP'nin siyasal pozisyonları gayet anlaşılabilirdir. Ancak çelişki şuradadır ki TÜSİAD, bir sermaye/burjuvazi kuruluşudur ve buna rağmen fiilen devletçilik yapmaktadır.

Halbuki, eğer gerçek bir piyasa aktörü ise TÜSİAD'ın politik pozisyonunu belirlerken sorması gereken sorular şunlardır: Şirketlerimin kârları ne durumda? Türkiye'deki siyasetin ortaya çıkardığı durum benim şirketlerimin küresel ve yerel düzeyde finansal profilini nasıl etkiliyor? Benim piyasa merkezli bir yapı içinde daha zenginleşmem için savunmam gereken ideoloji nedir? Siyaset, halihazır yapıyı daha liberal bir pozisyona götürdükçe ve buna paralel olarak şirketler ve bankalar kâr üstüne kâr açıklarken, TÜSİAD'ın statükocu tavrı ancak bu kurumun ideolojik bir tavır içinde olduğuyla açıklanabilir. Nihayet şunu da not etmek gerekir ki, TÜSİAD, resmi kimliğine zıt politik pozisyon alarak aslında kendini miadı geçmiş bir kurum haline getirmek riskini üzerine almaktadır.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
9 / 17 °C