Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
"İslam statüko için tehlikeli"
12 Temmuz 2010 / 19:37
Rasim Özdenören: "İslam siyasetten uzak tutulmaya çalışılıyor. Ancak bilinçli müslümanların çoğalması İslam'ı yeniden gündeme getiriyor..."

"İslam, her devirde putperestlikle savaş halindeydi. Putların Lat, Menat, Uzza gibi illa elle tutular olması gerekmez. Onlardan daha önemlisi görünmeyen, farkına varılmayan fakat insanların kendi kafalarında icat ettikleri putlardır. İslam böylece her türlü putla savaş halindeydi. İslam'ın gelmesinden çekinenler, korkanlar bir yandan putların elden gideceğini düşünenler, bir yandan da kurulu düzen içinde söz konusu putların elden gitmesiyle menfaatlerinin haleldar olacağını hesaplayanlardır".

***

"Laikliği doğru biçimde tanımlarsak, İslam’la laikliğin yan yana konulamayacağı da ortaya çıkar. Laiklik kilise ile devlet otoritelerinin ayrışmasını öngörür. Dikkat edilirse din demiyoruz, kilise diyoruz. Çünkü hıristiyan batıda kilise dini otoritenin somutlaşmış halidir. Ve devletin dışında farklı bir otoriteyi temsil eder. İslam'da devletin dışında ayrı bir otorite biçiminde tezahür etmez. Ayrı bir ruhban sınıfı yoktur".

Devamlı olarak "tehlikeli" gösterilmeye ve sis­tem dışı tutulmaya çalışılan müslümanlar, 50'li yıllar ile birlikte başlayan hareketlenme ile siyasi hayatın dışında tutulamayacağını gösterdi.

Yalnız Türkiye'de değil, bütün dünyada dini bir yükseliş var. Tabii ki bu, dinin "izm"ler karşısındaki alternatif gücünün ifadesidir.

Dinin, Türkiye'nin yakın tarihinin hiç bir evre­sinde yok olmadığını vurgulayan Yazar Rasim Özdenören yeniden İslami uyanışı Yeni Hafta için değerlendirdi.

 

Türkiye'de bir dini yükseliş yaşanı­yor. Sizce bunun nedenleri ne olabilir?

 

Türkiye'de din yakın tarihinin hiçbir evresin­de yok olmadı. Bazı dönemlerde siyasal baskılarla ye­raltına çekilmeye zorlandığı dönemlerde bile varlığını hep sürdürdü. Çok partili dönemlerde siyasal partilerin, dine uzak kalmayı parti politikalarına ter­cih etmiş olanlar da dahil olmak üzere, geliştirdikleri dini söylem onun sürekli gündemde kalmış olduğunun işaretidir.

 

Ancak son zamanlarda sadece Türkiye'de değil bütün dünyada dini bir yükselişin yaşandığı söyleniyor. Bunun sebepleri arasında sanıyorum vaktiyle tantanası olmuş izmlerin ortadan çekilmesi ola­bilir. Mesela doğu blokunda yani Sovyetler Birliği'ni meydana getiren blokta bu bloka dahil olan üyelerin tününde sosyalizmin veya komünizmin iflas etmesi ve içinde yaşadığımız 90'lı yıllarda insanların yeni arayışlar içine girmesi yükselişin sebepleri arasında zikredilebilir sanıyorum.

 

Bu genel olay Türkiye özeline indirgendiğinde ilginç bir manzarayla karşılaşıyoruz: Türkiye'de müslümanların uzun yıllardan beri söylediklerine bazı kesimler henüz yeni yeni yaklaşmaya başlıyor. İç po­litika ile ilgili olsun, dış politika ile ilgili olsun Tan­zimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet olsun, yakın tarihimi­zin değişik evreleri olsun müslümanlar tarafından isabetle değerlendirilmişlerdir. Şimdi onların bu alan­lardaki değerlendirmeleri yeniden Türkiye'nin siyasal ve kültürel hayatının gündemini oluşturuyor. Halen Türkiye'de sistemin tıkanmışlığını birkaç dinozor dışında hemen herkes kabul ediyor. Bu teşhis müslümanlar tarafından 50 yıl öncesinden beri bili­niyor ve söyleniyordu. Böyle olunca halen bazı ke­simler İslam'a inanmayı itiraf etmeseler bile onu sos­yolojik bir vak'a olarak değerlendirmekten geri dur­muyorlar. Sanıyorum bütün bunlar Türkiye'de dini yükselişin yolunu açıyor.

 

"Şeriat geliyor" diye insanlar kor­kutuluyor, bazı kesimler gelsin diyor. Bu duruına nasıl geldik?

 

İslam'dan korkulması günümüze ait bir olay değil. İslam daha ilk tebliğ edildiği günlerden başlayarak o toplumun bazı kesimlerince tehlike ola­rak gösterilmişti. Neden? çünkü İslam, her devirde putperestlikle savaş halindeydi. Putların Lat, Menat, Uzza gibi illa elle tutulur olması gerekmez. Onlardan daha önemlisi görünmeyen, farkına varılmayan fakat insanların kendi kafalarında icat ettikleri putlardır. İslam böylece her türlü putla savaş halindeydi. İslam'ın gelmesinden çekinenler, korkanlar bir yan­dan putların elden gideceğini düşünenler, bir yandan da kurulu düzen içinde söz konusu putların elden git­mesiyle menfaatlerinin haleldar olacağını hesap­layanlardır. 1400 yıl önce vuku bulmuş bu olayın İslam'ın gelme ihtimalinden bahsedilen her yerde bir tehlike olarak gösterilmesinde şaşılacak birşey olma­malı.

 

İslam niçin tehlike sayılıyor? Çünkü İslam, hayatın her alanına müdahale ediyor. Burada kul­landığım müdahale kelimesi asla zorbalık biçiminde anlaşılmamalıdır. İslam'ın tanzim ettiği hayat tarzı kurulu düzenin alışkanlıklarına kendiliğinden bir müdahale anlamını taşıyor. Eğer İslam'ın hayatımıza müdahil olmasını hoşnutlukla karşılıyorsak onun gel­mesini talep etme mevkiinde bulunuyoruz demek olur. Aksi taktirde yani mevcut kurulu düzenin alışkanlıklarını yani statükoyu devam ettirmek is­tiyorsak İslam'ı tehlike saymamız da tabii görülmelidir.

 

Bu durum, yani dini yükseliş İslam'ın çoğulculuğunu mu vurguluyor, yoksa insanlar kamplara mı ayrılıyor?

 

Şimdi çoğulculuğu tanımlamamız lazım. Batı demokrasilerinde çoğulculuk, aynı kültürün temel değerlerini paylaşmakla birlikte ayrıntılarda farklılaşan görüşlere, yönetim alanında fırsat eşitliği sağlama biçiminde anlaşılıyor. Bu kültürün bütünüyle dışında kalan ve farklı kaynaklardan neşet etmiş görüşlere bu yarışta yer bulunmaz. Onlar sahte bir müsamaha tavrıyla okşanıyor görünseler bile gerçeklikte hiçbir zaman yarış kulvarına sokulmaz­lar.

 

İslam'ın çoğulculuğu da bu anlamda, farklı yo­rumlara hayat hakkı tanır. Mesela Hanefilik, Şafilik vs. mezheplerin her birine İslam toplumunda hayat hakkı vardır. İslam bu anlamda elbette çoğulcudur. Öte yandan başka düşüncelere, görüşlere hayat hakkı tanımak farklı bir olaydır: İslam, gayri müslimlerin kendi hukuklarını uygulamalarına müsaade ediyor. Bu anlayış düzeyine henüz hiçbir batı demokrasisi ulaşabilmiş değildir. Ancak şurasını belirtelim ki, gayrimüslimlerin kendi hukuklarını uygulayabilmele­ri hakim olan hukukun (yani İslam şeriatının) müsadesinden kaynaklanmaktadır. Gayrimüslimlere kendi hukuklarının uygulanmasının tanınması, onların hukukunun hakim pozisyona gelmesi veya İslamiyetle bir hakimiyet yarışmasına girilmesine göz yumulması anlamını taşımaz. Çoğulculuk İsla­m'ın tabiatından doğan ve şimdi değindiğimiz manada anlaşılması gereken bir kavramdır. Mezheplerin çoğulculuk biçiminde anlaşılması çoğulculuğun kamplaşma anlamına gelmediğini de gösterir.

 

Siyasetten uzak tutulmaya çalışılan İslam son zamanlarda iyice siyasete girdi. İslam'ın politik düşüncesine karşı tavrınız nasıl?

 

İslam gene de siyasetten uzak tutulmaya çalışılıyor. Ancak bilinçli müslümanların çoğalması ve onların İslam hakkındaki görüşleri, İslam'ı yeni­den gündeme getiriyor ve gündemde tutuyor.

 

İslam, gündelik hayatın hiçbir veçhesine ya­bancı değil. Dolayısıyla siyasete de yabancı değil. İslam, seküler planda evreni ve insani ilişkileri açıklamak üzere, insanların darda kaldıkça müracaat ettikleri olağanüstü güçlere yaptıkları atıflardan hasıl olmuş bir din değildir. İslam, bir başına hakikati tebliğ eden bir din. Böyle olunca onun hayatın her alanına ışık tutması kendiliğinden hasıl oluyor. Eğer biz evreni ve oluşu, İslam'ın tuttuğu ışıkta (aydınlıkta) görmeyi başarabilirsek ona ait siyasete, ilme, kültüre kısacası ona ait hayat tarzına da ulaşabiliriz. Bu görüngeden bakıldığında İslam'a ait siyaseti onun kendisinden ayrıştırmak ve ayrı görmek mümkün olmayacaktır.

 

Politik İslami hareket müslümanları laikleştirebilir mi? Böyle bir şey söz ko­nusu olabilir mi?

 

Bazıları İslam'ın başka siyasi ortamların lüt­fettiği müsade çerçevesinde hayatiyetini sürdürebile­ceğine inanıyor sanıyorum. Bu kanaat, haliyle, İslam'ın kendisine tanınan çerçeveler içinde tezahür edebileceğini farzediyor. Eğer böyle birşey mümkün olsaydı İslam'ın veya müslümanların laikleşebileceklerini tasavvur etmek de mümkün hale gelirdi, ancak laikliği doğru biçimde tanımlarsak, İslam'la laikliğin yan yana konulamayacağı da ortaya çıkar, laiklik kilise ile devlet otoritelerinin ayrışmasını öngörür. Dikkat edilirse din demiyoruz, kilise diyo­ruz. Çünkü hıristiyan batıda kilise dini otoritenin so­mutlaşmış halidir. Ve devletin dışında farklı bir otori­teyi temsil eder. İslam'da din devletin dışında ayrı bir otorite biçiminde tezahür etmez. Ayrı bir ruhban sını­fı yoktur. Böyle olunca İslam'ın veya müslümanların laikleşebileceğini ileri sürmek abes kaçar. Kendisini laik telakki eden insanlar esasen İslami bir gayret id­diasında da bulunmuyorlar ve kimliklerini İslam'a nis­pet ederek açıklama ihtiyacı hissetmiyorlar.

 

Hemen şu da belirtilmeli: Laiklik ile din ve vic­dan özgürlüğü de birbirinden farklı kavramlardır. Temel hak ve özgürlükler cümlesinden olan din ve vicdan özgürlüğü demin başka bir münasebetle değindiğimiz gibi İslam'ın da kabul ettiği haklar­dandır. Laikliği din ve vicdan özgürlüğü ile karıştırmamak gerekiyor.

 

İslami gelişmenin geleceğini hangi yönde ve seviyede görüyorsunuz?

 

İslam'ın geleceği, müslümanların onu iyi ve doğru anlamaları istikametinde, içinde yaşadığımız dünyada bir yer tutacaktır. Onu yaşayan bilinçli müslümanlara bağlı olarak İslam da hayatımızın içinde yer alacak ve hayatımıza yön verecektir. İslam'ın geleceği hakkındaki tahminler soyut mate­matik hesaplara göre belirlenmez: Onun geleceğini müslümanların geleceği belirler.

 

Yeni Hafta - 20.6.1994

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-1 / 8 °C
İstanbul
8 / 16 °C
İzmir
10 / 17 °C