Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
'Hızla ikinci cumhuriyete ilerliyoruz'
03 Ağustos 2010 / 19:42
Star gazetesinin başyazarı ve İkinci Cumhuriyet tartışmalarının fikir babası Mehmet Altan'la son kitabı ve siyasi gündemi konuşmak için perşembe günü Fenerbahçe'de buluştuk.

Şenay Yıldız Röportajı - AKŞAM

 

Türkiye'nin İkinci Cumhuriyet'e doğru hızla ilerlediğini belirten ünlü yazar, 'Orduda tahminimizden çok daha fazla İkinci Cumhuriyetçi var' diyor. Altan, İnegöl ve Dörtyol'da yaşanan olaylar içinse, 'Türk devletinin içindeki odakların izni olmadan bu tür olaylar olmaz' görüşünde.

Star gazetesinin başyazarı Mehmet Altan, yazıları ve yorumlarıyla hemen her dönemde adından söz ettiren bir isim. Profesör Dr. Mehmet Altan, Türkiye'de büyük tartışma yaratan İkinci Cumhuriyet'in de fikir babası. 'Tek derdim daha demokratik bir Türkiye'nin oluşması' diyen Altan, bir süre önce çıkan 'Kent Dindarlığı' adlı kitabıyla, 'dinin şekil kavgasına dönüştürülmesini' çok net bir şekilde eleştirerek, İslam'ın siyasallaşması tartışmasına da yeni bir boyut getirdi. Mehmet Altan ile perşembe günü bir araya gelerek, hem Türkiye'nin son günlerdeki tartışmaları hem de kitabında yönelttiği eleştirileri konuştuk.

 

Kitabınızda, 'Türban özgürlüğü için mücadele verilirken, içkili lokantalar kapatılmaya çalışılarak, dini bir dayatma yapılıyor. Din üzerinden bir kavga yürütülüyor' diyorsunuz. Kimi eleştiriyorsunuz bu ifadelerle? AKP'yi mi?

 

AK Parti'den de öte bir şey söylüyorum. Çünkü AK Parti de bu anlamda bir bütün değil. 'Siyasal İslamcılık'tan medet uman, bir Müslüman demokrat kimliği yaratmak, bir şekilde çoğulculuğu dindarlıkla buluşturarak, bir demokratik ortamın tesisi yerine kendi gibi yaşamayan ve düşünmeyen herkesi mahkum etmeye yönelik bir siyasal İslam anlayışından muzdarip olan, bunu uygulamaya kalkan ve dolayısıyla Türkiye'nin toplumsal olarak önündeki çok büyük bir fırsatı, bir ölçüde kaçırmasak bile, zedelemeye neden olan bir anlayışı eleştiriyorum. Tabii ki AK Parti'nin bu anlamda kendi kimliği -muhafazakar demokrat diyorlar- ile çelişen uygulamaları var. Muhafazakar demokrat yani çoğulcu, özgürlüklerden yana, kendi gibi benzeşmemeyi esas alan bir anlayışı içselleştirememiş, bağnaz uygulamaları da bu eleştirinin içinde. Kemalizm ile siyasal İslam arasında fark yok. İkisi de yasakçı, ikisi de benzeşme üstüne. İkisi de benzeşmeyene imkan tanımıyor. İkisinin de özünde benzeşmeyene tahammülün olmaması, çoğulculuğun ve o çoğulculuğun barındığı, beslendiği, büyüdüğü, derinleştiği, kent hayatına yasak getirme yaklaşımı var.

 

HIZLA İKİNCİ CUMHURİYET'E DOĞRU İLERLİYORUZ


'İnanca saygılıyım ama inanç beni esir almasın diyen anlayıştan iki kesim de hoşlanmıyor' demişsiniz. Peki, bu kesim Türkiye'deki siyasi yelpazenin neresinde duruyor?


'Partici değil değişimciyim' diye söylüyorum ben yazılarımda, bunlar işte Türkiye'nin dünyalıları. AB istikametinde her adımı olumlu bulan, işlere parti üstünden bakmayıp, AB standardında bir Türkiye'ye doğru eksik-gedik adımları destekleyen kesimler bunlar. Liberal-demokrat, 'Parti üzerinden beni sıkıştıramazsın, ben partiler üstü bir noktadayım, ilericiyim' diyen bir kitle var.


İkinci Cumhuriyet fikrinin ideoloğu olarak, bugün Türkiye'ye baktığınızda hangi aşamada görüyorsunuz ülkeyi?


Türkiye'deki mevcut askeri Cumhuriyeti 'demokrasi' zannediyoruz. Bu Cumhuriyet, Kemalist bir Cumhuriyet olarak, askeriye tarafından kurulmuş. Ben ülkenin demokratik bir Cumhuriyet'e dönüşüp, halk egemenliğine dayalı, yeryüzü standartlarında, hukuka saygılı bir demokratik Cumhuriyet olmasını istiyorum. Aradaki fark o.


Birinci Cumhuriyet dediğim, Kemalizm'dir. İkinci Cumhuriyet dediğim, demokrasidir. Oraya doğru her şeye rağmen çok önemli bir hızla gidiyoruz. Ama İkinci Cumhuriyet olmasına daha var. Bir kere bu, Cumhuriyet'in yeryüzüyle irtibatının artmasıyla bağlantılı bir şey. İkinci Cumhuriyet'e daha hızlı ulaşmanın önkoşulu, Türkiye'nin çok daha hızlı bir şekilde küreselleşmesidir. Dünyaya açılmasıdır. Zaten Türkiye'deki kavga da 'yerel kalsın, iç sömürge olsun ile yeryüzünün bir parçası olsun' diyenlerin arasında ve hep de öyle olmuştur.


İkinci Cumhuriyetçiler'in partisi var mı bugün?


Her partide bunun taraftarı var. İkinci Cumhuriyet, Türkiye'nin fay hattıdır. İkinci Cumhuriyet olmadan, Türkiye düze çıkamaz. Kemalizm'den demokrasiye geçmedikçe biz, askeri bir iradeden halk iradesine Avrupa Birliği'nin hukuksal güvencesi, anlayışı, uygulaması ve zihniyeti çerçevesinde bu sağlanmadıkça Türkiye durulmaz. Onun için bu parti meselesi değil, bir toplumsal dönüşüm işareti veya ölçüsüdür. Türkiye'nin her tarafında, her kurumda, orduda da İkinci Cumhuriyetçi var. Hatta, orduda tahminimizden daha fazla İkinci Cumhuriyetçi var.

 

HER ŞEY DARBEYE YOL HAZIRLAMAK İÇİN

 

Örgütlüler mi peki sizce?

 

Örgütlü olmasına gerek yok ki. Böyle bir demokrasi arzusu, zaten insanları örgütler. Bu bir fiili istihbarata dayanmıyor. Ben bir istihbarat bilgisinden dönüp orduyu okumuyorum, ortaya çıkan resimden geriye dönüp okuyorum.

 

Bu hafta önce İnegöl, ardından da Dörtyol'da yaşanan olayların perde arkasını nasıl okuyorsunuz?

 

Bir şekilde bunların hiçbirisi Kürt-Türk kavgası değil. Bu aynı zamanda Ergenekon iddianamesi, aynı zamanda TBMM Susurluk Komisyon raporu, TBMM Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu raporu... Bunları okuduğum vakit Türkiye'deki Çorum, Kahramanmaraş, 6-7 Eylül olayları, Gazi, 16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'nde öğrencilerin üzerine bomba atılıp öldürülmeleri... Bütün bu tür vahşi kanlı katliamlarda, ayak izlerinin devlet örgütü içinde kaybolduğunu görürüz. Türk devletinin içindeki odakların izni olmadan bu tür olaylar Türkiye'de olmaz. Hatay Dörtyol'da da çok ilgimi çeken bir şey oldu. Dükkanları yağmalayıp yıkarken, bayrak asıp asmadığına göre, hangilerinin Kürt olduğunu biliyorlar. Kahramanmaraş olayları üstünden bakarsan, Sünni-Alevi evlerinin tebeşirle işaretlendiğini görüyorsun. Aynı şey; muhakkak yönlendiren, devlet içinden destek veren var. Onun için bunların hiçbiri sosyal olay değildir, devlet içindekilerin provokatif kışkırtmalarıdır. Bu rejimin devam etmesini isteyen bugünkü tablonun da ortaya çıkardığı sonuç aslında sınıfsal bir kavgadır.
Yani 'İstanbul ile Anadolu' olarak veya 'devletle teba' olarak niteleyebileceğim kavganın resmidir yaşadığımız. 'Bu sistem değişmesin' diye bütün bunları yapıyorlar. Tüm bunların sonunda darbe oluyor. Darbeye yol hazırlamak için yapıyorlar. Türkiye'deki darbeler o katliamları yapmıştır. Darbenin kaçınılmaz olduğu izlenimini yaymışlardır. Ama, bugün anlıyoruz ki hiçbiri toplumsal olaylar değil. Bunlar çeşitli darbelerin altyapısını oluşturmak için görevlilerin oluşturduğu katliamlar. Bu katliamlarda birinci derecedeki güvenlik görevlilerinin her birisi katliamların sonrasında terfi etmeye, çok daha üst makamlara gelmeye ve siyasi partilerin içinde de var olmaya devam etmişlerdir.


'SARAY'A GELİNCE USUL TARTIŞILIYOR


YAŞ'a bu kadar az bir zaman kala, aralık ayından önce mahkemeye çıkarılamayacak olan 102 sanık hakkında Balyoz Darbe Planı iddiaları nedeniyle yakalama kararı çıkarılması sizi hiçbir açıdan rahatsız etmiyor mu?

 

Türkiye'de 'AK Parti gitsin de, nasıl giderse gitsin' diyen bir çekirdek kesim var. Onun için de bunlar gerek Ergenekon'un, gerek Balyoz'un, gerek Islak İmza'nın mahkeme süreçlerine, yargı süreçlerine rağmen, olmadığını inkar edecek kadar da fanatikler. Ama Türkiye'de usul hataları, her zaman ve herkes için var. Her zaman herkes için mevcut olan usul hatalarını dile getirmeyip, darbecilere ulaştığı vakit 'usul usul' diye tutturduğun vakit, bu da bir iki yüzlülük ve ilkesizliktir. Hem hukuka saygılı, hem darbelere karşı olan birisinin bölünmeye taraf olmadan söylemesi gereken şey, 'Ergenekon, Balyoz iddialarının çok ciddi olduğu, ama bu iddialarla ilgili olarak da usul özensizliklerinin var olduğu'dur. Biz muhalif bir aileden geldiğimiz için Türkiye'de hukukun ne olduğunu söyleyebilirim. Benim babamın mahkumiyeti bir günde geldi Yargıtay'dan İstanbul'a. Bu adamlar o zaman neredeydi? Hep 'Usule dikkat edeyim' diye ömürlerini geçirmiş insanlar değiller ki! Tabii bu usulün önemli olmadığı anlamına gelmiyor, ama niye ikisini aynı tonda söylemiyorsun? Saraya gelince usul orada ortaya çıkıyor. Çünkü Türkiye'de sarayda olanlar, kendini sarayın parçası sayanlar, hukukun yönetilenler için olduğunu sanıyor.

 

İçişleri Bakanı'nın aranan bir komutanla yan yana geldiği fotoğrafı nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Ondan bir gece evvel zirve yapıldı. Genelkurmay Başkanı yakalama kararının çıktığı gece 23:00'te Başbakan'ın konutuna gitti ve Hatay'dan Adalet Bakanı'nı çağırdılar. Onun doğal sonucu bu. Yani mahkeme karar aldığı vakit Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Adalet Bakanı zirve yapıyorsa orada zaten hukuk yok demektir. Mahkeme hukukun olması için, darbecileri yargılamak için böyle bir girişimde bulunduğunda bunu engellediğin an, sen yarın gerçekten hukuk devleti olma ihtimalini de erteliyorsun. Genelkurmay Başkanı ile görüşmeyeceksin bu işi. Adalet Bakanı'nı çağırmayacaksın. Genelkurmay Başkanı da sana gelmeyi aklından geçirmeyecek, mahkeme kararı var ortada.

 

Kentliyim ama dindarlara saygılıyım

 

Kendimi bir kent dindarı olarak tanımlamam. Ben bir kentliyim, dindar değilim. Ama dindarlara saygım var. Dindarın da benim yaşantıma saygısı olması gerekir. Farklılıkların bir arada yaşayabilmesi, demokratik ortamın doğal sonucudur.

 

Açılımı din, ırk, mezhep üzerinden yapmak yanlış

 

Bizde Cumhuriyet'in vatandaşı yok. Birinci Cumhuriyet'in kulları var. Bu nedenle aslında yapılmak istenen şey bir vatandaşlık açılımı. Ama buradaki eksiklik, bunları din, ırk ve mezhep üzerinden ayırmak. İşte bu açılımları Kürt açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı gibi alt alta koyduğunuz vakit, vatandaşlık tanımına gene bir yanlışla, ırk, din ve mezhep olarak gittiğimizi görüyoruz. Türkiye'de vatandaşlık AB standartlarında kabul edildiği vakit tüm bunlar biter. Buradaki açılımın eksiği, AB istikametinde AK Parti gaza bazsa, reformları yapsa ve Türkiye'nin esas sorununu temel hak ve özgürlükler noktasında olduğunu hukuksal boyutta görseydi, açılımı, ırka, dine ve mezhebe bağlamamış olsaydı, çok daha hayırlı bir iş yapmış olurdu. Birinci Cumhuriyet'in gitmediğini gördüğümüz noktada, şimdi Cumhuriyet vatandaş arıyor. Onu da yanlış arıyor.

 

PKK; Kürt sorununun sebebi değil, sonucu

 

Türkiye, bir milli güvenlik devleti. Eğer bir yerde bir sorun varsa, o sorunu çıkaranı pataklarsın ve olay biter anlayışı. Bu anlayışa göre de 'Türkiye aslında güllük-gülistanlık bir yerdir ve PKK diye bir örgüt çıkıp, ülkeyi kan-revan içinde bırakmıştır'. Bizdeki mili güvenlik devleti anlayışı budur. Bir de sorunu kabul edip, onu gidermeye çalışmak var. Bizde böyle bir gelenek yok. Biz, 'çaktın mı oturturuz' devletiyiz. Bir de evrensel zenginlik devleti yani PKK'nın bir sonuç olduğunu kabul etmek, Kürt sorunun bu topraklarda mevcut olduğunu ve bu sorunun ortadan kaldırılması için niye bu insanlar ayaklanıyor diye sorunun nedenlerini teşhis edecek bir Türkiye'yi yaratmak. Türkiye Kürtlerinin devleti olduğumuzu kabul etmeden bu işi çözemeyiz. Ancak, şimdi yapıldığı gibi 'PKK nedendir' dediğinizde, sorunu ortadan kaldırıyor ve milli güvenlik devletine geri gidiyorsunuz.

 

Partici değil, değişimciyim

 

Ben AK Parti'den evvel de vardım, sonra da olurum. Ben 'partici değilim değişimciyim' diyorum. Tabii ki siyasetçinin inanılmaz tutarlılıkları, ilkesizlikleri, siyasi çıkarı var. Bunu görmezden gelmek için partizan olmak, parti taraftarı olmak ya da nemalanmak lazım. Bir düşünce adamı, bir yazar için siyaset kurumu ölçü değildir. Zaten siyaset kurumu benim istediğim gibi bir noktada olsaydı 12 Eylül'ün 30'uncu yılı olmazdı. Türk siyaset kurumu ve Türkiye Parlamentosu 12 Eylül'ün ürünüdür. Ama ben neden anayasa paketini destekliyorum? Çünkü benim arzum demokratik bir Türkiye, oraya doğru bir adım daha atıldığı için. Yani Ak Parti 2007 yılında başörtüsü yerine anayasa değişikliğini yapsaydı bugün başka bir Türkiye'de olacaktık.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
9 / 17 °C