Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Takiye
30 Temmuz 2010 / 18:35
Referandumun sadece anayasada yapılması önerilen değişikliklerle ilgili bir tercihi ima etmediği çok açık.

Etyen MAHÇUPYAN-TARAF

 

Zaten paketteki her bir maddenin demokratikleşme yönünde olduğu konusunda da herhangi bir kuşku yok. Ama yine de toplumun kabaca yarısının ‘hayır’ demeye niyetlendiğini biliyoruz. Bunun nedeni iki geniş grup arasında bir koalisyonun oluşması ve ortak bir ‘düşmana’ karşı yan yana gelmeleri. Bu gruplardan biri Türkiye’de demokrasiden hazzetmeyen, ellerindeki sosyal, iktisadi ve siyasi imtiyazları kaybetmek istemeyen kesimler. Ülkenin batısındaki kentli üst burjuvazi ile üst bürokrasi bu grubun temelini oluşturuyor. Medyanın desteğine de sahip olan bu grubun referandumda fazla bir gücü yok, çünkü herkesin sadece bir oyu var. Ancak önümüzdeki tercihte bu gruba yamanmış olan ikinci ve toplumsal tabanı çok daha geniş bir kesim bulunuyor. Ekonomik, sosyal ve siyasi ağırlık açısından birinci gruba benzemeyen, ama onların kültürel zeminini paylaşan amorf bir laik cemaatleşmeden söz ediyoruz. Bu kesimde ‘laik’ yaşam biçimi ‘kültürleşmiş’ ve zaman içinde doğal bir hak alanı olarak algılanmaya başlanmış. Dolayısıyla laik cemaat, kendi yaşam alanını daraltacak alternatif yaşam biçimlerini bir tehdit olarak görüyor ve tepki olarak da şu ana kadar kullanmakta olduğu adı konmamış toplumsal imtiyazlarına sarılıyor.

Kısacası bu ‘muhafazakar’ bir koalisyon... Hatta dünyanın gittiği yönü, hak ve özgürlük anlayışının değişen içeriğini dikkate alırsanız, bu bayağı ‘bağnaz’ bir koalisyon. Öte yandan aynı kesim on yıllar boyu kendisini ‘ilerici’ sanmış, buradan hareketle ‘solcu’ olduğunu bile düşünebilmiş... Şimdi bir anda demokratikleşme karşıtı olmalarını hazmetmeleri ve rasyonalize etmeleri hiç de kolay değil. Neyse ki Türkiye’de ironik bir değişim yaşanıyor: Demokratikleşme talepleri İslami kesimde vücut buluyor ve AKP hükümeti de bu taleplerin taşıyıcılığını yapıyor. Oysa ‘biz’ AKP’nin ve tüm İslami camianın ‘ontolojik’ olarak, yani inançları, ideolojileri, giderek fıtratları gereği ‘gerici’ olduklarını biliyoruz! Böylece rahatlıyoruz... Madem ki aslında gerici olanların demokratikleşme paketi ile karşı karşıyayız, o halde bu pakete ‘hayır’ demek ilericiliğin gereği olarak değerlendirilebilir! Böylece AKP’nin ortak bir ‘düşman’ olarak laik/milliyetçi/devletçi bir ‘hayır’ cephesinin oluşmasına önemli bir katkı sağladığını görüyoruz. Bu koalisyonun ürettiği en dişe dokunur argüman ise, AKP’nin demokratikleşme çabalarının ve dolayısıyla bu paketin bir tür takiye olduğu, yani paket kabul edildikten sonra bu partinin kendi baskı rejimini kurmaya yelteneceği...

Tabii bu argüman AKP’nin, zaten iktidarda olduğuna göre, kendi muhaliflerinin önünü açacak bir demokratikleşmeyi niçin istediği sorusunu yanıtlamıyor. Ayrıca özgürlüğün giderek arttığı bir toplumun, bu yoldan ilerleyerek nasıl baskı rejimine ulaşacağı konusunda da pek bir şey söylemiyor. Dahası sırf AKP önerdiği için toplumun özgürleşmesine karşı çıkan ‘bizlerin’ bu tutumunun zaten baskı rejimini ifade ettiğini de gözden kaçırıyor. Nihayet aslında ‘karşı tarafı’ baskı altına almak üzere yanıp tutuşan ‘bizlerin’ ille de demokrasi yanlısı gözükme arzumuzun takiyenin ta kendisi olduğuyla da yüzleşmek istemiyor...

Açıkça söylemek gerekirse ‘hayır’ cephesi siyasi ve entelektüel yozlaşmayı başarıyla bir araya getirmiş gözüküyor. Bunun en ilginç örneklerinden biri sendikalar... İşçi kesimi de bu referandumda bölünmüş durumda. Hak-İş ‘evet’çiyken Türk-İş ve DİSK ‘hayır’cı. Anayasa değişikliği paketine baktığımızda işçi ve sendika haklarıyla ilgili şunları görüyoruz: Aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olabilme, grevden ötürü ortaya çıkan maddi zarardan sorumlu olmama, siyasi amaçlı grev yapabilme, iş yavaşlatma ve verim düşürme gibi direnişlerin yasal hale gelmesi, memur ve diğer kamu görevlilerine toplusözleşme yapma hakkının verilmesi... Olumsuz olarak değerlendirilebilecek tek bir değişiklik bile yok. Ama iki büyük sendika referandumda ‘hayır’ diyecek. DİSK genel başkanı bu tutumlarını ‘emeklilerin, gençlerin ve işsizlerin sendika kurmasını sağlayacak bir değişikliğin olmaması’ ile açıklamış. Bunlar olsaydı, muhtemelen ‘sayın’ genel başkan, olmayan bir başka şeye işaret edecekti. Ayrıca aynı genel başkan, yargıdaki değişikliğin ‘kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkeleri’ ile bağdaşmadığını söyleyerek, bu konulardan hiç anlamadığını, demokratikleşme ve katılımı ‘hukuk devletine’ bir tehdit olarak gördüğünü de itiraf etmiş.

Söz konusu sendikanın ‘sol’ olarak tanımlandığını bilmek insana karamsarlık verebilir. İşçi haklarının genişlemesine tahammül edemeyen, laikliği bir tür solcu kimliği sanan bu tutumun ima ettiği cehalet içinizi karartabilir. Ama yukarda söylendiği üzere zaten ortada büyük bir takiye var... Laik kesim ve bu tür sendikalar hiçbir zaman ilerici, solcu, demokrat falan olmadılar. Sadece öyle gözüktüler... Ama sırası geldiğinde 12 Eylül’ün uzantılarını, 28 Şubat’ı, 27 Nisan’ı destekleyip, bu uğurda kampanyalar bile yaptılar. Fotoğrafı doğru koymakta yarar var: Türk-İş ve DİSK türü sendikal hareketler aslında laik/devletçi ve ille de bir ideoloji arıyorsanız kemalist oluşumlar. Neyse ki bugün İslami duyarlılığa sahip kesimlerin demokratikleşme talepleriyle karşılaştık da, artık bu sözüm ona ‘solcuların’ takiyesini görebiliyoruz.

Referandumun sonuçları üzerine basit bir hesap herhangi bir tarafın yüzde 55’i aşmasının zor olduğunu ortaya koyuyor. Bütün AKP’lilerin ‘evet’, CHP’lilerin ‘hayır’, MHP’lilerin ise üçte iki ‘hayır’ üçte bir ‘evet’ diyeceğini varsaydığımızda, ortaya ‘evet’ lehine 45’e 40 bir dağılım çıkıyor. BDP’nin boykot kararı onu dışarıda bıraktığına göre bu referandumda kritik faktör BBP ve özellikle Saadet Partisi. Çünkü eğer bu iki parti, deklare ettikleri üzere ‘evet’ derlerse aradaki fark 10 puana yükseliyor ve 55-45 gibi bir sonuç garanti edilmiş oluyor. Ama seçmenin homojen olmasını beklemediğimiz için burada da üçte ikiye üçte bir dağılımı öngörebiliriz. Bu durumda sonuç kabaca 53-47 olacaktır. Ancak ya bu partiler bilinmez nedenlerle karar değiştirir veya kongre oyunlarıyla farklı yönlere sürüklenirlerse? O zaman da seçmenlerinin tümü herhalde ‘hayır’cı olmaz ama, marj epeyce daralır ve toplumsal manipülasyonun etkili olacağı bir sürece gireriz.

Bu vesayetçi, sivil darbeci ‘projenin’ en önemli ayağı muhakkak ki SP’ye hakim olmaktan geçiyor. O nedenle İslami kesimin arkaik unsurlarını, devletçi ve milliyetçi kanadını yeniden SP etrafında sahneye çıkmış buluyoruz. MHP ve CHP içindeki ‘operasyon’ hamlelerinden sonra şimdi de seçimin anahtar partisinde sıra...

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 10 °C
Hakkari
-3 / 11 °C
İstanbul
12 / 16 °C
İzmir
9 / 18 °C