Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Müslüman’ın tatil anlayışı
19 Temmuz 2010 / 20:41
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte, kış aylarında hiçbir yere gidemeyen, okul ve iş engeli yüzünden oturduğu yerden ayrılamayan herkes bir tatile çıkmayı düşünürken, müslümanların da gezmek, görmek, hava değişikliği yaşamak en tabii haklarıdır.

Geleneksel anlayışta yer almayan tatil düşüncesi müslümanlar için yeni bir kavram. Ancak yaşanan hayatın yoğunluğu da bir dinlenme molasını gerekli kılıyor. Ne var ki modern düzenin empoze ettiği tatil anlayışı da İslami hassasiyetlerle uyuşmadığından müslümanlar kendilerine farklı yollar arıyorlar. Ya mazbut bir deniz kıyısında, ya köyde ya da yaylalarda geçirilen tatiller, hem dinlenme olanağı sağlarken, hem de yeni insanlarla tanışma, eskileri hatırlama, tarihi yerleri gezme-tanıma-düşünme imkanı da sağlıyor. Bu vecheyle müslümanların da günaha girmeden bir tatil yapmaları gayet mümkün ve güzeldir.

Hayatı yakalayamayan geleneksel anlayışlar, bu noktada da bir çözüm önermekten uzak kalıyorlar. Hekimoğlu İsmail’in Zaman gazetesinde İslami tatil nasıl olmalıdır sorusuna yaptığı önerileri Taraf gazetesinden Ayhan Aktar durumun resmini çizerek değerlendiriyor.

 

Müslüman’ın tatili...

Ayhan AKTAR-TARAF

Toplumsal değişme, zorlu ve sıkıntılı bir süreçtir. Eski alışkanlıklar, yaşam tarzları ve inançlar giderek genişleyen kapitalist ilişkiler ağı karşısında nem görmüş şeker gibi önce yumuşar ve sonra da giderek sertleşir ve taşlaşırlar. Bazen de toplumsal değişim dalgası güçlü gelir, dalga vurunca eriyip giderler. Maddi hayatın yeniden şekillenmesi, insanları ortaya çıkan yeni çalışma biçimlerine, hayat temposuna uymaya zorlar. Uyum gösteren ayakta kalır, bunu beceremeyenler ise zaman içinde tasfiye olurlar.

Ülkemizde İslami hassasiyetleri yüksek orta sınıflar son yıllarda bu değişim dalgası karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlar. Bir yandan eskiye tutunmak ve bu arada değişen dünyada yer edinmek istiyorlar. Maddi bakımdan zenginleşirken, bugüne kadar kendilerine yabancı olarak gördükleri ortamların (yemek, konser, kokteyl, açılış törenleri vs.) içine girmek zorunda kalıyorlar. Bir yandan lüks tüketime ve israfa karşı olduklarını her fırsatta dile getirirken, diğer yandan da evlerini TV dizilerinde gördükleri eşyalarla, mobilyalarla doldurmaktan geri kalmıyorlar.

İşin ilginç tarafı, kendilerini en çok temsil eden AKP iktidarı ekonomik gelişmeden ve ülkenin kapitalist ekonomi kuralları içinde yönetilmesinden sorumlu olduğu için siyaseten pek seslerini de çıkaramıyorlar. Aileler yeni hayat tarzının baskısını daha fazla hissetmeye başladılar. Üniversite mezunu dindar bir baba, çocuklarına iyi bir eğitim vermek için çabalarken birden kendini önceden hiç tahayyül etmediği ortamlarda bulabiliyor. Örneğin, çocuklar okulda başarılı olup, babalarından ailece tatile çıkmayı talep ediyorlar. Ömründe, otelde kalmamış birisi için zor bir durum olmalı!

Geçenlerde Zaman gazetesi yazarlarından Hekimoğlu İsmail kendisine “İslami tatil” konusunda sorulan bir soruya cevap verdi. Birlikte okuyalım:

“Bana sordular: ‘Müslüman’ın tatil anlayışı nasıl olmalıdır?’ Müslüman’ın tatili olmaz!.. Ölünce rahat eder... Şimdi yaz tatili... Çocuğunun elinden tut, cami cami dolaşın. Mezarlıklara gidin. Türbeleri gezin. Ona ne istiyorsa alın. Çocuk sizi beğenirse sizi taklit eder. İnsan çevrenin tesirinden kurtulamaz. Çocuğunun nasıl olmasını istiyorsan onu al o çevreye git... Günahı süslediler. Günahı reklâm ettiler... Risale-i Nur’da buyrulmuş ki, ‘Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır...’ Yani Müslüman’ın tatili, ölümdür...” (3 temmuz).

İsmail Bey kusura bakmasın ama, “Müslüman’ın tatil anlayışı nasıl olmalıdır” sorusuna verdiği cevap, pek cevaptan sayılmaz. Kendisine bu soruyu soran insanların çocuklarının elinden tutup yaz sıcağında cami, türbe ve mezarlık ziyaretleri ile vakit harcayacağını pek sanmıyorum. Babalar ısrar etse bile, zamane çocukları “bu işten kırmanın” bir yolunu bulacaklardır.

Bundan on yıl önce, bir öğrencim sağlık nedenleriyle sınava girmemişti. Yönetmelik gereğince, rapor getirdi ve ek sınav hakkını kazandı. Odama gelip ek sınav tarihini öğrenmek istedi. Ben de “bugün saat 17:00’de yapalım, istersen” dedim. Öğrenci, “Hocam, ben o saatte çalışıyorum” dedi. “Nerede çalışıyorsun” diye sordum. “Hocam, ben milli yüzücüyüm. Haftada iki gün, akşamları Altunizade’de Burhan Felek Yüzme Havuzu’nda yetişkinlere yüzme öğretiyorum” dedi. “Yahu, kimler sizden yüzme dersi alıyor” diye sordum. Öğrencim, daha çok denize uzak Anadolu kentlerinde doğan dindar insanların ders aldıklarını ve yazın ailece tatile çıkabilmek için yüzme öğrendiklerini söyledi.

Benim gibi, İstanbullu olup yedi yaşında Salacak’ta yüzme öğrenmiş birisi için bu yeni bir şeydi. Yüzme bilmemenin nasıl bir duygu olduğunu pek düşünmemiştim. Herhalde, insanda bir eksiklik duygusu yaratıyordu. Bahar aylarında yüzme dersi alan insanların yeni hayat tarzlarına uyum göstermek için çabaladıklarını anladım.

Hekimoğlu İsmail Bey’in, “Müslüman’ın tatil anlayışı nasıl olmalıdır” türündeki sorulara karşı daha yumuşak cevaplar vermesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, bu insanlara Ege kıyılarındaki “harem-selamlık plaj” imkânı sunan İslami tatil tesislerini tavsiye edebilirdi. Peki, yine “cami, türbe ve mezarlık ziyaretleri” konusunda ısrar ederse ne olur? Unutmayalım, imamın sofuluğu, cemaatin sofuluğundan daha ileri olamaz. Eğer imam, cemaatten daha sofu ve katı olmakta ısrar ederse; herkes bildiğini okur. Herhalde, birine verilebilecek en büyük ceza, onu adam yerine koymamak olacaktır!


ayhanaktar@gmail.com

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
11 / 17 °C
İzmir
13 / 19 °C