Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Muasır medeniyet seviye tespit sınavı
28 Temmuz 2010 / 21:32
Arabeskin müzik olup olmadığına kafa yormayı gereksiz bulan piyanist Fazıl Say, politik doğruculuk adına dile getirmiyorsa da, belli ki arabesk müzik sevenin de insan olduğunu tartışmaya bile gerek görmüyor

Elmira CANCAN-RADİKAL

 

Bir süredir öğrenci olarak bulunduğum İsveç’te, politik sebeplerle veya çalışmak amacıyla Türkiye’den göçmüş farklı etnik ve dini kökenlerden insanların, eğitimsiz, kaba veya tesettürlü olmaları yüzünden “biz”i temsil etmediği tesellisini sık sık duyarım. “Biz” her kimsek, “öyleleri”nin yaşamadığı bir ülkeden geliyoruzdur. Tanışır tanışmaz dünyanın dört bir yanından arkadaşlarımıza da bunu söyler, önyargılarından bir an önce beraat etmek isteriz. Başı açık olanla kapalıyı, iyiyle kötüyü, cahille aydını birbirinden ayırarak kimliğimizi en şık yerleri görünecek şekilde budar; vatandaş profilimizi muassır medeniyetlerden gelmişlerin zevkine göre çekirdeksiz, yemeye hazır hale getiririz. Ne zaman bu duruma şahit olsam, öğrenci halimizle kilometrelerce uzakta duran Türkiye’nin dış politika anlayışının ete bürünmüş minyatürleri olduğumuzu fark ederim. Turizmi hareketlendirmek için hazırlanan afişlerden, Eurovision şarkımızın söyleneceği dile kadar her konuda, bizden daha gelişmiş olduğunu düşündüğümüz ülkelere göre koordinatlarımızı belirleme lüzumu vardır sanki. Gözümüzde büyütmekten artık gerçek boyutlarını kestiremediğimiz bu seviyeyi yakalamak için çabamızın yeterliliğini çapı ne kadar küçük olursa olsun, her milli vesilede nefes nefese teftiş ederiz.


Benzer bir çabayı, sapla samanı ayırıp en güzel buketi derme arzusunu Fazıl Say’ın arabeske dair son açıklamalarını okuduğumda da hissettim. Habere göre Say, önce Facebook sayfasında “Arabeskin yavşaklığından utanıyorum” diye şikayetlenmiş, sonra bu sözlerle iddia edilenin aksine, arabesk dinleyen tabakayı değil, onları sömüren arabesk müzik sektörünü eleştirdiğini belirtmişti. Alt tabakayı küçümsemiyor, bilakis sömürülmesinler diye onlara reçete yazıyordu. Bir göz odada beş sınıfın birden okutulduğu yerlerde doğup büyüyen, anca arabeskin acılı, kör gözüm parmağına dilinden anlayıp, içlenenleri silkip kendi yoluna getirmeye çalışıyordu. “Arabesk emek karşıtıdır, kendinizi kullandırmayın” diyordu, “dinlediğiniz müzik bile değil, bunun tartışılacak yönü yok”. Say, kuru ekmek yiyeni organik sebze-meyve tüketmeye davet ederken, ülkede organik tarımın simetrik şekilde gelişmediğinden, görünen o ki, habersizdi. Arabeskin müzik olduğunu tartışmaya lüzum görmeyen Say, politik doğruculuk adına dile getirmiyorsa bile belli ki arabesk sevenin de insan olduğunu tartışmaya lüzum görmüyordu. “Birkaç sahte liberal aydın” olarak nitelediklerinin, polemiklerden unvan kazanmak çabasıyla “bırakınız yapsınlar” demesinden ikna olmuyor, söyleyeceklerine kimsenin cevap veremediğiyle övünüyordu.


O ya da bu sebepten, kendi seviyesine eş ve muhatap kabul etmediği düşünülürse, Say’a neden cevap verilemediğini anlamak güç değil. 2002’de de söylediğini belirterek, magazinde gaf mazereti sayılan “dobra”lığını savunduğu böyle bir sözün, “klas” olması icap eden bir sanatçıdan gelmesi insanı ayrıca üzüyor. Gerçi daha önceden de, Türkiye’de tirajı hayli yüksek “bir gece ansızın 90 yıl geriye gideceğiz” korku edebiyatına uygun şekilde, türbanlı bakan eşlerini kişisel bir hakaret olarak almış, Türkiye’yi terk edip halkını kendisinden yoksun bırakmakla tehdit etmişti. En azından tehdit konusu kendiyle ilgili bir seçimdi; ya gidecek ya da kalacaktı. Halbuki şimdiki arabesk açıklamalarıyla, kalmasının bedelini başkalarına ödetecek gibi görünüyor. 

Hangisi kıymetli?
Fazıl Say’ın “arabesk” diye özetleyerek, çağdaş Türkiye’nin ilerlediği aydınlık yolda engel çıkaran fakir, eğitimsiz, “yontulmamış” yaşam tarzına isyan ettiği apaçık. Ayrıca Say’ın hakareti, eleştirinin yöneltildiği eser/ürün haricinde, Melih Gökçek’in kanımızı donduran “ben böyle sanatın içine tükürürüm” çıkışıyla maalesef benzerlikler taşıyor. Eleştirilen nesnenin sanat tarihindeki önemini kenara koyarak bakıldığında, her ikisi de engel tanımaz derecede sabit fikirle eseri ve onu yaratanı hor görüyor. Bu sözüme “arabeskle modern sanatın kıymeti bir mi?” diye cevap veren çıkacak elbette. Halbuki kıymeti (kimisine göre) az olana ithamda bulunmak bile bir tartışma adabı ve asgari saygı gerektirir. Aksi “hayat kadınlarına tecavüz, suç olmasın” demekle benzer bir mantıktır. Bir olguyu kendi kıstaslarınca az gelişmiş bulup herkesin o çok gelişmiş kıstaslarına uymasını beklemek de zaten, yapan her kim ve ne kadar cumhuriyet çocuğu olursa olsun, dayatmadır. Öteki eleştirinin zerre haz etmediğimiz bir politikacı tarafından sarf edilmiş olması, Say’ın eleştirisindeki usul hatalarını sadeleştirmez.


Seçkin insanların takip ettiği eğitilmiş bir zevkin müziğini, devlet tarafından desteklenecek kadar yüksek başarıyla icra etmesi ister istemez snoblaştırabilir insanı, buna “deha refleksi” deyip geçebiliriz. Yine de, bildiğim kadarıyla Fazıl Say’ın muassır medeniyetlerde klasik müzik icra eden denkleri pop, rap veya rock müziğin alt tabakaya has olduğundan, düşük kalitesinden ve yılışıklığından söz etmiyor, kendi icra ettikleri müziği bir gelişmişlik ve çağdaşlık sembolü olarak görmüyorlar. Halbuki Fazıl Say’ın sözlerinde, şalvarlı-fesli bir toplum için şapka ve pantolonla beraber klasik müziğin de çağdaşlığın başlangıç vuruşunu simgelediği zamanlara has, eski moda bir beklenti var. Türk müziği olarak sadece gösteriş aranmayan, küçük harfli halk müziğini kabul ediyor, ancak müzikal elitizmden o kadar ödün veriyor. Arabeskin yaldızlı, düzensiz harflerinin kitabımızda barınmasını ise kesinlikle kabullenemiyor. Say’ın arabeskin “gariban acısından beslenen bir sömürü müziği” olduğu iddiasını kabul etsek bile, kanımca çok satan her müzik türüne aynı şeyi söylemek mümkün. Müziği kârlı bir sektöre dönüştüren, acıyı-neşeyi paketleyip satılabilir hale getirmesi değil midir? Bu insanın veya başka insanın acısının satılması mazlumun zaafından beslenen her müzikte geçerliyse, neden Fazıl Say’ı sadece arabesk huzursuz ediyor? Burada da cevabı kendisi veriyor: “(...) Siyasal boyutu da hesaba katın lütfen. AKP milletvekillerinin ‘hangi müziği dinlersiniz’ sorusuna yüzde 98 oranında ‘arabesk müzik’ dediklerini unutmayın.” Demek ki arabesk eleştirisi, garibanın sömürüsünü engellemenin yanı sıra politik ve kısmen kişisel sebeplerden de doğuyor.


Kimisinin varoşa zimmetli görüp halkına yakıştırmamasına rağmen, arabesk popüler müziği ve kültürü (iyi ya da kötü) etkiledi, etkilemeye de devam edecek. Fakat yükselmek istediğimiz muassır medeniyet seviyesi ulusal defo olarak gördüğümüz detayları silmeye çalışmamız yüzünden uzaklaşıp gidiyor. Şehirli ve okumuş torunun köydeki soğan kokan akrabalarını aile denkleminden dışlaması misali, Fazıl Say’ın söyledikleri, o akrabaların aileden olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Fotojeniklik uğruna kendini paralayan Türkiye’nin fotoğrafı da, sevmediğimiz öğeleri ayıkladığımız ölçüde derinliksiz ve flu kalıyor. 

ELMİRA CANCAN  Stockholm Üni., yüksek lisans

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
8 / 12 °C
Hakkari
-2 / 8 °C
İstanbul
11 / 16 °C
İzmir
9 / 17 °C