Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Askerî savcılığın kararı ve mağduriyetler!
14 Temmuz 2010 / 05:53
Uzun bir sürenin sonunda Genelkurmay Askerî Savcılığı nihayet “İrticayla Mücadele Eylem Plânı” isimli plânın Kurmay Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı tespitini yapmış.

Ruhat MENGİ-VATAN

Hazırlama nedeni olarak 2007’deki Yüksek Askerî Şura toplantısında terfi edemediği için “TSK’yı zor durumda bırakmak üzere hazırlanmış olduğu” sonucuna varılmış.

Askerî Savcılık “Aralarında muvazzaf askerî personelin, bir cumhuriyet başsavcısının, milli istihbarat teşkilatı personelinin bulunduğu şüphelilerin suçlanması ve haklarında kamu davası aşamasına gelinmiş olmasının mağduriyet oluşturduğunu” da kabul etmiş.

Eğer bu sonuç, Askerî Savcılığın soruşturmayı bitirdiği anlamına geliyorsa (ki 53 sayfalık iddianameleri tamamlandığına göre öyle) demek ki bugüne kadar tüm kuruma maledilen, hükümet üyelerinin ve bazı gazetelerin TSK’yı topluca darbe plânı hazırlamakla suçladığı iddia bir kişinin; Dursun Çiçek’in marifetiymiş.

Askerî Savcılık “Dursun Çiçek’in plânına yardımcı olan başka askerler de var mı? Bu plânla ilgili bir faaliyet yürütülmüş mü, yoksa sadece hazırlanıp sızdırılarak TSK’dan intikam almak mı plânlanmış” gibi soruların cevabını da bulmuş olmalı ve bunları da hemen açıklanması gerekir.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un defalarca yaptığı “Demokrasiye bağlıyız” açıklamalarının etkisiz kalmasında, bunlara rağmen Silahlı Kuvvetler’in kurum olarak darbe iddialarıyla suçlanmasında, aralarında generallerin bulunduğu çok sayıda mensubunun tutuklanmasında ve Askerî Savcılığın söz ettiği mağduriyetlerin yaratılmasında bu plânın büyük rolü olduğuna göre sadece “Çiçek TSK’dan ihraç edilmeli” veya “TSK ile milletin arası açılmak isteniyor” gibi talep ve kanılar yeterli değildir. “PKK’nın Tokat saldırısı”nda bile hemen Dursun Çiçek bağlantısı kuruldu ve “TSK’nın kendi askerlerine saldırmış olabileceği” imaları yapıldı. PKK saldırıyı üstlenmese TSK bu korkunç iddiayla da karşı karşıya bırakılacaktı.

Kurumun suçlanması ve insanların mağduriyeti küçümsenecek bir konu olmadığına göre tüm sorumlular ortaya çıkarılmalıdır.

SUİKAST İDDİASI VE KOZMİK ODALAR!

Bu arada “Bülent Arınç’a suikast iddiası ve kozmik oda aramaları” sürecinde de TSK kurum olarak suçlandı. İlker Başbuğ benim sorularıma verdiği cevaplarda “Kozmik oda aramalarında suikast iddiasıyla ilgili hiçbir bulguya rastlanmadığını” açıklamıştı ama bu iddiaların “İrticayla Mücadele Eylem Plânı” ile ilişkilendirilmesine devam edildi. Siyasetçiler “iddiaları TSK’ya yükleyen açıklamalar” yaptılar.

Sonuç olarak; Askerî Savcılığın soruşturmasının gecikmesi muvazzaf askerlerin ve diğer mağdur kişilerin suçlanmasında rol oynadı. Şimdi bu mağduriyetlerdeki rollerini telafi etmek için en kısa sürede; suikast iddiaları dahil tüm soru işaretlerinin cevaplanması gerekiyor.

Tabii burada “2003 yılıyla ilgili iddialar”ı da unutmamak lâzım... Aynı aciliyet “Binlerce sayfalık iddianamelerle 30 yıla yayılabileceği” söylenen Ergenekon soruşturmalarında olayın başlama noktası olan “Özden Örnek’in anıları” ve “2003’te neler oldu” sorusu için de geçerli. TSK, hem onlarca kişinin mağduriyetini, hem de kendi ismi üzerindeki gölgeyi kaldırmak için elini taşın altına koyup; komutanlarının bildiklerini açıklamasını sağlayabilir.

Bu da “yargıya müdahale” filân değildir!

***



“Sırbistan’a vize”yi halka sorun!

Son zamanlarda hiçbir davete katılmadım ama AB ülkelerinin konsoloslarıyla biraz Türkiye’nin içerde ve dışardaki sorunlarını konuşma ümidiyle Monaco için yapılan bir geceye katıldım.

İyi de oldu, bazılarıyla AB’nin Türkiye’ye “dediğimi yap, yaptığım yapma” sözünü anımsatan baskılarını konuşabildim. (Son olarak referandumla ilgili baskı; kendi ülkelerinde yargının siyasallaşmasını, başında iktidar üyelerinin bulunmasını önlerken, bizde teşvik etmeleri...)

Bu arada tesadüfen Sırbistan Konsolosu Vasilye Petkoviç bizim masaya oturdu. Yemek boyunca masadaki Türklerden hiçbiri bu konsolosun ve eşinin olduğu tarafa bakmadı. Masada bulunan bir Monacolu’nun tanıştırma teklifiyle de kimse ilgilenmedi.

Gecenin sonunda dayanamadım ve yemekten kalkmadan önce kendisine ‘Sırplar arada bir özeleştiri yapıp kendi aralarında Bosnalılar’a yaptıklarını konuşuyorlar mı acaba’ diye sordum.

Petkoviç’in kendi milletinin yaptıklarını hiç önemsemeden bana “Sırplar neden pişman olacakmış ki? Asıl Türk basını taraf tuttuğu için pişman olmalı” demesi üzerine tartışmanın geldiği noktayı tahmin edersiniz sanıyorum.

Nezaketimi bozmadım ama ‘Sizin Türk basınını eleştirecek durumunuz yok, önce kendinize bakın. Sırpların öldürdüğü binlerce Bosnalı’yı, tecavüz ettiği kadınları, pazar yerlerine attığınız bombaları hatırlayın’ demekten de kendimi alamadım.

Ve ertesi sabah gazetede haber; “Sırbistan’a giden Erdoğan bu ülkeyle karşılıklı vize uygulamasını kaldırdıklarını açıkladı”...

Neden kaldırıyoruz, Bosnalılara “canım, iki gözüm” derken onbinlerce Müslüman Bosnalıyı katleden Sırbistan’a bu büyük ilgi nereden geliyor? Müslüman ülke diye İran yüzünden tüm dünyaya sırt çevirebiliyor, Gazze nedeniyle ABD ve İsrail’le düşman hale geliyorsak Sırbistan’a bu sevginin nedeni nedir?

Vizeyi kaldırmalarını millet istiyor mu, bir referandum yapsınlar da öğrenelim!

 

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
9 / 17 °C