Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Referandum ipinde cambazlık
28 Temmuz 2010 / 21:00
Lise yıllarındaki fizik deneylerinden birinde, metal bir çubuğun üzerine iletken bir tel sarılıp, o tele de elektrik verildiğinde manyetik bir alan üretildiği ve aynı zamanda belirli bir yönde güç yaratıldığı gösterilirdi.

Etyen MAHÇUPYAN-TARAF

Günümüzün Türkiye’si bu deneyi hatırlatıyor. Toplumsal enerji değişime yönelik bir ivme yaratmakla kalmıyor, bu dinamiğin karşı konması zor bir çekim gücü de var. Böylece herkes en azından lafta hak ve özgürlüklerden, demokrasiden yana olmak, öyle görünmek zorunda kalıyor. Bu durum gerçekte demokrasiden fazla hazzetmeyenler, vesayet sisteminin sürmesinden medet umanlar için önemli bir sorun yaratmakta. Çünkü değişim dalgasının karşısında durmak, siyaseten mahkum olmayı, oyunun dışında kalmayı ifade ediyor. Öyle bir strateji çizilmeli ki, hem değişim taleplerinin altında kalınmasın, hem de söz konusu değişim olabildiğince engellensin. Bu engellemeyi sağlayabilecek en önemli araç ise değişimin yaratacağı dünyadan duyulan korkunun kaşınması. Öte yandan eğer değişim engellenemiyorsa, o zaman da kimin taşıyıcı olduğu konusunda zihinlerin muğlaklaşması gerekiyor ki, değişimci olmanın prestiji başkasına gitmesin...

Bu genel muhalefet stratejisinin iki kanadında bugün MHP ve CHP var... MHP’de genel başkanından ‘gençlerine’ uzanan bir yelpazede tutarlı bir biçimde ırkçı bir Kürt karşıtlığı tetiklenmeye çalışılırken, CHP, TSK İç Tüzüğü’nin 35. Maddesinin değiştirilmesini gündeme getirerek AKP’den daha değişimci olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Böyle bakıldığında CHP ile MHP arasında uzlaşmaz bir karşıtlık olduğunu düşünebiliriz. Ama bu iki partinin yerelde epeyce sıkı bir işbirliği içinde olduğunu gözlemliyoruz. CHP’liler MHP otobüsü ile şehir turu atabiliyor ve üstelik MHP’nin yöredeki yetkilisi de aynı otobüsten parti işareti yapıyor. Asıl önemlisi bunlar her iki partiyi de rahatsız etmiyor...

Bu arada CHP’nin yine özgürlükler ve demokrasi yönünde bir hamle yaparak seçim barajının indirilmesini Meclis’e getirebileceğini öğreniyoruz. Ama önerilen rakam biraz garip: Barajın yüzde 7’ye düşürülmesinin teklif edileceği belirtiliyor. Doğrusu itirazı zor bir öneri, çünkü şu anki seçim barajının demokratik olmadığı çok açık. Öte yandan ‘niye daha fazla indirilmiyor’ diyerek, yapılmakta olan bu iyileştirmeye karşı çıkmak da kolay değil. Ne de olsa her türlü iyileştirmeye sahip çıkmak lazım... Ancak insan bu rakamın hikmetini sorgulamadan edemiyor. Çünkü seçim barajı esas olarak Kürtlerin parlamentoda temsilini engelleyen bir ‘tedbir’ olarak düşünülmüştü. BDP ise, aynen kendisinden önceki Kürt partileri gibi ancak yüzde 5 oy alabiliyor. Diğer bir deyişle CHP’nin ‘demokratik açılımının’ Kürtlere hiçbir faydası olmayacak. Peki, acaba kime faydası olacak? Kılıçdaroğlu sonrası anketler ana muhalefet partisinin oylarının yüzde 30’lara çıktığını ve belki de 35’i zorlayabileceğini ortaya koymaktaydı. Ama ilginç bir yan etki yaratarak: İlk yükselme kararsız oyların CHP’ye yönelmesini ifade etse de, ondan sonraki her artış MHP’den gelen kaymalardı. Dolayısıyla da CHP’nin yüzde 35’e doğru gitmesinin bedeli MHP’nin baraj altında kalması ve nitekim birçok ankette bu partinin oyları yüzde 10 civarında gözüküyor.

Kısacası gündemdeki köpüğü sıyırarak baktığımızda, CHP ile MHP’nin AKP karşısında epeyce ‘birleşik’ gözüken stratejilerinin aslında son derece kırılgan olduğunu fark ediyoruz. Temel amaç AKP’nin hükümetten düşürülmesi olduğunda, bu iki partinin ‘doğal’ bir paydaşlık yaşadığı açık olsa da, bu paydaşlığın meyveleri eşit dağılmayacak... Daha önce MHP’den yana gözüken göreceli avantajlar, şimdi giderek CHP’ye kayıyor. Darbecilerle arasına mesafe koyarak toplumsal enerjiyi elden kaçırmamaya çalışan MHP, Kürt meselesinde özgürlükçü olmayı hazmedemediği ölçüde, yeniden kaba devletçiliğin içine düşmüş durumda. Buna karşılık laiklikten başka siyaset alanı olmayan devlet bağımlısı CHP’nin, bir anda TSK İç Tüzüğü’nü değiştirmeye soyunduğuna tanık oluyoruz. Açıktır ki bu iş bölümü iki parti arasındaki dengeleri fazlasıyla bozacaktır. Nitekim CHP’nin yüzde 7’lik baraj teklifi, MHP’den gelmesi muhtemel tepkinin durdurulmasına yönelik gözüküyor.

Ancak ne olursa olsun, aynen lise fizik deneyinde olduğu gibi, metal çubuğun etrafındaki telden enerji geçmeye başladığı zaman, bunun yarattığı çekim gücünün dışında durulamıyor. Taktiksel olsa da olmasa da, atılan her adım hak ve özgürlüklerin alanını genişletme yönünde somutlaşıyor. Taraflar bu durumun yarattığı açık çelişkilerle yüzleşme zahmetine bile girmiyorlar. Örneğin 35. Madde değişimini gündeme getiren CHP’nin argümanı, Anayasa’nın 15. maddesine ilişkin değişikliğin yetersiz olması. Bu durumda CHP’nin de ‘yetmez ama evet’ demesi gerekmez miydi? Çünkü ‘hayır’ demek için ya değişikliği gerekenden fazla bulmanız ve ortaya çıkacak sonuca karşı olmanız, ya da değişiklik yetersiz olsa da olaya ilkesel olarak karşı çıkmanız gerekir.

Ama hem ilkesel olarak doğru bulup, sonra da yetersizliğinden hareketle ‘hayır’ diyorsanız, orada bir ‘alan açma arayışı’ var demektir. Referanduma giden yolda CHP giderek bir cambaz mahareti ile hem özgürlükçülükte geri kalmamaya, hem vesayetçi cephenin temsilciliğini elinde tutmaya, hem MHP ile yandaşlık ilişkisini yürütmeye, hem de bu partiyi Meclis’te tutmak üzere tedbir almaya çalışıyor. Eskiyi düşünürsek, toplumsal enerji CHP’ye bile hayat vermiş gözüküyor...

emahcupyan@gmail.com

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 10 °C
Hakkari
-4 / 11 °C
İstanbul
12 / 16 °C
İzmir
9 / 18 °C