Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gülen’ler, ağlayanlar ve 12 Eylül’de ölüler
09 Ağustos 2010 / 10:28
Türk milletinin yüzde 70’ini aşkın çoğunluğu, AKP’nin paketine karşı “hayır” üzere ittifak etmiş görünüyor. Doğal olarak kamuoyu yoklamalarına bu tablo yansıyor. Öyle ki, AKP, kendi internet sitesinden anketi kaldırmak durumunda kalıyor.

M. Emin KOÇ-YENİ MESAJ

Görünen şu ki, Başbakan R. T. Erdoğan, son kertede kendisi gibi gömlek değiştirmiş SP’li yeni “evet”çi yamağı Numan Kurtulmuş ile yalnız kaldı. Erdoğan’ın gerginliği, konuşmalarında açığa çıkıyor, yüzüne–sözüne vuruyor.

Erdoğan, hemen burnunun dibinde 28 Şubat ve 27 Nisan e–muhtırasının ve mimarlarının hesabı dururken; referandumu, halk nezdinde 12 Eylül ihtilalinin rövanşına çevirmeye çalışıyor. Ağlıyor, gözyaşı döküyor; her türlü tiyatral vaziyete bürünüyor.


Halk şunu görüyor, Erdoğan, 12 Eylül’de top oynuyordu, şimdi tiyatro oynuyor. Bu sebeple Erdoğan’ın paketinin sihirleri bir bir bozuluyor… Şayet konjonktür müsait olsa, ellerindeki Anayasa paketini cami duvarına bırakacaklardı ki, Fetullah Gülen, Pensilvanya’dan yetişiyor. “12 Eylül serenatları”ndan “ölüleri ayağa kaldırıp evet dedirtmeye” varıncaya kadar umumî bir mesaj gönderiyor.


Gülen ve ekibi, hiçbir zaman siyasetle uğraşmaz, siyasete bulaşmaz; başları sağ alta yapışık elleri böğürlerindeki bağımlıları, halka öyle yansıtıyorlar. Zaman zaman en üst üstatları gibi, siyasetten Allah’a bile sığınıyorlar. Lakin Amerika’da halvete çekilen Gülen, tam yerine rast geldiğinde “vaziyetten vazife çıkartarak veya çıkartılarak” siyasetin göbeğinde zuhur ediyor. Nitekim Mavi Marmara olayında, İsrail haklıydı, ondan izin alınmalıydı, çıkışı yapıyor. Benzer çıkışını 12 Eylül referandumu için sergiliyor, ölüleri ayağa kaldırmaya bile kalkışıyor. Bu demektir ki, paket ölü bir pakettir; paketin “evet” oranı, işin “ölülere kaldı”ğının göstergesidir.

 
Gülen’in “ölüleri ayağa kaldırma” mesajı, hermenötik perspektiften de okunabilir. Mesela, geçen seçimin sandık kayıtları ve bilgisayarlara aktarımları üstünde yaşanan mühendislikler ve spekülasyonlar göz önüne alındığında, “kabristandaki ölü”leri ayağa kaldırma mesajının, politik–hermenötik bir şifre taşıdığı söylenemez mi? Mühür kimde ise Süleyman odur; dolayısıyla öyle olsun ki, kabirdeki ölüler bile oy kullansın, kullandırılsın, ne olursa olsun sandıktan “evet” çıkartılsın, demek olmaz mı?!


YSK ve hakimler, sandıkları, bu hermenötik tuzaktan korumalıdır, diye düşünüyorum.
12 Eylül 1980 ihtilaline mukabil 12 Eylül referandumu meselesine gelince; ne ağlayan Erdoğan mağdur, ne Gülen… Erdoğan, o gün top oynuyordu, bugün tiyatro oynuyor. Gülen’e gelince, dün kürsülerden ve Sızıntı köşelerden ABD’nin “bizim çocuklar/our boys” dediği 12 Eylül “askerî cunta”sına “selam” duruyordu, bugün de Amerika’nın BOP projesinde misyon üstlendiğini ilan eden AKP’ye ve “BOP’çu sivil cunta”ya Amerika’nın göbeğinden  “ve aleyküm selam” duruyor!
Milletimiz, 12 Eylül’lerdeki bu “Amerikan illeti”ni keşfetmelidir ki, hayır üzere olsun, hayırlı gün görsün!


Gülen, şimdi Amerika’dan “12 Eylül, 12 Mart ve daha önceki 27 Mayıs darbeleri, hiçbir mantığa dayanmayan ve millet adına hiçbir yarar vad etmeyen bir çeşit sindirme ve herkese haddini bildirme, sonra da iktidarı ele geçirme ve şahsi saltanatları devam ettirme hareketleriydi” diye güya karşı–politik mesaj veriyor.  Bugün “Amerika’nın BOP ortakçısı sivil/demokrat cunta”sına Pensilvanya’dan selam duran Gülen, 12 Eylül 1980’in hemen sonrasında, 1 Ekim’de Sızıntı köşeden “Son Karakol” başlığıyla 12 Eylül cuntasına selam duruyordu.


Şöyle diyordu Gülen: “Oynanan oyunun gerçek yüz ve vahşetini ilk sezen, son karakolun kahraman bekçileri oldu… Bu, düşmanı kıskıvrak yakalama ve bir zaferdir. Böyle bir ilk tefahhüs ve sezişe, başka bir yazımızda selam durulmuş ve gaziler ocağının yiğit eri mehmetçiğe teşekkürler sunulmuştu…

Ve işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tulûu saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekâsına alâmet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihâlelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz” (Fethullah Gülen, Sızıntı, Ekim 1980, Cilt 2, Sayı 21).

Zamane şakirtlerden Faruk Mercan’ın anlattığına göre Gülen, 12 Eylül’de güya “arananlar listesi”nde bulunmasına rağmen 1 gün bile içeri alınmadı, cezaevine konmadı. 6 yıl arandı, arananlar listesinde ismi vardı; kendisini kimse bulamadı. Gülen, Türkiye’yi gezdi dolandı, sohbet etti, vaaz verdi. 6 yıl sonra Özal tarafından re’sen dosyası kapatıldı.


Gülen ve ekibiyle de röportajlar yapan Mercan, kitabında şunları anlatıyor: “12 Eylül dönemiydi ve Fethullah Gülen, gözaltına alınması gerekenler listesindeydi… İzmir’deki Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Fahrettin İçmiz Gülen’i tanıyordu. Fakat 12 Eylül 1980 ihtilalinden kısa süre önce bu komutan Ankara’ya tayin oldu. Bu komutanın İzmir’den ayrılması Gülen için sıkıntılı bir dönemin başlangıcı oldu. Çünkü İzmir’deki bir tugay komutanı olan Tuğgeneral Hayri Terzioğlu Gülen’e karşı önyargılıydı ve ihtilal gecesi kaldığı eve baskın düzenledi. Böylece ihtilalin ertesi günü Sıkıyönetim emri ile aranan bir kişi durumuna düşen Gülen, ihtilal şartlarında uzun süre cezaevinde kalırım endişesiyle teslim olmadı. Ankara’da Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Orgeneral Haydar Saltık’ın yardımcısı Tuğgeneral Hasam Sağlam devreye girdi ve Gülen için İzmir’deki komutan Terzioğlu’nu aradı. Ancak daha sonra tümgeneralliğe terfi eden Terzioğlu’nun Gülen’e karşı tutumunda bir yumuşama olmadı… Böylece altı yıl boyunca aranan Gülen bu süreçte hep Türkiye’deydi, hiç yurtdışına çıkmadı. Nihayet 12 Ocak 1986 günü Burdur’da, gözaltına alındı. Bunun üzerine dönemin Başbakanı Turgut Özal devreye girdi. Özal’ın, ‘Memlekette hala sıkıyönetim mi var. Bir suçu varsa mahkemeye sevk edilsin, suçu yoksa serbest bırakılsın’ demesi üzerine bir gece Burdur Emniyeti’nde gözaltına alınan Gülen ertesi gün İzmir’e götürülüp serbest bırakıldı.” (Bkz. Faruk Mercan, Fetullah Gülen, Doğan Kitap Yay., İst).


İşte dünün de, bugünün de 12 Eylül’lerindeki organize işler böyle işler… Anladınız mı şimdi, dün kim 12 Eylülcüydü, dünün 12 Eylül cuntasına kim selam duruyordu, kim 12 Eylül’ün koruması altındaydı; 30 yıl sonra bugün yine kimler aynı 12 Eylül’ün “sivil cuntasına” hangi Amerikan illetiyle selam duruyor, aynı Amerikan tiyatrosuyla kimler neden halka “evet” dedirtmek için oyun oynuyorlar!


Siz siz olun, 12 Eylüllerdeki bu Amerika ve BOP illetini keşfedin, hep “hayır” üzere kalın, hayırda yarışın... 12 Eylül, milletimiz için ancak böyle hayırlı olur!

Bu yazıya toplam (1) yorum eklenmiştir.
Necati Akdal
15 Ağustos 2010 Pazar 11:49
MÜSİAD da "EVET" diyormuş...
Önce Refah partisinin sonra AKP'nin yan kuruluşu olan MÜSİAD ve bağlı teşkilatları referandumda "EVET" oyu verecekmiş. "HAYIR" verecek hali yok ya..Bu tip kuruluşlar kendilerini "var" edenlerin menfaatlerini gözeterek faaliyet gösterir zaten.

Kayserililer çok merak ediyorlar şimdi. Acaba referandumdan "EVET" çıktığında ertesi günü BDP ve PKK birlikte bazı yerlere PKK bayrağı çekerse ve anayasada yapılan değişiklikler nedeniyle onlara kimse mani olmaz ise, Müsiad bu durumda PKK'ya "özerklik" verilmesini destekleyen takım içinde yer aldığını kabul etmiş olmayacak mıdır?

Referandumda "EVET" çıkması halinde ilkokullarda süratle ikinci bir resmi dilde eğitim başlatılacağı ve buna hiç kimsenin yasal engel gösteremeyeceği ısrarla iddia edilmektedir. Müsiad ikinci bir resmi dilde eğitime başlanmasını demekki destekliyor...

İkinci ana dilde eğitim demek, ikinci bir resmi dilin kabulü ve ikinci resmi bir farklı milletin zuhur ettirilmesidir. İkinci bir millet ise kümeste ikinci bir horoz demek olup, netice ikinci bir "kümesin" bölünüp yoktan var edilmesi demektir.

T.C Devletinin ve topraklarının amip gibi ikiye bölünmesi tezahür ettiğinde buna giden yolların bu referandumda değiştirilen anayasa maddelerinin bazılarıyla sağlandığı Türk Milletinin kafasına "dank" ettiğinde acaba Müsiad'ı Kayserililer "Gesi Bağlarında" gezdirmeye çıkarırsa ne olacak?

"Özerk bölge, ikinci resmi dilde eğitim ve PKK bayrağı" tanınması olaylarını anayasa değişikliğinin şuanda kamuoyundan gizlenen vasfının sağladığı anlaşıldığında acaba Müsiad kendini savunurken; "Vallayi biz de bilmiyorduk böyle gidişaat olacağını" diyerek mi konuşacaktır, yoksa tası tarağı toplayıp hararetle inşa etmiş oldukları o bölgeye göçedip isimlerini "KÜSİAD" olarak mı değiştirecektir?

Kayserilileri ketempereye getirip "EVET" dedirtmeye zorla
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
3 / 11 °C
Hakkari
-4 / 9 °C
İstanbul
7 / 8 °C
İzmir
6 / 15 °C