Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Batı Darfur konusunda yalancı
05 Ağustos 2010 / 09:09
İşleri yalan... Batı medyası Darfur’da olup bitenleri işine geldiği gibi veriyor. Açıkça yalan söylüyor, rençberlerle çobanlar arasında kopan kargaşayı Müslüman Hristiyan çatışması gibi sunuyorlar.

Hazırlayan İrfan ÖZFATURA-TÜRKİYE

Ölenler müslüman

Darfur % 10 Müslümanların yaşadığı bir bölge ve ölen 300 bin insanın tamamı Müslüman. Bu ülkede iki kişiden birinin hafız olduğu bilindiğine göre 150 bin hafız kaybettik diyebiliriz.

Sinsi düşman

Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri buyuruyorlar: İslamın en büyük düşmanı İngilizlerdir. Bir Rus’un, Ermeni’nin, Yunan’ın düşmanlığı açıktır, gelir fidelerinizi kırar. Ama Britanyalı sizinle birlikte sular, gübre atar, budar. Akşam da zehir döküp kurutur, ertesi gün senden fazla ağlar.

İşte bu ağaç

Sudanlıların Nim Ağacı dedikleri bitki, sünger gibi su çekiyor, zemini kurutuyor. Büyük bir hızla yayılıyor, su kaynaklarını tarım alanlarını istila ediyor.

1945 Yalta konferansı...
Big Three dünyayı üleşiyor...
Mola anlarından birinde üç lider (Stalin, Roosevelt ve Churchill) Livadia sarayının havuzlu avlusuna çekiliyor, çay içip sigara tellendiriyorlar.
İçlerinden biri havuzdaki kırmızı balıkları gösterip soruyor, bunları nasıl avlardınız acaba? Stalin çok zokası olan bir olta düşünüyor, Roosevelt genişçe bir ağ tasarlıyor.
Dönüp Churcill’e soruyorlar “ya sen?”
Cevap bile vermiyor, bacak bacak üstüne atıyor, elindeki çay tabağı ile ufak ufak havuzu boşaltmaya başlıyor.
Belki aylar alacak ama dibini kurutacak... İşte İngiliz siyaseti bu. Ancak yıllar sonra anlaşılabiliyor...

Nereden nereye

Darfur eskiden güçlü bir Afrika sultanlığı imiş. İtibarlıymış, zenginmiş. Hatta hacıların ağırlanma işini Darfur sultanları üstlenir, her yıl Kabe-i muazzamanın örtüsünü yeniletirlermiş. Onları da bizim gibi ittihatçılar yakmış.
Yahudi, Ermeni, Gürcü ve Arnavut’tan müteşekkil mâlum heyet, Abdülhamid Hana hal kararını bildirince memleket maceraperestlerin eline kalmış. Enver Paşa Berlin, Bosfor, Bağdat, Buhara, Bombay (5B) hayalleri kurmaya başlamış. 6 Asırlık imparatorluğu sonu belli olmayan serüvenin içine yuvarlamış.
Osmanlı resmen savaşa girince İngilizler İstanbul’a yönelmişler. Darfur Sultanı Ali Dinar halifenin (Darfurlular Abdülhamid diyorlar ama Mehmet Reşad) çağrısına uyup Cihada katılmış. Yetmemiş, Donanma Boğaz’a dayanınca Çanakkale’ye koşmuşlar. Fukara insancıklar küpelerini kolyelerini de torbalamış bize yollamışlar (Biliyorsunuz bunlarla İş Bankası kuruldu. Kılıçdaroğlu CHP hisselerini Bangladeş ve Darfur’a geri yollar mı bilmiyorum. Ama Gandi Kemallik onu gerektiriyor.)
İngilizler kincidir, Darfur’u kenara yazmışlar. Gariban ülkeye musallat olmuşlar. Ali Dinar tam 16 yıl boyunca emperyalistlere direnmiş, pusuya düşmüş sonunda...
(Allahü teâlâ gani gani rahmet eylesin, mâkamı âlâ ola)

Ayrık otu gibi

İngilizler bu topraklara iki tohum ekmiş. Birincisi fitne tohumu ki kabilelerin damarına damarına basmış ırkçılığı hortlatmışlar. Sen asilsin, lisanın soylu, kaşların keman, boyun da uzunca... Onlar sefil, kültürsüz, kısa... Yakışıyor mu yanına?
Ne edip etmiş, aynı safta el bağlayan müminleri birbirine düşürmeyi başarmışlar. Bu arada taban suyunu emip kurutan bir bitkinin tohumlarını sahraya saçmışlar. Bu bodur ağaçların hakimiyet alanında diğer nebatatın hiç şansı yok, Hani bir işe de yarıyor olsalar. Kesilmiyor yakılmıyor, paralarsanız çekirdekleri sağa sola dükülüyor, tümör gibi çevreye yayılıyor. Yaprakları zehirli mazaallah hayvan yese sabaha çıkamıyor.
İşte son savaşın görünen nedeni de bu bitki. Taban suyu çekilince meralar kuruyor. Sığırlar da çiftçilerin tarlalarına dalıyor.
Bahane hazır, mâlum eller işareti veriyor.
Bir dost “terörün sebebi mebebi olmaz, düğmesi vardır” demişti, “basarsın çalışır.”
Haklı valla...

Seyrettiğimiz filmler

Hasılı iş çoban rençber kavgasını aşıp aşiret, kabile bazına çekiliyor. Derken bir grup ayrılıkçı sloganlar atıyor, karşısındakiler devletçi kesiliyor.
Zaten petrol kovalayan çakallarla başı belada olan Hartum hükümeti bir nevi koruculuk düzeni ihdas ediyor. Kendine sadık grupları (Cencivitler) arkalıyor.
Netice onbinlerce insan ölüyor, 2 milyon dul yetim yerinden yurdundan oluyor. BM kamplarına sığınıyor, ser sefil yaşıyorlar.
Bırakın bunca insanı, bir garibin burnu kanasa vebali var.
Türk basınında Darfur yanlış anlatılıyor. Bakın tekrarlıyorum. Burada bir Hristiyan Müslüman çatışması yok. Tam da İngiliz’in arzuladığı gibi kardeş kavgası var.
Ölenler Müslüman.
Darfur’daki Barış Gücünde (UNMaid) sadece Müslüman ülkelerin çocukları görev alabiliyor. Her iki taraf da bu topraklarda Batılı görmek istemiyor. Toraboralar da Cencivitler kadar dindar. Bu hassasiyet şuurlarını gösteriyor.

Hedef Mısır’dı ama

Peki siyonist güdümlü illizyonist medya El Beşirden ne istiyor?
Onu da açıklayalım. Mısır haritasına bakarsanız çarpıcı bir şeyle karşılaşırsınız Nüfusun % 99’u Nil kıyılarındadır.
Nil olmasa Mısır kupkuru çöl kalır, bedeviler bile barınamaz. İsrail yıllardır Nil sularını Habeşistan ve Sudan topraklarına yayıp nehri tüketmeyi planlıyor. Bu teknik olarak mümkün ve iki ülkenin de önünü açar. Ömer Beşir oyuna gelmiyor, Mısır’ı boğmaya yanaşmıyor (ki Mısır ile araları da pek iyi değildir aslında).
Eee sen misin emperyalistin tekerine çomak sokan. Gör bak ne dertler açar başına!
Hataları olabilir ama Ömer El Beşir İslam Dünyasında emperyalistlere karşı dik duran, nadir liderlerden biridir. Hele şu dönemde Sudan’ın ihtiyacı var ona.
Bize diktatör diye tanıtılsa da ne sokaklarda resmini heykelini göruyoruz, ne de sözlerini yazdırıyor duvara.

Petrolün varsa

Ve gelelim asıl meseleye. Sudan Petrolleri vasfı ve miktarı ile (3.5 milyar varil) Batılıların iştahını kabartıyor.
Önceleri petrolü ABD ile işletiyorlardı, ancak Amerikan firmasını John Garang adlı Marksist gerillaya (Küba ekolüdür) ağır silahlar verirken yakaladılar, sözleşmeyi yırttılar.
Biliyor musunuz sonra ne oldu? Bir ay içinde komşuları Sudan’a savaş açtılar. Bilhassa Uganda, Eritre ve Etiopya!
Derken ambargo başladı. Yetmedi, ülke için hayati öneme haiz olan Şifa İlaç Fabrikası’nı (kinin aspirin üretiliyordu) uçurdular havaya.
Evet, Monika’yla yakalanan Clinton’ın bir şova ihtiyacı vardı ama milyonlarca yavruyu sıtmanın kollarına atmak da nereden geldi aklına? Ömer El Beşir’e bilet kesen UCM (Uluslararası Ceza Mahkemesi) Clinton’ı niye yargılamaz acaba?
Sudanlılar saldırgan ABD’yi dengelemek için mecburen Çin limanına sığındılar.
Hani yağmurdan kaçarken doluya...
Halen Kızıl Çin Sudan petrollerinin üçte ikisini alıyor, karşılığında incik boncuk veriyor. Yaptığı inşaatlar çevre kirletmekten başka bir işe yaramıyor, senesi dolmadan dökülüyor. Çinlilere karşı nefret git gide büyüyor, çekik gözlü gördüler mi adeta kanları donuyor.
Yarın, sarı istiladan kurtulabilmek için Amerika’ya yanaşırlarsa hiç şaşmam.

Küspeyle şişirilmiyor

Darfur bölgesi hayvancılık için çok elverişli... Bilhassa Cencevitler bu işi yapıyor. Hayvanlar gün boyu dolanıyor meralarda besleniyorlar. Etleri yağsız, eğer üstüne yağ serpmezseniz mangalda sertleşip kuruyor.

Fırıldak yap para kap

Ülke petrolünün üçte ikisini alan Çin karşılığında gemiler dolusu ucuz sağlıksız ıvır zıvır yolluyor. Mevcud yokluğa rağmen bunlar tezgâhlarda kalıyor müşteri bulmakta zorlanıyorlar.

Niçin Darfur?

İngilizler 1956 yılına kadar (42 yıl) havalide kalmış, boş durmamışlar.
Darfur hakkında şeytanın aklına gelmeyecek planlar yapmışlar. Zira Afrika’da % 100 siyah ve % 100 Müslüman bir başka yer yok... İlaç için arasanız Hıristiyan bulamazsınız asla. Kaldı ki yarısı hafız, diğer yarısı da yarım hafız.
Britanyalıların ilk işi halkı iktisaden geriletmek olmuş. O yıllarda Darfur çok yeşil ve meyvalıkmış. Mangolar, hurmalar... Bundan böyle ağaç başına şu kadar ödeyeceksiniz deyip insafsız bir vergi uygulamışlar. Meblağlar güçlerini aşınca insanlar mecburen baltayı ellerine almışlar.
Halbuki Azerbaycan hanı ne yapmış? “Ceviz dikip büyütene altın” diye tellal bağırtmış. Ne zamanki dallar meyveye durmuş, köylüler koşup gelmiş vaadini hatırlatmışlar.
Han “kızılı çuvalladınız bile” demiş “cevizden âlâ mal mı ola?”

Dostlar arasında

Darfur denilen bölge Fransa kadar ve üzerinde 6 milyon insan yaşıyor.
Petrol, uranyum, bakır gibi stratejik madenlere sahip. Dünyada ne kadar ajan varsa burada fink atıyor, sahi bir Guetamalalı’nın bir Brezilyalının Nyala’da ne işi olabilir?
Geçen bir Finlandiyalı ile tanıştık diyorlar 11 dil biliyor... Kesin casus al götür sorgula. Nitekim İsveçli bir petrol firması savaş suçlarından yargılanıyor.
Ortalıkta 274 tane yardım kuruluşu var ama Türklerden başka gıda dağıtan, hasta bakan yok.
Hastaneler yaptıran, kurslar, kuyular açtıran, tarihi binaları restore eden ve Nyala Üniversitesine digital kütüphane kazandıran TİKA’yı unuttuk bu arada...
TİKA’nın Nyala sorumlusu Musa Aşkın genç bir arkadaş, geceli gündüzlü çalışıyor.
Türkleri çok seviyorlar. Havaalanında bir Türk resim çekmiş. Askerî bölge tabii hemen almışlar. Pasaportuna bakıyorlar “gidebilirsin tamam!”
-Anlayamadım?
-Ha Türk, ha Sudanlı bizim için farkı yok. Bir Türk o resmi uygunsuz yerde kullanmaz nasıl olsa.
Elektrik eksikliği ilk defa işe yaramış. Ezan-ı muhammedi minarelerden okunuyor. Çarşıda adım başı cami, bir müezzin bitiriyor diğeri başlıyor. Cemaati kaçırdım diye üzülmenize gerek yok, biri selam verirken, diğeri yeni yeni saf tutuyor.
Geceleri sabahlara kadar ezan... Darfurlular teheccüd namazlarını aksatmıyorlar.
Mescidler dolup dolup boşalıyor, Cami-i Kebir’in dört köşesinde dört kürsü, fakihler vaaz veriyor.
Halbuki Afrika’da hristiyanlık sadece şekilden ibaret. Haç takıyorlar o kadar.

irfan.ozfatura@tg.com.tr

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 13 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
10 / 17 °C