Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İktibas'ın Temmuz sayısı çıktı!
12 Temmuz 2010 / 17:17
Merhaba değerli okuyucularımız. Haziran ayının ilk günleri, Gazze’ye yardım götüren İHH gemilerinin Akdeniz’de önünü keserek saldıran İsrail korsanlarının dokuz Türk’ü öldürmesinin doğurduğu büyük gerilimle geçti.

Olay bir anda bütün dünyanın gündemine oturdu. Fakat İsrail, ABD ve batı hayranı medya şebekeleri, Gazze lehine oluşan gündemi ustalıkla soğutmayı, hatta Gazze’ye yardım atmosferinin aleyhine döndürmeyi bir kez daha başardılar. Gündemin bu şekilde bir anda değişmesinde rol alanlar elbette bu zikredilenlerle sınırlı değildi. Ilımlı İslam’ın Pensilvanya bürosu, olaya en çabuk müdahil olanlardandı. Türkiye kamuoyunda birçok ‘dindar’ çevre, artık ‘lütfen’, duydukları sebebiyle soğuk duş etkisi almış oldular. Sanki ilk defa böylesi bir cinayetle muhatap olunuyormuş gibi hayrete düşenler gerçekten hayret vericiydi. Zihinleri dünya ılımlı İslam merkez üssü tarafından ipotek altına alınan belli bir tuzu kurular zümresi ise Pensilvanya çıkışına toz kondurmamanın pür telaşı içindeydiler. Çünkü onlar bu günler için ‘eğitilmişler’, sürüleştirilmişlerdi. Sürünün çobanlarından biri olan Başbakan yardımcısının “hocaefendi her zamanki gibi yine doğruyu söyledi” beyanı, hükümetin, ‘hocaefendi’ zımnında ‘büyük ağabey’e boyun büküşünün acınası resmiydi.

 

Gemi olayı ayrıca Türkiye'nin İsrail’le kamuoyunun bilmediği kirli ilişkileri, Türkiye'nin siyasî gücünün sınırları, Türkiye'de batıya karşı homojen bir tavrın olmadığı gibi konularda birçok ders verdi. Başbakanın onca esip-gürlemesine rağmen hala Mavi Marmara gemisini İsrail’den teslim alamamış olması bile, ülkenin acziyetini göstermeye yetmektedir.

 

9 Haziran günü BM Güvenlik Konseyi’nde, İran’a yaptırımlar oylandı Türkiye, yaptırım kararlarına ret oyu verdi. Türkiye'nin partneri -bilahare geri adım atıncaya kadar- Brezilya idi. Türkiye'nin gerek Uranyum takas anlaşmasında oynadığı rol ve gerekse sözü edilen oylamadaki karşıt tutumu bir kere daha, eksen kayması tartışmalarını başlattı. Türkiye'nin bu siyasî manevraları birileri için, Türkiye'nin ekseninin batıdan doğuya kaydığı iddiasıyla hükümeti köşeye sıkıştırmak için yeni bir fırsat oluşturdu. Hâlbuki Türkiye'nin ekseni kaymıyordu. Bunu başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere, başbakan, ilgili bakanlar, kimi bürokratlar ve pek çok aydın dile getirdiyse de, dinletmek ne mümkün. A. Gül, Türk dış politikasının ana eğiliminin, temel stratejisinin, devlet politikasının ABD ve Avrupa ile bütünleşmek olduğunu vurguladı. ''Yarım asrı aşkın süredir bu hedefimizden en ufak bir sapma söz konusu değildir. Son dönemde AB'ye tam üyelik istikametinde çok daha süratli bir şekilde yol aldığımız da bir gerçektir'' diyordu.

 

Biz bu sayımızda, BMGK’nde İran’a yönelik yaptırım kararı oylaması ve Türkiye’nin ret kararı vermesini yorumladık. ABD’nin asıl tavrının İran’ın nükleer silah yapım hakkını durdurmak yerine, İran’ı uluslar arası sisteme boyun eğmeye zorlamak olduğunun altını çizdik. Bu sayımızda ‘inkâr’ kavramını işledik, inkâr ile küfür kavramları arasındaki farkı ortaya koymaya çalıştık. İnkârcılığın panzehirinin irfan ve marifet olduğunu, insanları ilimle tanıştırmamız gerektiğine değindik.

 

Dergimizde Muhterem Atasoy Müftüoğlu’nun iki yazısını birden okuyacaksınız. ‘Hurafelerle Avunmak’ başlıklı yazısında, Müslümanların acziyetlerini, kendilerini kuşatan neoliberal ideolojik saldırıları aşamayışlarını, küresel şeytani saldırılara çanak tutan neonurcu bağnazlıkları yazdı. Tevhid ümmeti oluşturmamızın zorunluluğuna dikkat çekti. Atasoy bey, ‘Utançtan Kurtulmak’ başlıklı ikinci yazısında ise, herkesin kendi payına düşen utanç sebeplerine değindi; Filistinlilerin dramını konuştu, neonurculuk hareketinin Siyonist korsan devleti otoriteleştirmedeki utanmasızlığına dikkat çekti. A. Burak Bircan, Türkiye'de eksen kaymasının vaki olduğunu ama bunun, rejimin değil, bazı Müslümanların ekseni olduğunu yazdı. Ayrıca Türkiye-İsrail ilişkilerini ve Gazze gemilerine saldırı bağlamında açıklama yapan Fethullah Gülen’i nasıl anlamamız gerektiğini değerlendirdi. Bünyamin Zeran, Gazze gemisi ve sonuçlarına bir başka açıdan baktı; harcıâlem yorumların ötesinde, eleştirel değerlendirmelerde bulundu. Hikmet Ertürk Allah'ın yegâne ilah ve rab olmasının anlamını yazdı. Fransızların tabiri ile Müslümanların ‘musulman pratiquen’ olmasının gereğine değindi. Muhammed Celil, geçerli mazeretlerimiz olsa bile bahane üretemeyeceğimizi, herkesin, ben yoksam kimse yoktur mantığı ile hareket ederek, üzerine düşeni bihakkın yapması gerektiğini yazdı. Mustafa Bozacıoğlu, silkelenerek kendi aslımıza, köklerimize dönmenin, kendi kelime ve kavramlarımızı kullanmanın önemini işledi. Abdi Keçeli, Gazze ablukasıyla ilgili duygu ve düşüncelerini dile getirdi. Aykut Akça, sadece başkalarına görevler dağıtmak yerine, biraz da görev yapmak, iş yapmak, işe talip olmak gerektiğine dikkat çekti. Mehmed Durmuş ise, şehidlere neden ‘ölü’ denmeyeceğinin anlamını araştırdı. Şehid kavramını açıkladı.

 

Sanat sayfamızda Metin Önal Mengüşoğlu’nun babasının meşin çantasına ilişkin yazısını okuyabilirsiniz. Mektuplara cevaplar bölümünde Almanya’dan Kadriye Güler’in Lat, Menat, Hubel, Uzza gibi putlar; namaz ve hacc; Ra’d suresinin 11. ayetine ilişkin soruları ile, Almanya’dan H. Ali Gencel’in vitir namazının vaktine ilişkin sorularının cevaplarını bulabilirsiniz. Gündem sayfalarında, önemli gördüğümüz yazıları seçtik.

 

Bir sonraki sayımızda buluşmak umuduyla Allah’a emanet olun.

iktibastemmuz.jpg

 

Dergi iletişim: 0312.435 37 60

Email: iktibas@yahoo.com

iktibas@ttmail.com

 

 

 

 

 

 

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 10 °C
Hakkari
-3 / 11 °C
İstanbul
12 / 16 °C
İzmir
9 / 18 °C