Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özerk Kürdistan tartışması
19 Temmuz 2010 / 20:09
Kraliçe Victoria döneminde yeni vergileri protesto eden bir grup İngiliz, ellerinde pankartlarla Buckingham Sarayı’na doğru yürüyüşe geçmişler.

Nurşen MAZICI-RADİKAL

Kraliçe Victoria döneminde yeni vergileri protesto eden bir grup İngiliz, ellerinde pankartlarla Buckingham Sarayı’na doğru yürüyüşe geçmişler. Bir kavşağa geldiklerinde grubu durduran polis, yanlış yöne gittiklerini belirterek protestocu gruba sarayın yolunu göstermiş. Oradan geçen bir lord ise, polise grubun sarayı basmaya gittiğini, onları engelleyeceğine üstüne üstlük bir de neden saraya yönlendirdiğini şaşkınlıkla sorunca polis: “Ben trafik polisiyim, benim işim doğru yolu göstermektir. Saray baskınını engellemek, saray muhafızlarının işidir”, demiş.


Benim  de, bir siyaset bilimci olarak , işim, siyasal kavramların anlam  ve içeriklerini , doğru bir biçimde  tanımlayarak nasıl uygulamaya geçirilebileceğini ortaya koymak olduğundan   son 10 gündür yoğun bir biçimde Tv ve gazetelerde tartışılan ‘özerk Kürdistan’ konusunun uygulamaya geçirilebilme olasılığını anlatmaya çalışmaktır.


Özellikle, ‘özerk Kürdistan’ talebine sıcak bakan tartışmacılar,  bunu, son yıllarda  ‘demokratik hak’, ‘özgürlük’, ‘barış’ gibi kulakta pozitif algı sağlayan kavramlarla dillendirmeye başladılar. Oysa, 1974’te bağımsız bir Kürdistan devleti kurmak amacıyla, TC devletine karşı  silahlı eyleme geçen PKK’nın, 2010 yılı itibarıyla bu talebinde bir değişiklik olmamıştır. Egemen bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti’nden toprak talep etmek, devletin üniter yapısına aykırı olması nedeniyle anayasal bir suç olduğunu bilen PKK, bu talebini, silahlı çatışma yoluyla elde etme amacındadır. Öyle ki, Kurtuluş Savaşı’ndan beri ortaya çıkan ve başta 1921 Koçkiri İsyanı olmak üzere tüm Kürt isyanlarının temel amacı, bağımsız Kürdistan kurma yönündedir. Nitekim , tüm bağımsızlık savaşları da bu yöntemle olmuştur. Bağımsızlık savaşlarını yakın tarihte ve bildiğimiz bir coğrafyada örneklemek istiyorum. 19.Yüzyıl’da Yunanlar, Bulgarlar, Sırplar, vd. bağımsızlıklarını Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanarak ve savaş ilan ederek kazanmaya çalışmışlardır. Ancak, bağımsızlık savaşını   silahlı  terör yoluyla Osmanlı’ya karşı yaklaşık 30 yıl veren ve en fazla dış destek (Rusya-Fransa-İngiltere) alan Ermeniler, bağımsız devlet kurma savaşında başarılı olamamışlardır. Osmanlı devleti parçalandığında 24 ulus devlet ortaya çıktığı halde neden 25.’si Ermenistan olamamıştır, sorusunun analizinin, “özerk/bağımsız Kürdistan tartışmalarına ışık tutacağı düşüncesindeyim. Örneğin Arnavutlar, Ermeniler kadar ne silahlı direniş, ne de dış yardım almalarına karşın, 1913’te bağımsızlığını kazanırken neden Ermeniler bağımsız bir devlet kuramamışlardır, sorusunun yanıtlarından bir tanesi, öbür etnik gruplar, ya da o dönemin deyimiyle, milletler (Sırp, Bulgar, Yunan, Arap, Arnavut) Osmanlı yönetimine girişten bağımsız oluncaya değin, yaşadıkları topraklardan hiç ayrılmazken, Ermeniler ülkenin her yanına dağılmış bir biçimde yaşamaktaydılar . King-Krane Raporuna göre Ermeniler, 1914’te en yoğun oldukları vilayet Van’da yalnızca 25’i oluşturuyorlardı ve bazı Ermeni kesimleri Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’na katılarak Kuvva-i Milliye’ye destek vermişlerdi. Bunu bağımsız Kürdistan kurmak isteyen PKK terör hareketiyle karşılaştıracak olursak şu sonuçları çıkarabiliriz.

1-Her şeyden önce, 2. Cumhuriyetçi liberallerin iddia ettiği gibi, 36 etnik gruptan oluşan Türkiye Cumhuriyeti, ulus devleti parçalanma aşamasına gelmiş bir devlet değildir. Egemen devletin toprak bütünlüğünü, hâlâ dünyanın 6 büyük ordusundan birisi olan TSK korumaktadır. Ulus devlet olarak Almanya, ABD, Fransa’nın parçalanma olasılığı ne kadarsa Türkiye Cumhuriyeti’nin de o kadardır.

2-Avrupa Birliği’nin 2004’da yaptırdığı bir alan araştırmasında ana dilini Türkçe olarak bildirenlerin oranı yüzde 93 olarak bulunmuş ve Kürtleri de içine alan geri kalan nüfusun yüzde 7’yi geçmediği görülmüştür.Bu veri, sosyolojik ve kültürel olarak da kendini göstermektedir. Laz, Çerkez, Roman gibi etnik grupların hiçbiri, Cumhuriyet tarihi boyunca bağımsız devlet kurma yönünde bir girişimde bulunmamışlardır.

3- Donanımı çok zayıf  düzenli ordu henüz kurulmuşken ve ülke işgal altındayken çıkan Koçkiri İsyanı’nın bastırılmasının nedenlerinden biri de, isyana Kürt çoğunluğun destek vermeyişi ve Türklerle birlikte yaşama isteğidir. Yaygın olarak dillendirilen bir başka yanlış da, Lozan Antlaşması’nda Kürtlerin azınlıklara verilen hakları bile elde edemeyişlerdir. Doğru olan, Lozan’da Türk ve Kürtlerin millet-i hâkime, yani egemen ulus olarak tanımlanmalarıdır.

4- Kürtler de tıpkı, Ermeniler gibi ülkenin her yerine dağılmış bir biçimde yaşamaktadırlar. Türkiye’nin etnik yapısını  bilimsel bir biçimde değerlendiren Ali Tayyar Önder , 2006 yılı itibarıyla 74 milyonluk varsayılan Türkiye nüfusu içerisinde Kürt sayısını 5 milyon (yüzde 6.76), Zaza sayısını 800 bin (yüzde 1.08) olarak tahmin etmiştir. Buna göre -Zazalar Kürt olmadıkları halde- Kürt ve Zaza nüfusunun toplam içindeki oranı yüzde 7.84 olarak bulunmaktadır. Kürt aydınlar ise,  Kürt nüfusun 11 ile 15 milyon arasında olduklarını tahmin etmektedirler. Ulus- devletlerde vatandaş kimliği etnik ve dinsel temelli olmadığı için her iki rakam için ‘tahmin” sözcüğünü kullanıyorum. Tam da burada, ister beş ister 15 milyon olsun Kürtlerin  sayı itibarıyla en fazla oldukları iller, PKK’nın ‘bağımsızlık’ istediği bölgede yaşamıyor. Kaldı ki, PKK’nın ‘Kürdistan’ diye adlandırdığı bölgede de, Kürtler çoğunluk olmakla birlikte, Türkmenler, Araplar, Zazalar, Süryaniler, Ermeniler. vd. de yaşıyor.

5- Kürt nüfusunun hesaplanmasında Kürtçü siyasi partilerin aldıkları oylar da, bir gösterge sayılabilir. Nitekim, Aralık 1995 Genel Seçimleri’nde HADEP, PKK’’nın tehdit ve baskılarına karşılık -Kürtçüler dışındaki sol oyların da eklenmesiyle- ancak yüzde 4.17 oranında oy alabilmiş; genel Kasım 2002 Genel Seçimleri’nde de DEHAP’ın yüzde 6.2 oranında oy alarak yüzde 10’luk seçim barajının altında kaldığı görülmüştür. Temmuz 2007 seçimlerinde, DTP ‘lilerle beraber bütün bağımsız adayların oy toplamı yüzde 5.36 olurken, 2009’daki yerel seçimlerde yüzde 5.04 oy alabilmiştir. 2007 seçimlerinde yaklaşık 42 milyon seçmenin yüzde  5.04’ü 2 milyon 116 bin 800 seçmen yapmaktadır. Sabancı Üniversitesi’nden Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu’nun birlikte yürüttükleri daha yeni bir araştırmanın sonucuna göre, 42 milyon seçmenin yüzde 12.8’i kendini Kürt kökenli olarak tanımlamakta ve bunun da nüfus içindeki tahmini karşılığı yaklaşık 5 milyon yapmaktadır. Bu, varsayılan 15 milyonluk Kürt nüfusun 10 milyonu, bağımsız Kürdistan istemiyor demektir.

6 - AKP’de 75, CHP’de 20, MHP’de 5, BDP’de 19 olmak üzere TBMM’de toplam 119 Kürt kökenli milletvekili bulunmaktadır. Kürt aydınların dillerinden düşürmedikleri, özgürlük ve demokratik haklar bağlamında BDT dışındaki 100 Kürt milletvekilli kimleri temsil ediyor?

 

Örneğin, Kürt burjuvazisini oluşturduğu ileri sürülen Kürt işadamları , Batı ile bütünleşen ve bugünkü devlet ve toplum yapılarını korumaya çalışan kişilerdir. Çoğunlukla yatırımları Batı illerindedir ve hepsinin ticari ve ekonomik ilişkileri Batı pazarı iledir. Bunların çıkarları Türk burjuvazisi ile beraber olmaktadır. Bu Kürt işadamları ve aileleri de ‘özerk Kürdistan’ istiyorlar mı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne dönmeyi düşünüyorlar mı?


Kısacası Türkiye’deki Kürtlerin yüzde 65’i, Güneydoğu Anadolu’nun dışında yaşıyor ve her beş Kürt seçmenden dördü, yani 80’i bağımsız  ya da özerk Kürdistan kurulmasını isteyen partilere oy vermiyor demektir.


Bu bağlamda DTP, Diyarbakır’da 24 Ekim 2007 tarihinde yapılan ‘Demokratik Toplum Kongresi’nde hazırlanan ve Kasım 2007’de yapılan 2. Olağan Kongre’de ‘Siyasi Tutum Belgesi’ olarak parti tüzüğüne giren , Abdullah Öcalan’ın talimatıyla ‘Demokratik Özerklik Projesi’ başlığıyla  kamuoyuna sunulan ve parti hakkındaki kapatma davasının en temel dayanakları arasında yer alan kitapçıkta  şu  haklar devletten talep ediliyordu: 

1. Türkiye vatandaşlığı Anayasa’da yer alsın.

2. Kürtçe eğitim ve öğretim dili olarak kabul edilsin. Anayasa’da yer alsın.

3. Ateşkes devam etsin. Koşulsuz bir genel af ilan edilsin.

4. Akil adamlar geçiş döneminde inisiyatif alsın

5. Siyaset yapma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın. Affedilen PKK’lılar dahil herkes siyaset yapma hakkına sahip olsun.

6. Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit kaldırılsın.

7. Yerel yönetimler güçlendirilsin. Demokratik özerklik kabul edilsin. 

8. Çatışma döneminde işlenen faili meçhul cinayetler başta olmak üzere o dönemde meydana gelen olayları araştırmak için Hakikatler Komisyonu kurulsun.

9. Koruculuk kaldırılsın.

10. Toprak reformu yapılsın.

Bu öneriler, Türkiye’de büyük bir toplumsal tepki yarattı ve DTP’nin kapatılmasından sonra PKK da, 26 yıldır yaptığı silahlı terörle bağımsız ‘Kürdistan’ kuramayacağını anlamış olmalı ki, geçtiğimiz günlerde, BDP’li belediye başkanı ve il genel meclisi üyesi 99 Kürt siyasi, Güneydoğu ağırlıklı özerklik ilan etme kararı alırken, PKK da, yakında ‘demokratik özerklik’ kararını resmen dünyaya ilan edeceğini terörist Cemil Bayık aracılığıyla şu sözlerle duyurdu:
“Eğer Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü için tek yanlı çaba gösterdiyse kamacımız demokratik özerklik çerçevesinde bir siyasi çözüm ortaya çıkarmaktı. Bu çabaların amacı demokratik özerkliği geliştirmekti. Türk devleti en makul çözüm olan bu yaklaşımımıza olumsuz karşılık verince (...) demokratik özerkliği şimdi kendi mücadelemizle pratikte gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Yakında bunun resmi ilanını da yapacağız’ dedi.


Bunu eski milletvekili işadamı Sedat Aloğlu’nun “İmralı’yı da kapsayacak af, Anayasa’da ‘Bu ülkeyi Türkler ve Kürtler kurdu’ ifadesinin olması, o bölgede özerklik gibi savları da masaya koymalıyız ki teşhislerimiz daha doğru olsun!” açıklaması izledi.


Hemen belirtelim ki, silahlı terörle demokratik mücadele tamamen birbirinin zıttı eylemlerdir. Özerklik konusuna gelince: Genelde son zamanlarda özerklik için verilen örnek, İspanya’dır. 17 özerk belgeden oluşan İspanya PKK’nın dillendirdiği ve BDP’nin destek verdiği türden özerk bir bölge değildir. Bu 17 bölgenin özerklik biçimleri, mali, ekonomik ve etnik nedenlerle belirlenmiş olmakla birlikte, bizim Türkiye’de en çok tartışılan Bask ülkesi etnik özerkliğinin bu yazı açısından önemi şudur: Bask özerk bölgesinde , İspanyol ulusunu ve vatanını bölünmez bir bütün olarak kabul eden 1978 İspanya Anayasası’na göre hem İspanyolca, hem de Baskça resmi dil olarak kabul edilmektedir. Çünkü Baskların yüzde 100’e yakını Bask özerk bölgesinde yaşamaktadır. İkincisi de İspanya Yüksek Mahkemesi, silahlı terör örgütü ETA’yı  destekleyen Batasuna’yı kapatmış, ancak ETA terörünü kınayan daha ılımlı Bask milliyetçi partilerinin siyasi etkinliğine izin vermiştir.


Hak, talep etmek; özgürlük ise, yapabilmektir.  Bir isteğin özgürlüğe dönüşebilmesi için, hak talebinin akılcı, kapsayıcı, yaygın, uygulanabilir ve gerçekçi olması gerekmektedir. Gelelim Türkiye’ye: 

1-Ülkemizde PKK’yı kınayan demokratik bir Kürt partisi yoktur.

2-Yüzde 65 oranındaki Güneydoğu Anadolu dışındaki Kürt seçmeni, bu hak talebinin dışında kaldıkları ve kesim kapsam dışı tutuldukları için demokratik temsilin dışına çıkılıyor demektir. 

3- Türk, Çerkez, Zaza, Laz-Kürt evliliği yapanlar ve onları çocukları, kendilerini ‘kim’ olarak tanımlamaktadırlar? BTP ve PKK bunu açıklamamaktadır. 

4-İngiltere ve İspanya’da AB sürecinde demokratikleşme sürerken, bu ülkelerdeki terör azalırken, aynı süreçte Türkiye’de PKK terörü artmaktadır. Bu sonuç, PKK ve BDP iddia ettiği gibi demokratik yönelimle açıklanamaz. 

5- Yukarıdaki ülkelerde silahlı çalışmayı destekleyen ya da teröre bulaşanlarla hükümetler görüşme yapmadıkları gibi, bunlara ‘af’ bile çıkarılmazken, Türkiye’de BTP ve PKK herkesi kapsayan bir af talebinde bulunmaktadır. 

Bu bağlamda ‘hak-özgürlük-demokrasi’ kavramlarının içinin boşaltılması değil, yeniden doğru bir biçimde doldurulması gerekmektedir. Demokrasilerde, talep edilen haklar, hükümetlerce yerine getirilerek özgürlüğe dönüşmezse, verilecek en büyük tepki, bir sonraki seçimlerde hükümeti oluşturan parti/ partilere oy vermemek, protesto yürüyüşü yapmaktır. Eğer siyasi partiler sorunu çözmekte yetersiz kalıyorsa da katılımcı demokrasinin vazgeçilmezlerinden olan sivil toplum örgütlerinin desteğini alıp, parlamento dışı muhalefeti güçlendirerek, hükümetler üzerinde baskı oluşturmaktır. Ancak, demokratik hak arama yöntemleri arasında şiddet ve terör yoktur.


İşte bu bilince ulaşan ve Diyarbakır’da toplanan 99 sivil toplum kuruluşu adına Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip  Ensarioğlu: “...Kürt sorununun tüm boyutlarıyla özgür ortamda tartışılması için düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmaması, seçme ve seçilme sisteminde düzenlemelerin yapılmaması, hazırlanan Anayasa taslağının Kürt sorununun çözümünü kolaylaştırmaması [gereklidir]... PKK eylemsizlik kararı almalıdır. Kürt sorununun çözüme kavuşması ve ülke insanlarımızın birlikte ve barış ortamında yaşamasını sağlamak için, çözümde etkin rol alacak bütün dinamikler sürece müdahil edilmelidir” açıklamasını yaptı. Ensarioğlu bu açıklama sonrası yaptığı TV konuşmalarında da, demokratik haklardan birisi olarak Kürtçe eğitimden söz etti.


Bu hakkı demokratik olarak talep eden ve elde ederek özgürlüğüne kavuşan bir etnik  gruptan örnek vermek istiyorum: Varlık felsefesini refah devleti (the welfare state) ve düşünce özgürlüğü (freedom of speech ) oluşturan, 50 eyaleti kapsayan ve bir ulus devlet olan ABD’nin resmi dili yoktur. Meksika’dan alınan eyaletlerde yaşayan Hispanik Amerikanlar, İspanyolca eğitim hakkı istemiş ve eyalet meclisleri de bu hakkı yasalaştırarak İspanyolca eğitim özgürlüğünü vatandaşlarına sağlamış, böylece Hispaniklerin açtığı İspanyolca anadilde eğitim veren özel eğitim kurumları varlık kazanmıştır. Bu, Türkiye’de olmalıdır. İsteyen Kürtler Kürtçe anadilde eğitim veren anaokulundan üniversiteye değin özel eğitim kurumlarını açabilmelidir. Ancak anladığım kadarıyla, Kürt aydınlar, bunun devlet tarafından açılmasını ve finanse edilmesini istemektedirler. Türkiye’de 67 binden fazla Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul bulunmaktadır. Demografik yapı ve ulus devlet modeli baz alındığında, azınlık okullarının dışındaki okulların tümünde Kürt kökenli öğrenci bulunma olasılığı, kuramsal olarak yüzde 100’dür. Ve Kürtçe, dilbilimcilere göre beş lehçeye, (Kurmanci, Kelhuri, Sorani, Gorani ve Luri) ayrılmaktadır. Her bir okulda bir tane bile Kürt öğrenci bulunsa, bu hak verildikten sonra bu dört lehçede eğitim veren derslikler açılması yasal bir zorunluluk haline gelir ki, bu da pratikte 200 bin ile 250 arasında derslik ve 500 binden fazla Kürt öğretmen demektir. Yani, bu hak talebini İsviçre İsveç gibi ulusal gelirleri 30-40 bin dolar olan devletler bile finanse edemeyeceği gibi, Türkiye’nin  finanse etmesi hiç mümkün değildir. Böylece, bu hak talebi, gerçekçi, akılcı ve uygulamaya dönüşebilecek bir hak talebi değildir.


Dikkat edilirse resmi dil Türkçe’de eğitim alma olanağından yoksun milyonlarca çocuk, genç hatta yetişkinin eğitim hakkı ve özgürlüğü tartışmasına, bu yazıda girmedim. Bu yazıdaki tek amacım, ‘demokratik hak’ ve ‘özgürlük’ istediklerini söyleyenlerin, bu kavramları doğru kullanmalarına ve bizleri yanıltmamalarına  küçük bir katkı sağlamaktı. Umarım, başarabilmişimdir. Çünkü, kulağa hoş gelen bu pozitif içerikli kavramlar, yanlış ya da çarpıtılarak kullanılırsa, bir toplumda istenmeyen nahoş  sonuçlar doğurabilir. 

Prof.Dr.Nurşen Mazıcı Siyaset Bilimci, M.Ü. Öğretim Üyesi

Bu yazıya toplam (1) yorum eklenmiştir.
Fatos Bilgili
26 Temmuz 2010 Pazartesi 07:13
Yaziniz
(...)Varlık felsefesini refah devleti (the welfare state) ve düşünce özgürlüğü (freedom of speech ) oluşturan, 50 eyaleti kapsayan ve bir ulus devlet olan ABD'nin resmi dili yoktur.

"Meksika'dan alınan eyaletlerde yaşayan Hispanik Amerikanlar, İspanyolca eğitim hakkı istemiş ve eyalet meclisleri de bu hakkı yasalaştırarak İspanyolca eğitim özgürlüğünü vatandaşlarına sağlamış, böylece Hispaniklerin açtığı İspanyolca anadilde eğitim veren özel eğitim kurumları varlık kazanmıştır.
Bu, Türkiye'de olmalıdır." cumleleriniz %100 yanlistir. Ben ABDde yasiyorum. Tum egitim hangi etnik kokenli olursaniz olsun Ingilizcedir, ziraresmi dil Ingilzcedir. Ingilizce konusamazssaniz vatandaslik imtihanini gecemezsiniz. Meksikalilarin Ispanyolca egitim gordukleri okullari yoktur:Soyleki bu cocuklar icin okularda ESL (English As a Secodn Language) diye ilave ders almalari saglanmaktadirki diger aldiklari Ingizlce dersleri kisa zamanda anlayabilsinler. Lutfen gercekten uzak seyler yazarak okuyuculari yaniltmayin. Eger birsye yazacaksaniz bu dogru olmali yoksa inanirliliginizi kaybedersiniz , tipki benim simdi kaybettigim gibi....
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C