Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türk Tarih Tezi
05 Ağustos 2010 / 20:03
Ya da [Parentez-16] ve [Giritliler-7]. Ya da, şu Orta Asyalılık masalına artık bir son verme gereği.

Halil BERKTAY-TARAF

 

Evet, İÖ. 800 dolaylarından itibaren “uzak mesafe atlı göçebeliği” yaşam tarzı ile “at sırtında okçuluk” savaş tarzının bütünleştiği Orta Asya bozkırlarında, bu maddî temelleri paylaşan bir Türkî kavimler dünyası da var, biliyoruz. Söz konusu klan ve kabilelerden bazıları zaman içinde giderek batıya kayıyor ve Anadolu’ya da giriyor. Osmanlı hanedanı bu savaşçı aşiret aristokrasileri içinden çıkmış olabilir (en azından, meşruiyet uğruna öyle bir söylemi benimsemiş gözüküyorlar). Ama bu, çağdaş Türkiye Türklerinin hepsi veya çoğunun Orta Asya’dan gelmesiyle aynı şey mi? Askerî aristokrasiler (warrior nobilities) fetih yoluyla gelir, çeşitli toplumların tepesine oturur. Bu koşullarda, bey soyunun kökeniyle halkın kökeni kestirmeden bir tutulabilir mi?     

 

Basit bir deney önereceğim, bu konuda. Bir fotoğraf galerisi kuralım. 100 kadar portre çekelim, Uygur, Kırgız, Kazak, Türkmen ve Özbekler gibi soydaşlarımızdan. Bir 100 kadar portre de modern Türkiye Türklerinden seçip koyalım; karşılarına geçip bakalım: gerçekten benziyor muyuz, benzemiyor muyuz? Aradaki farkın, Uygur Türkçesi ile bugünkü Türkiye Türkçesi arasındaki farktan az olmayacağına sizi temin ederim. (Peki, onlara benzemiyorsak kime benziyor olabiliriz? İkinci aşamada, o Türk fotoğraflarını bir de 100 kadar Yunanlı (Rum) ve Ermeni, dilerseniz biraz da Kürt portresiyle karşılaştırın. Çıkacak sonuçlardan ben sorumlu değilim.)

 

Bu anomalinin Cumhuriyeti kuranlar da farkındaydı ki, Orta Asyalılık efsanesini değişik bir yöne bükmeyi denediler. İÖ. 800 – İS. 1400 arasının gerçek, tarihî Orta Asya’sının yerine, en geç İÖ. 7000’e kadar geldiği belirtilen hayalî bir Orta Asya’yı geçirmeye kalkıştılar. Güya bu Orta Asya’da, brakisefal (ve tabii beyaz derili, hattâ sarışın ve mavi gözlü, zamanın Türk Tarih Kongrelerinde kullanılan terminolojiyle düpedüz Alpin-Nordik). Eski Türkler yaşıyordu. Siz bırakın İÖ. 3000 dolaylarının eski Mısır ve Mezopotamyalılarını; en az 4000 yıl daha erken bir noktada, yeryüzündeki ilk uygarlığın kurucusu asıl bu üstün “Türk ırkı”ydı. Göçlerle Avrupa ve Asya’ya yayılmış; her yere (hayır, “barbarlığı” yani göçebe kabile savaşçılığı ve yağmacılığını değil) kendi ileri uygarlıklarını taşımışlardı. Avrupa da bugün ileriyse, “bizim” sayemizde ileriydi. Dahası, bütün insanlık gibi Avrupalıların da babası bizlerdik -dolayısıyla, nasıl olup da “muasır medeniyet” ailesinden dışlanabilirdik? Türklüğe bundan büyük haksızlık olur muydu?

 

1930’ların bu resmî “Türk Tarih Tezi,” hasbelkader, Türkiye Türkleri ile Orta Asya’nın Türkî kavimleri arasındaki benzemezliğe de bir “açıklama” getiriyordu, ama önceliği bu değildi kuşkusuz. Asıl amaç, yeni ulus-devlet için bir “altın çağ” yaratmaktı. Öyle bir “altın çağ” ki, (a) Abdülhamit’ten İttihatçılara kadar hayli benimsenmiş gözüken Orta Asya motifini bir şekilde muhafaza etsin; fakat (b) bu Orta Asyalılığı İslâmiyet ve Osmanlı saltanatı gibi istenmeyen “eski düzen” (ancien régime) boyutlarından tamamen arındırsın; üstelik (c) küçümsenen sarı ırka değil gıpta edilen beyaz efendi ırkına mensubiyet etrafında, bu tuhaf Orta Asya ile Avrupa’yı bağdaştırıp, aynı anda hem Orta Asyalılık hem Avrupalılık iddiasında bulunmayı mümkün kılsın. Gerisi, bu temel iddiaların yan ürünü niteliğini taşıyordu.

 

Bu fantezinin her türlü bilimsel temelden yoksunluğunun komple bir eleştirisini başka bir zaman ve zemine bırakıp, şimdilik sadece, “Türklerin tarihinin devamlılığı”nı salt etnik ve ırkî ölçütler üzerinden düşünüp kurguladığına dikkat çekelim. “Türk Tarih Tezi”nin bütün sözde-kanıtları, gelip kafatası ölçümlerine; Türkiye’deki “antropometrik” (!) etütlerden hareketle bir “Türk kafatası tipi”nin saptanıp saptanamayacağına, sonra başka herhangi bir kafatasına bakıp, o insanın (dilini bilmeksizin) “Türk”lüğünü çıkartabilme iddiasına dayanır. (Daha fazla bilgi için, bkz. Nazan Maksudyan, Türklüğü Ölçmek, Metis 2005, 2007; Ceren Arkman, The Launching of the Turkish Thesis of History : A Close Textual Analysis, yüksek lisans tezi, Sabancı Üniversitesi, 2006; en son Ayşe Hür, “‘Türk Kanı’ Taşımayanlar”, Taraf, 11 Temmuz 2010.)

 

Türk Tarih Tezi Atatürk ölür ölmez İnönü tarafından kızağa çekildi. Promosyonu derhal sona erdi. Etrafında kongreler düzenlenmez, tantanası yapılmaz oldu. MEB’in tutuculuğu, ilk ve orta öğrenimdeki etkisinin daha uzun sürmesine yol açtıysa da, 1990’larda o da sessizce tedavülden kalktı. Çağdaş bilimde böyle bir hilkat garibesi mevcut değil. Yoklukla malûl. Nadir savunucuları ya tek tük taşra amatörleri, ya da herhangi bir bilimsel kişiliği olmadığı halde her türlü ipe sapa gelmezliği “tarihin televolesi” show’larında dile getirerek kendini maskara eden bir takım eksantrik meczuplardan ibaret.

 

Ama işte görüyorsunuz, yapacağını yapmış Türk Tarih Tezi. 50-60 yıllık bir endoktrinasyon sonucu geriye, her alanda zehirli bir ırkçılık tortusu bırakmış.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 10 °C
Hakkari
-4 / 11 °C
İstanbul
12 / 16 °C
İzmir
9 / 18 °C