Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yeni Osmanlıcılık mı, Sahih İslam mı?
03 Ağustos 2010 / 19:11
Kanaatim odur ki Türkiye'de Cumhuri rejimin başlangıcından bu yana ilk kez Müslümanlığını bir iddia olarak ortaya sürenlerin ülke yönetimine katılmak maksadıyla politik hayata katılma kararı vererek bir parti kurmaları ve onun etrafında kümeleşmeye baş­-

lamaları sosyal hayatımız bakımından çok önemli bir kırılma noktasıdır, zaten çok uzun bir geçmişi bulun­mayan İslami anlamda yeniden bilinçlenme çabaları­nın kırılması...

 

Metin Önal Mengüşoğlu

 

Topu topu birkaç on yıllık geçmişe sa­hip vahy'e dönme, kaynaklara yönelme, bilgilenme ve bilinçlenme faaliyetleri topluca alınmış bir karar so­nucu başlamamıştı elbette. Allah'ın bir hikmeti ve muhtemelen desteği ile, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması, iki dünya savaşının yaşanıp son bulmasıy­la bütün Müslüman coğrafyada benzer kıpırdanmalar vardı. Türkiye'deki uyanış da, gecikmiş gibi görünse de sözkonusu kıpırdanmaların bir uzantısı, bir izdüşü­mü sayılabilirdi.

 

Kim nasıl düşünürse düşünsün birkaç yüz yıl uyu­yan, donuklaşan, İslami iddialı siyasal rejimlerde bile cidden atalet içinde boğuşan İslami tefekkür, cihad dinamizmi, son iki yüzyıldan beridir bir canlanma, bir dirilme, bir yükselme trendini yakalamıştır.

 

Bilgi, sanat, yayın, iletişim alanlarında çoktan be­ridir hasret kaldığımız yetkin, özgün ve saygın bilgi ve düşünce adamlarımız ve hatta yavaş yavaş ekolleri­miz bile oluşmakta(ydı)dır.

 

Müslüman coğrafyada yaşayan insanlar arasın­dan azımsanmayacak sayıda münevver kimse yönü­nü Kabe'ye dönmüş, kulak, göz ve kalplerini yeniden Vahy'e yöneltmişlerdi(r). Bir süreç zarfında sözkonu­su münevverler taşıdıkları ışığı elbet halklarının yürü­dükleri yollara da tutacaklardı(r).

 

İslam'ı yeniden anlama/algılama sürecinin tarihsel bakımdan tam da orta dilimlerinden bir tarihte Müslü­manlık iddiası öne çıkan ama o tarihe kadar ulaşan olgunlaşma çabaları içinde pek adı anılmayan yahut aktif biçimde bulunmayan birileri, ülkedeki aktif politik hayata bir parti kurarak katılıyorlardı.

 

Çok kere yalan söyleyen, lafzı ve manası şişirilmiş vaazların cerbezeli ses ve soluklarına alışkın halkın yüzü ve yönü derhal parti istikametinde evriliyordu. Gerçi halk henüz münevverlerinin ışığından zerre miktar yararlanmış sayılmazdı. O halk, eğer kendileri­ne sunulma vakti ve imkanı bulunabilseydi, bu ışığa ötekilerden, karşıt görüşlülerden daha şiddetli bir tepki koyacaktı. Bu da işin trajik boyutudur.

 

Lakin olan oldu. Birileri ışıktan mı korktu, yoksa olan biteni kavrayacak uzak görüşlülükten mi yoksun­du bilinmez; partiyi kurdular. Kendilerini Müslümanlı­ğa nispet eden kitlelerin yönü ise hemen partiye dön­dü. Bu yetmedi, hem sorumluluk hem makam elde et­mek maksadıyla bazı yarı aydınlanmış kimseler de aydın sıfatıyla partiye dahil oldular.

 

Partinin bugüne kadar yaşadığı serüven malum­dur. Sisteme tam intibaksızlık sebebiyle sistem tara­fından yediği köteklerin sesi ve acısı unutulmadı he­nüz. Ancak işin başındaki söylem, ilke ve prensipleri ile son dönemdekiler arasında beliren uçurum yalnız­ca sisteme karşı sürdürdükleri takiyye ile açıklanamayacak oranda derin gözükmektedir.

 

Bu uçurum, İslamlaşma/İslamileşme sürecinde yaşanan kırılmanın, bu istikamette atılmış geri adımın da bir göstergesidir sanıyorum.

 

Bilgi, eylem ve düşüncenin ötesinde, partili hayat tarihi boyunca, çok ciddi bir ahlaki çöküş de paralel biçimde yaşandı kanaatimce. İman ve salih amel ve­ya söz ve davranış hususunda söylenen ve yapılanlar iyi izlendiği vakit bu da gözlenecektir.

 

Hülasa partileşmenin kaybettirdikleri, kazandırdı­ğını zannettiğimiz hürriyetlerden çok ama çok fazla­dır. Partileşme, İslami bilinçlenme hamlesini gerekli tebliğ tamamlanmadan, hatta daha doğru dürüst teb­liğe başlanmadan yarı yolda yakalamıştır. Okumaları, düşünmeleri, içtihatları, ahlaki olgunlaşma atılımlarını ya erteletmiş yahut iyice söndürmüştür. Üstelik epey­ce zamandan beri sistemin fiili taarruzları biraz durul­muşken, insanları yeniden fiili taarruza maruz bırakıcı hatalar işlemiştir.

 

Geriye elde ne kalmıştır diye bakıldığında Oğuzhan Asiltürk'ün siyasi etikle hiç bağdaşmadığı düşü­nülen ve birçoklarınca son derece antipatik ve itici bulunan ve bünyede derin yara izi bıraktığı söylenen o en son zamanlardaki totaliter, hatta külhani çıkışı ve partiyi kutsal bir dava gibi sahiplenişi kalmıştır. İşin garibi partinin sahiden en vasıflı, en olgun ve en er­demlilerinden olan iki samimi evladını moral mağduri­yetine uğratmıştır.

 

Parti ile barışmayan yıldızım son zamanlarda İs­lamcı basının kimi köşe yazarlarınca ve sıkça dillendi­rilen Neo-Osmanlıcılık cereyanı ile hiç barışmıyor.

 

Türkiye'ye, Türkiye yönetici ve elitlerine ülkenin geleceği için, tarihsel misyonu bakımından, mevcut gidişattan farklı bir yol ve yordam olarak, Osmanlı modeli veya misyonunu önerenlerdendir şikayetim. Bilmiyorum asaba bir Selçuklu beyinin torunu sıfatıy­la Osmanlı'yı bizim sultamızı sona erdirip kendisine kattığı için mi böyle fazla eleştiriyorum? Ama Osman­lı modelini teklif edenlerin Osmanlı'da görüp bugüne taşımak istedikleri nedir? Hangi idrak ve iradedir? Hi­lafet mi? Hilafeti konuşmak, ülke yasaları bakımından suç sayılabileceği için başka adlandırmalar mı kulla­nılıyor? Konu hilafet ise eğer, Osmanlı'daki bu mües­sese sanıldığı kadar İslam'i de değildi, ciddi bir işlev­selliği ise hiç yoktu. Tamamiyle sembolik hatta ironik konumdaydı. Yavuz Sultan Selim'in Mısır'daki Halife'nin elinden alıp Osmanlı ülkesine getirdiği üç beş emanet hele bugünün dünyası için nasıl bir değer ifa­de edebilir ki? Zaten Osmanlı'da da halkın nesneleri kutsamasından öte bir anlamı haiz olmamıştı.

 

Yoksa istenen yeniden Osmanlı saltanatı mıdır? Hiç sanmıyorum. Ama eğer konu saltanat olsaydı ve isteyen de Osmanlı sülalesinden birileri idiyse, bunun duygusal bir anlamı bulunduğu pekala düşünülebilir­di. Oysa Osmanlı misyonu ve modeli diye önerilen saltanata dönüş de değil herhalde.

 

Geriye ne kalıyor? Vaktiyle Osmanlı şemsiyesi al­tında toplanmış ve bugün her birisi iyi kötü bir ulus devlet olarak hayatiyetini sürdüren kavimlerin yeni­den aynı şemsiye altında toplanmasını sağlamak mı?

 

Yani Türkler yine oldukları yerde kalacaklar, öteki Müslüman kavimlerin büyük ağabeyi rolünü üstlene­cekler, kardeşlerini yeniden aile reisinin baba evi merkezine bağlayacaklar...

 

Düşünmüyorlar ki evet, Osmanlı büyük bir impara­torluktu; hatalarına rağmen Müslüman bir topluluktu, batılı devletlerle kıyaslanmayacak oranda adildi v.b. Ama aynı Osmanlı'nın siyasi, sosyal, ekonomik siste­mi güçlü olsaydı eğer niçin yıkılsındı? Osmanlı, baş­langıçta kurduğu ve fakat geliştiremediği sistemi ile işte ancak bu kadar ömür yaşayabildi. Yani her üm­met gibi o da ömrünü tamamlamıştı. Zamana, geliş­melere, değişimlere dayanacak, direnecek hali kal­mamıştı diye çöküntüye uğradı. Şimdi biz kendimiz için, bugünki dünyamız için yeni sistemler kurgula­mak, keşifler yapmak yerine, niçin atalarımızın, siste­mi yüzünden çöküntüye uğramış, ayakta kalma taka­ti tükenmiş temelleri üzerine yeniden inşa düşünelim, niçin?

 

Ayrıca Osmanlı'nın son dönemlerini de hesap dışı bırakmadan söyleyelim, İslam dünyasında bugün ar­tık eskilerde bulunmayan yüksek miktarda kavmiyetçi, laik, jakoben ve mürted bir nüfus oluşmuştur. Üs­telik dünyanın yeni ve kurnaz egemenleri tarafından İslam dünyasının yönetim kademelerine ve kilit nokta­larına da bu nüfusun nüfuzu hakim kılınmıştır.

 

Bu yeni Osmanlı misyonu teklifi de korkarım ki tıp­kı partinin açtığı gibi İslami münevver bünyede yeni bir kırılma yaratacaktır. Yeniden dirilişin, uyanışın önüne yeni engeller ve setler çekecektir. Kim, yeni­den Osmanlı bayrağı altında toplanır ki kim? Kaddafi mi, Saddam mı, Fahd mı, Mübarek mi, Beşşar mı, Hatemi mi, Müşerref mi kim?

 

Bütün bu uydurma ve şovenizm kokan, hırsların kamçılanmasıyla ürediği besbelli olan teklifler yerine niçin Sahih İslam'a dönülmesi teklifleri üzerinde düşünmeyelim?

 

Neden hala kavranılmıyor ki "Müslümanların yeni­den Müslüman olması lazım" diyen Muhammed İkbal haklılığını korumaya devam ediyor.

 

Ne yapacaksınız Osmanlı'yı? Bırakınız rahat uyusunlar. Onlara Allah'ın rahmetini dileyelim Ken­dimize ise Vahy'i rehber edinmekten başka bir kur­tuluşun bulunmadığını hatırlayalım. Vahy'in ilk pratik modeli olan Resulullah'ın bireysel ve toplumsal hayatını gündemimize alalım. O'nu izleyelim. Model Osmanlı, Selçuklu, Moğol, Safevi, Emevi ve Ab­basi'de değildir. Onlar artık sadece kültürdür. Ama model onların da kaynaklandığı Resulullah'tır. Asrı saadettir.

 

Osmanlıyı sevelim, saygı da duyalım. Ama Os­manlı bitmiştir. O bizim tarihimizdi. Ama biz bugünümüzün sorumluluğunu Osmanlı'ya sığınarak üzerimizden atamayız. Ancak tıpkı onlar gibi biz de Allah'a sığınarak, Vahy'in rehberliğinden, Resulün modelliğinden yola koyularak yerine getirebiliriz.

 

Sadece Türklerin, Türk kavminin değil bütün İslam milletinin yeniden uyanış ve diriliş reçetesi bütün zamanlarda olduğu gibi bugün de vahy-i ilahidedir.

 

Müslümanım diyenler bile Sahih İslam'ı bilmez ve yaşamazken İslam dünyasında sayıları umulmadık oranda çoğalmış faşist, sosyalist, laik ve mürtedlerden ne bekleyebiliriz? Müslüman olmalarını mı? Bize itaat etmelerini mi? Nice zamandan beridir yerlilerin gafletiyle dönme ve devşirmelere kaptırıldığı gerçeği ayyuka çıkmış güç ve iktidarı kuzu kuzu geriye iade etmelerini mi?

 

Böyle ucuz, böyle tepeden inmeci, böyle hiçbir zahmet içermeyen modeli yoktu Resulullah'ın. Ken­dinde olanı değiştirmek ve sonra toplumsal değişimi beklemek İslam'ın şiarı idi. Oysa yukarıdan beri uyar­maya çalıştığımız çevreler, değiştirmek ne kelime, maalesef kendinde olanla övünmekten başı dönmüş sarhoşlar gibi görünmektedirler.

 

İktibas – Ocak 2003

Bu yazıya toplam (4) yorum eklenmiştir.
Mehmet Sucu
21 Kasım 2011 Pazartesi 16:15
Model Olarak..
selamunaleyküm..yazılarınız çok doğru.. ama Osmanlının islam adına yaptığı fedakarlıklar gözardı edilmemeli bence... osmanlı çeşitli ırkların islam çerçevesinde kardeşçe yaşadığı bir yerdir bence... model olarak bir ülke değil Yüce kitabımız "Kuran" alınmalıdır.. sonuçta osmanlı geride kaldı..
Dinimize tam olarak yaşayabileceğimiz bir ülke umuduyla..
Yeter
26 Eylül 2011 Pazartesi 12:18
Neo kavramı ve asılsız iftiralar
Neo kavramı ve yeni Osmanlıcılık kavramları üzerinde biraz duralım. Bazı kesimlerin neden bu kadar ürktüğünü hatta korktuğunu anlayamıyorum!

Osmanlı, Osmanlılar hiç bir zaman neo'laşamazlar, olanları varsa da bunlar muhakkak Osmanlının varlığının yegane sebebinin kavmiyetçilik değil islâm olduğunu bilmelidir. Örnekleri çok bunları sıralamanın bir anlamı yok ven son Halife ister kabul edin ister etmeyin isterseniz de bu nu sembolik olarak görün yine Sultan Abdülhamid Han'dır. Gerçekler inkâr edilerek saklanamaz!

İslâm olmadan Osmanlının var olma sebebinin olmayacağını herkes bilmeli. Ben bir müslümanım evet ama aynı zamanda da bir Türküm ve adım ismim ve şanım var bunu niye saklayayım? Gelin yarışalım Osmanlısı (Türkü, Kürdü, Çerkezi, Lazı), Farsı, Arabı ile İslâm adına kardeşlik adına yarışalım.

Peygamber efendimiz (s.a.v) ve dört Halife devrinden sonra bir kavim Vahy görevini mutlaka üstlenmiş ve islam bayrağını daha uzaklara ve bir sonraki nesle taşımıştır. İsim ne farkeder önemli olan İslâmdır.
Nida Dergisi
19 Haziran 2011 Pazar 22:16
Basiretli bir kalemden önemli bir tespit!
Muhterem Mütefekkir Metin Önal Mengüşoğlu'nun 8 yıl önce kaleme aldığı bu makale geçen 8 yıllık süreçte kendisinin basiret ehli bir kaleme sahip olduğunu göstermiştir. Nitekim bu süreçte yoğunlaşılan ve insanların yönlendirildiği akımın Kur'an'a dönüş hareketi değil Particilik, Cemaatçilik (!) ve Yeni Osmanlıcılık olduğunu gördük, görmekteyiz... Lakin yine bildiğimiz,gördüğümüz ve de inandığımız bir hakikatte şu da Allah' ın nurunu tamamlayacağı hakikatidir...
ersin ertugrul
19 Haziran 2011 Pazar 21:01
Kur'an'a Dönüş Hareketinin önündeki engellerden
Değerli Mütefekkir Metin Önal MENGÜŞOĞLU' nun kritik-hayati bir konuya parmak bastığını görüyoruz. Bu konu Müslümanların yüzyıllardır yaptığı patinajdan kurtularak Kaynağa dönmesine konulan engellerin resmidir... Lakin ne yaparlarsa yapsınlar (parti kurarak, cemaat-tarikatlere yönlendererek, gelenekçi / neo-osmanlıcılığa kanalize ederek) kervan yola çıkmış ve ne yaparlarsa yapsınlar bu hareketin önünü alamayacaklar...
Dikkat kesilmesi gereken bir yazı...
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 11 °C
Hakkari
-4 / 8 °C
İstanbul
7 / 11 °C
İzmir
7 / 15 °C