Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gülen’den Referanduma ‘Evet’ çağrısı
01 Ağustos 2010 / 12:28
Referandum rüzgarı herkesi içine alacak şekilde genişleyerek esmeye devam ediyor.

12 Eylül Referandumunu destekleyenler kervanına Fethullah Gülen de katıldı. Bugün Zaman gazetesinde, Pazartesi günü cemaate ait Herkul.org sitesinde yayınlanacak konuşmasından özet bazı bölümlere yer verildi.

 

Konuşmasında neden Referandumda ‘evet’ denilmesi gerektiğini kendi ölçüleri içinde açıklayan Fethullah Gülen,  ülkeye hizmet eden herkesi hayırla anacağını belirterek Turgut Özal ve Bülent Ecevit’e de dua ederek, Bülent Ecevit için “makamı cennet olsun” dedi. Bilindiği gibi Ecevit, Meclis’e başörtüsü ile giren Merve Kavakçı’yı hakaretler ederek Meclis’ten kovmuştu.

 

Gülen konuşmasının sonunda ise başak bir ilginç noktaya değinerek 12 Eylül darbesini yapan Kenan Evren’in de Allah tarafından affedilebileceğini öne sürdü. Seçmeli din-ahlak derslerini mecburi hale getirirken Kenan Evren "Eğer bunu gönlünden gelerek samimiyetle yaptıysa, Allah bu yüzden onu affeder." dedi.

 

Fethullah Gülen’in bir müslüman olarak anlaşılması zor, İslami bir bakış açısı ile bağdaşmayan bu sözlerinin yorumunu değerli okuyucularımıza bırakıyoruz.

 

Fethullah Gülen: Referandum siyasî olarak görülmemeli milletimizin istikbali için desteklenmeli

ZAMAN

Pakette milletin istikbali adına çok önemli düzenlemeler bulunduğunu belirten Gülen, siyasî hesapların bir kenara bırakılmasını istedi. "İmkân olsa mezardakileri bile kaldırarak 'evet' oyu kullandırmak lazım." diyen Gülen, referandum desteğinin "her partiye aynı mesafede olma" çizgisiyle çelişmediğini vurguladı. Gülen Hocaefendi, referandumun 12 Eylül'ün kirlerini temizlemeye ve darbecilerle hesaplaşmaya vesile gibi gösterilmesini ise doğru bulmadı. Gülen'in açıklamaları özetle şöyle:

12 Eylül, 12 Mart ve daha önceki 27 Mayıs darbeleri, hiçbir mantığa dayanmayan ve millet adına hiçbir yarar vaatetmeyen bir çeşit sindirme ve herkese haddini bildirme, sonra da iktidarı ele geçirme ve şahsî saltanatları devam ettirme hareketleriydi. Bazı kimseler, gemilerini yüzdürmek için kan seylaplarına ihtiyaç duymuş; bu milletin evladını sağcı ve solcu olarak cephelere ayırmış ve vuruşturmuş; nihayet akıttıkları kan, irin ve gözyaşından istifade ederek kendi otağlarını kurmuşlardı.

Kuvvetin genetiğinde adaletsizlik ve dengesizlik vardır. Kuvvet, hakkın elinde, mantık ve muhakeme rehberliğinde bir kısım problemleri çözebilecek potansiyel bir güç sayılsa da, his yörüngeli kaba düşüncenin elinde her zaman bir tahrip aleti olagelmiştir. Gerçi kuvvetin de bir hikmet-i vücudunun bulunduğu muhakkaktır; ama ona dayanılarak çözülmeye çalışılan problemlerde aklın, mantığın, muhakemenin hattâ dehanın değerlendirilemediği de bir gerçektir. Ne acıdır ki, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül gibi darbe dönemlerinde ülkemizde hak, mantık ve muhakeme, kuvvetin çılgınlığı karşısında yenilgiye uğramış ve âdeta bir esaret yaşamıştır.

Kuvvetin genetiğindeki bozukluk, hemen hemen bütün kuvvet temsilcilerine başka insanların tepelerine binme, onları ezme, sindirme ve seslerini kesme hislerini pompalar. Dolayısıyla da, kuvvetin taşkınlığı ve çılgınlığıyla insanları ezip sindirme sadece belli bir kesimin işi değildir. Bazen, siyasî iktidarı güçlenenler de artık kimseyi kâle almamaya başlar ve dediğim dedik düşüncesiyle hareket ederler. Dahası, idarecilerin etrafı danışmanlar, özel kalemler, yakın çevrelerce kuşatılır ve halkın sesinin asıl merciye ulaşmasının önü kesilir. Böylece daha dün herkesin elini öpen kimseler, biraz güçlenince gayrı kimseyi dinlemez olur, bildikleri gibi davranır ve her iyi işin de kendilerine mâl edilmesini isterler.

AÇ KURDA TAHABBUB İŞTAHINI AÇAR, DİŞİNİN KİRASINI DA İSTER

27 Mayıs'ta on binlerce insan zulme uğradı; devletin en zirvesindekinden milletvekillerine ve partinin taşra teşkilatındaki temsilcilere kadar yüzlerce, binlerce insan bir anda tutuklandı. Tutuklananlar da çok uysal davrandılar, tabiri caizse, kuzu kuzu gittiler. Bilmiyorum o kadar kuzu kuzu olma ve aç kurda karşı tahabbub gösterme doğru muydu, değil miydi?!. Fakat bazı kimselerin bir nezaket ahlakı vardır, namusları gibidir; fedada bulunamazlar. Nitekim, zirvedeki zat, o zalimlerin mahkemelerinde "Reis beyefendi, savcı beyefendi" demede kusur etmedi, centilmence davrandı. Bu, onun efendiliğinin gereğiydi; fakat aç kurda karşı tahabbub göstermek onun iştahını açar, sonra döner dişinin kirasını ister. Herhalde bütün bütün dünyaya kilitlenmiş, yüksek bir mefkuresi olmayan ve elindeki imkânları kaybetmekten korkan kimselere karşı biraz dik durulsaydı, -başkası olsa şöyle derdi- o zibidilerin hepsi def olur giderlerdi.

Bütün darbeler gibi 12 Mart da öyle zavallı bir zihniyetin işiydi ki, kitap okumak için bir evde toplanmış bulunan insanlar bile tutuklanıp aylarca hapislerde süründürülmüşlerdi. Hatta, sadece Cenâb-ı Hakk'ın Kuddûs isminin tecellilerini anlatan bir risaleyi okumuş olduklarından dolayı senelerce hapis cezası almakla karşı karşıya bırakılmışlardı.

TEMİZ VATAN EVLATLARI BÖLÜKLERE AYRILARAK VURUŞTURULDU

O gün o kanlı darbeleri yapan ve vatan evladını kamplara bölüp kanlarını dökenlerle bugün PKK'yı besleyip destekleyen, silah ve uyuşturucu ticareti adına kullanan ve kendilerinin bir kısım isteklerini gerçekleştirmek için onu orada sürekli kanayan bir yara ve bitmeyen bir problem olarak canlı tutan kimseler aynı insanlardır ve mantık aynı mantıktır.

12 Mart döneminde hapiste kaldığım süre içerisinde hem ülkücüler arasından hem de sol kesimden çiçeği burnunda tığ gibi delikanlı arkadaşlarım oldu. Oturup konuştuğum zaman hepsinin görüşülüp konuşulabilecek insanlar olduklarını gördüm. Aynı silah ve kurşunla birbirini öldüren her iki taraftan, (hem ülkücüler hem de solcular arasından) bu insanların çoğunu o kadar samimi, o kadar saf ve duru buldum ki, kalblerine bir Allah'la irtibatı ve Efendimiz'e bağlılığı koysanız sahabe gibi samimi insanlardı. Gönül verdikleri davada başka beklentileri yoktu. Fakat, bu temiz vatan evladı bölüklere ayrılarak senelerce vuruşturulmuştu. Orada gördüğüm öyle manzaralar oldu ki... Nedim isminde sol kesimden biri vardı. Öyle dövmüş ve öyle işkence yapmışlardı ki, ayağının altından kemik çıkarmışlardı. O tığ gibi delikanlı, o haliyle yürürken benim içimden bir şey kopuyor ve kalbime kan damlıyordu.

MİLLET DOĞRULMAYA ÇALIŞIRKEN 12 EYLÜL BALYOZU İNDİ

27 Mayıs darbesi sadece bir iktidarı yerle bir etmedi; balyoz aynı zamanda Türkiye'deki bütün olumlulukların tepesine de indi. Askerinden üniversite hocasına kadar çok iyi yetişmiş, temiz ve namuslu bir sürü insan emekli edildi. Böylece âdeta ülke çadırını ayakta tutabilecek bütün kazıklar koparılıp atıldı, orta direk kırıldı ve ülke bir çöküntü yaşadı. Millet biraz belini doğrultacak gibi olunca bu defa 12 Mart darbesi bir kâbus gibi çöktü memleketin üstüne. Vefalı ve samimi millet, "olsun" deyip bir kere daha doğrulmaya çalışırken bu defa da bir balyoz gibi 12 Eylül indi başlarına. Sonra bir de 28 Şubat... Bunlar suyun yüzüne vuran hadiselerdi. Arkada Talat Aydemir vakıası gibi fiyaskoyla neticelenen teşebbüslerin de hadd ü hesabı yok. Bu açıdan, dünden bugüne mesele sadece bir iktidarın devrilmesinden ibaret değildir; hadise, kuvvetin çılgınlığına kendini kaptırmış bazı kimselerin bir ülkeyi bütün bütün batırma pahasına sadece kendi saltanatlarını devam ettirme mücadelesidir.

İMKÂN OLSA, MEZARDAKİLERİ BİLE KALDIRARAK REFERANDUMA 'EVET' OYU KULLANDIRMAK LAZIM

Maalesef, Avrupa Birliği'ne namzet olan ve Ortadoğu'da yeni açılımlar gerçekleştiren ülkemizin ihtiyaç duyduğu şekilde bir anayasa değişikliği yapılamadı. Fakat yapılması gerekenlerin yapılamaması açısından "maalesef" desek de, bir kısım cellatlıkların ve farklı vesayetlerin önünü almaya matuf bir iki maddenin değişikliği bile çok önemlidir. Değil sadece kadını erkeğiyle, çoluğu çocuğuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları, imkân olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda "EVET" oyu kullandırmak lazım. Mezardakiler bile kalksın. Ben zannediyorum kalkarlar da.. ben zannediyorum ruhları koşar da. Çünkü demokrasi adına çok önemli bir adımdır.

REFERANDUM 12 EYLÜL'ÜN HESAPLAŞMASI DEĞİL, MÜ'MİNler İNTİKAM PEŞİNDE OLAMAZLAR

Bazı siyasîler referandumu kendi hesaplarına değerlendirmeyi düşünüyor olabilirler. Fakat ben o meselenin millete yararlı olup olmamasına bakarım. Bu açıdan, referandumu siyasî olarak görmemek ve ona millete kazandıracakları zaviyesinden yaklaşmak lazımdır. Referandumun sadece 12 Eylül'ün kirlerini temizlemeye ve darbecilerle hesaplaşmaya vesile gibi gösterilmesi de doğru değildir. Bu sayede darbecilerden intikam alınacağını düşünmek yanlıştır; mü'minler intikam peşinde olamazlar. O paketin içinde milletimizin istikbali için çok önemli maddeler var; bu itibarla da değişiklik paketi bu yönüyle desteklenmeli ve "evet" oyları böyle bir niyetle verilmelidir.

HİÇ KİMSEYE 'FALAN PARTİYE GİRİN' DEMEDİK

Biz hâlâ her partiye karşı aynı mesafede duruyoruz. Hiç kimseye "Falan partiye girin; mitinglerinde boy gösterin; çarşıda pazarda alkışçısı olun!" demedik. Mesafeli durmak, milletimizin kaderi adına isabetli bulduğumuz bir kısım meselelerde bazı kimselere oy vermemize mani değildir. Güzel şeyler sergileyen ve iyi işler yapan kim olursa olsun, bu millet onu desteklemiştir; desteklenen aslında şahıs ya da parti değil, icraattır. "Şeytandan sığındığım gibi siyasetten de Allah'a sığınırım." diyecek kadar politikaya mesafeli ve dünyaya uzak duran Hazreti Bediüzzaman, vakti gelince oyunu kullanmış ve hem de "falan yere kullandım" demiştir. Evet, biz bütün partilere karşı mesafeli duruyoruz; ne var ki, mesafeli durmak başka, oyumuzu Türkiye'nin geleceği adına isabetli işler yapacağına inandığımız bir yere postalamak daha başka bir meseledir.

ÜLKEMİZE HİZMET EDEN HERKESİ HAYIRLA ANARIM

Güzellik, hayır ve iyilik adına, ister harekete, ister size, ister Müslümanlığa ve isterse de ülkemizin istikbal ve ikbaline hizmet etmiş herkesi (kim olursa olsun) takdir eder ve hayırla anarım. Merhum Turgut Özal'ın iyiliklerini görmezlikten gelemem. Bülent Ecevit Bey'e "makamı Cennet olsun" diyorum; sözden anlayanlar bunun ne demek olduğunu bilirler. Hazreti Üstad diyor ki; "Her mü'minin her sıfatı mü'min olmadığı gibi; her kâfirin her sıfatı da kâfir değildir." (Yanlış anlaşılmasın) Ben kimseye kâfir demiyorum. 12 Eylül bir kötülüktür; fakat o darbeyi gerçekleştiren ve kötülük yapan bir insanın da iyi yanları olabilir; ben güzel bulduğum bir davranışı takdir ettim.

Kenan Evren mekteplerde seçmeli olan din ve ahlak derslerini mecburi hale getirdiğinden dolayı, bir röportajda dedim ki; "Eğer bunu gönlünden gelerek samimiyetle yaptıysa, Allah bu yüzden onu affeder." Bugün de şu ya da bu partiden birileri yine ülkemizin istikbali ve ikbali adına olumlu şeyler söyler ve yaparlarsa, ben onlar için de Firdevsî gibi bir destan yazarım. Bu, Hakk'ın hatırınadır; Hakk'ın hatırı ise âlidir.

Bu yazıya toplam (6) yorum eklenmiştir.
ademoğlu
06 Ağustos 2010 Cuma 21:15
1
Sayın Ahmet bey sizi kanun koyucu ve bizim hayatımızın her alanını belirleyen ve karışma

Yetkisi olan RAHMAN olan Allahın selamıyla selamlıyorum.

Hayatımızı ve kurallarımızı belirleyen ve bizi sıratı mustakim üzere yaratan Allah bizlere

Hayatı nasıl yaşayacağımızı ilahi kitabında gösteren Allah'a kul olarak yaşamaya gayret eden bizler nerede olursak olalım hangi sistemde yaşarsak yaşayalım bizleri temsil edenler

Allah'ın yasasıyla temsil etmiyorsa Allah'ın şeriatı olan kitabullaha göre bir yünetim ve idare yoksa Müslüman onların yasalarını ve kurallarını belirlemede bir yer teşkil etmez edemez.

Bizler kuranı okurken asla belirleyici olarak hevasını ilah edinenleri dost yaren edinmedik

Resulün öğretisine bakarken İslam olmayan sistemlerin bakış ve görüşlerini katmadan net

Olan ögretiyi net almaya gayret ettik.

Biz Müslümanları kendi anti İslami dürtüler sunanlara ise asla müsaade etmedik ve etmeyiz.

Bu güzel sitede fikirlerimizi kurani yaklaşımların dışına çıkmadan hereket etmeye gayret ve dikkat ediyoruz birisine karşı serzenişimiz varsa bu asla Kuran'ın bize emretmediği olguları

Kullanmadan devam etmeye gayret ediyoruz inşallah.

Gülen gibi laillehe illallah deyin ama muhameden resulullah demeyin diyen ve bulunduğu her ortama Allah'ın emretmediği her şeyi Allah'ın emri gibi göstermesi asla kabul edilemez.

Laik ve Kemalist rejimin hiçbir secimi Müslümanların değil katılım ise asla mümkün değil tüm müslümanlar evet veya hayır diyemez.
Ahmet Aközlü
04 Ağustos 2010 Çarşamba 18:31
Önce sen değiş mi?
İbrahim Bey,

Bana "önce sen değiş" diyerek TEVHİD anlamında birçok değerin elimden akıp gittiğini iddia ediyorsunuz. Bu durumda kendinizi de bu değerlere sahip çıkan bir konumda görüyorsunuz. Ben olsam bu konularda o kadar rahat konuşmazdım. Hidayet Allah'tandır. Bu yüzden müslüman olmamıza rağmen her gün 40 defa "ihdinas sıratal müstakim" diyoruz.

Siz bu sistem içinde yol almak adına yapılacak her şeyi sistemi meşrulaştırmak ve tağuta boyun eğmek olarak algılıyor olabilirsiniz. Ben öyle düşünmüyorum. "Batı değerleri" dediğiniz şeylerin hepsi mutlak şer değildir. İnsan hakları, özgürlük, eşitlik, ifade hürriyeti gibi demokrasiyi oluşturan değerler aynı zamanda İslam'a da aittir. Bu değerlerin demokrasi başlığı altında zikredilmesi onların İslam'daki değerini azaltmıyor.

Bunun yanında biat (oy kullanma), şura (meclis) gibi değerler de İslam kaynaklıdır. Her ne kadar şu an tepemizde durup kafamıza vuran statüko demokrasi adına bize küfrü dayatsa da, bunu düzeltmek bizim elimizdedir dahası bizim vazifemizdir. Şimdi size AYM ve HSYK statükosunu bertaraf etmek ve bu kurumları düzeltmek adına referandumda kanaatinizi soracaklar. Siz referandum batı değeridir diye bu konuda HAKK'ı söylemekten geri mi duracaksınız? Siz ve etkilediğiniz insanlar oy kullanmadıkları için bu referandum müslümanlar açısından hezimetle sonuçlansa, statüko eskisinden daha da güçlü hale gelse bunda sizin payınız olmayacak mı?

Oy kullanmak Tevhid'den bir sapma değildir. Referandum istişarenin büyük ölçekli olanıdır. İmanın en üstün derecesi "bir kötülüğü gördüğümüzde elimizle düzeltmemizdir". Bu imkan elinizdeyken kullanmazsanız Tevhidî değerleri koruduğunuzu nasıl iddia edebilirsiniz?

Ayrıca şirketleriyle, günlük yaşantılarıyla sistemin zaten içine batmış olan müslümanları, mesele oy vermek olunca sistemin bu kadar dış
İbrahim KÖKSAL
03 Ağustos 2010 Salı 22:17
Ahmet Bey
Değerleri batı tarafından oluşturulmuş ve ancakta batı değerleri ile yol almaya ve alınmaya izin verilen bir sistemde yol almak kolay diil. Bir bakmışsın ki ''İmamları Çarkıfelek'te olan önder kişilikler'' oluşur. Şimdi siz yol almak mı istiyorsunuz buyurun yol alın. Öyle bir hale gelirsinki herşey olmasa da TEVHİD anlamında birçok değer ellerinden akıp gitmiştir. Önce sen değiş...
Ahmet Aközlü
03 Ağustos 2010 Salı 19:55
Bu ne öfke
Sayın Ademoğlu,



Kullandığınız üslup korkunç derecede aşağılayıcı, ötekileştirici ve tekfir edici. Bir müslüman topluluğun (FG cemaati) başka bir dinden olduğunu ileri sürecek derecede tuhaf bir anlayışla neyi çözmeye çalışıyorsunuz? Sırf islami metodları sizinkine benzemiyor diye, ya da oy kullanıyorlar diye, bu insanları küfürle itham etmek hangi kitaba hangi sünnete dayanıyor?



Oy kullanmamanın (pasifist olmanın) Kitabullah'a uygun olduğunu size kim öğretti? Oy kullananı ya da sizinle aynı görüşten olmayan müslümanları kafir ilan etme fetvasını kimden aldınız?



Sayın Cengaver,



Kimse ölülerden mezardakilerden yardım istemiyor. Bilakis ölü gönüllerin, mezardaymışçasına ülke meselerine karşı hissiz ve alakasız insanların uyanması için çağrı yapılıyor. Bu referandumda evet oyu kullanmayı düşünmeyenler, AYM ve HSYK'nın müslümanlara zulmü reva gören kararlarına razı olmuş olacak. Hem oy kullanmam hem de razı olmam diyen kendini kandırır.



ADEMOĞLU
01 Ağustos 2010 Pazar 18:42
...
Bu adam katılımı müslümanlardan istemiyor kendi dininin etrafında olanlardan istiyor onun için bizi alakadar etmez.

Ama katılımı islami bir olguya taşıyorsa o zaman bizi ilğilendirir.Sayın kardinal siz yaşadığınız ülkenin ortadokslarından isteyin çünkü ülkemde

size ragbet edeçek kimse yok ha sizin cematiniz var öylemi eğer onlardan gerçekten Allaha namaz kılan ve onun için ibadet eden varsa o kitabullaha göre hareket etmek zorunda onun için oda sana uymaz.
cengaver yiğit
01 Ağustos 2010 Pazar 16:34
feytullah
evet herkes imanı kadar yaşar .mezardakilerden yardım isteyenler .kaldırın ölülerinizide oy atın.türbelerden şeyhlerden oy isteyin.onlar sizi duyar.size evet der belki
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
1 / 12 °C
Hakkari
-4 / 9 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
13 / 18 °C