Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nabi Yağcı: ‘Demokrasiye oy vereceğiz’
11 Temmuz 2010 / 08:00
Taraf gazetesi yazarlarından Nabi Yağcı referandum konusunu ele aldı.

Yağcı, Anayasa Mahkemesini süper star olarak tanımlarken, kimseyi memnun etmeyen kararının ‘anayasal siyasi rejim krizini’ kıl payı farkla ortadan kaldırdığını öne sürdü.

 

Anayasa Mahkemesinin yetki gaspını hukuk yolu hale getirdiğini belirten Yağcı, Başkan Haşim Kılıç’ın “Evet. Esasa girdik” diyerek malumu ilan ettiğini vurguladı.

 

Nabi Yağcı, referandum sayesinde “anayasal krizden çıkmak için demokrasimiz için bir yol açıldığını” belirtti. Yağcı, bundan sonra halk iradesinin devreye gireceğini ve hem Mahkeme’ye hem diğer asker sivil vesayetçi otoritelere “Mağrur olma senden büyük Allah var” diyeceğini öne sürdü.

 

“Türkiye dünden itibaren demokrasisinin geleceği açısından çok kritik bir karar arifesine girdi.” diyen Yağcı referandumun demokrasi için çok büyük önem taşıdığını, bu şekilde ufak adımlarla bile olsa demokrasinin ilerletilebileceğini savundu.

 

Nabi Yağcı referandum ile demokrasi için oy verileceğinin altını çizerken, bunun AK partiye güven-güvensizlik oylaması olmayacağını savundu.

 

 

Demokrasiye oy vereceğiz

 

Nabi YAĞCI – TARAF

 

Anayasa Mahkemesi (AYM) verdiği kararla Türkiye gündeminin süper starı oldu. Fakat performansı kimseleri memnun etmedi. AYM üyelerinin her birinin hangi saiklarla oy kullandıklarını bilmiyoruz, fakat her halde çıkan sonuç önceden kestirilmiş bir sonuç değildi. Basına yansıyan bilgilere göre birkaç üyenin değişiklik paketinin tümünü veya kritik iki maddenin tümünü iptal konusunda tereddüt geçirmeleri bu sonucun doğmasına neden olmuş gözüküyor. Bu kararla ortaya çıkan sonuç üstüne ilk söyleyeceğim şey, “anayasal siyasi rejim krizinden” kıl payı farkla kurtulmuş oluşumuzdur.

AYM yetki gaspını artık kendisi için bir hukuk yolu haline getirdi. Anayasa’nın 148. maddesini apaçık ihlal ederek TBMM’nin üstünde bir kurum olarak kendine yeni bir konum yarattı. Nitekim AYM Başkanı kararı açıkladığı basın toplantısında bir gazetecinin sorusu üstüne “Evet. Esasa girdik” deyiverdi. Yani malumu ilam etti. Bu ilamla böylece Anayasa’da varolmayan, kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetki ihdas etmiş oldu. Bu durum aslında yetki gaspı bile değil, anayasal olarak neredeyse TBMM’nin ilgası yani ortadan kaldırılması anlamına gelir.

AYM’nin TBMM üstüne yerleşmesi, yarı askerî deyimle söyleyelim, “konuşlanması” bu kararla olmadı. Fakat Anayasa değişiklik paketi çok daha özel bir hukuki duruma sahipti, paket bir teklifti ve ancak referandumla yasa olma hüviyetini kazanabilirdi. Bu nedenle AYM’nin bu paketle ilgili CHP’nin iptal istemini görüşmeyip reddetmesi gerekirdi. Bunu yapmayarak ve Anayasa raportörünün, bu iptal talebi reddedilmeli görüşünü de dikkate almayarak, üstelik de esasa girerek, görüştü. Yani bir yasa bile olmayan bir tasarrufu görüşmüş oldu. Sabah gazetesinde Emre Aköz’ün dediği gibi kendini anayasamızda varolmayan bir “senato” yerine koyarak TBMM’nin bir tasarrufunu denetleme yoluna gitti.

Neresinden alırsanız alın bunun adı anayasal rejim krizidir. Bu anayasa kökten değişmeden ve AYM yeniden düzenlenmeden bu kriz ortadan kaldırılamaz. Yarın TBMM’nin bir başka tasarrufu yine aynı anayasa dışı bir denetime tâbi olabilecektir ve AYM’nin kararlarını denetleyecek bir kurum da yoktur.

Fakat eğer AYM değişiklik paketini veya malum kritik iki maddeyi tümden iptal etmiş ve böylece referandum yolunu tıkamış olsaydı süregelen anayasal rejim krizi siyasi bir kiriz boyutu da kazanacaktı. Zira anayasal krizi kısmi bir değişiklikle aşmak isteyen hükümet ve TBMM çıkışsız kalacaktı. Bu durumda erken seçime gitmekten ya da Osman Can’ın önerdiği AYM kararını yok sayma yolundan başka bir yol kalmamış olurdu.

Oysa şimdi anayasal rejim krizinden çıkabilmek için, demokrasimiz için bir yol açılmış oldu. Referandum... Böylece AYM ve diğer asker-sivil vesayetçi otoritelere “Mağrur olma senden büyük Allah var” diyecek halk iradesi devreye girecek. Referandumun sonuçlarından önce referanduma gidilmesi yarın yapılacak yeni bir anayasa değişikliği için kurucu iradenin halk olduğunu tescil ve ilan edecektir. Böylece “anayasa değişikliğini bu Meclis yapamaz” safsatası da çöpe atılacak. Kısmi anayasa değişikliği yapabilen bir irade elbette anayasanın tümünü de değiştirebilir. Referanduma başından beri karşı çıkan ret cephesinin asıl karşı çıktığı buydu. Fakat açıkça “halk yapamaz” demekten korktukları için çalının etrafından dolanıyorlardı.

CHP ve MHP’nin vesayetçi bir rejim yanlısı olduğu gerçeğini değiştirecek ortada yeni bir durum yok. Yarın bu partilerle birlikte “uzlaşı içinde” sivil demokratik bir anayasa yapma hayali görmeyelim. Referanduma ve bu değişiklik paketine daha ileri bir hedef göstererek karşı çıkma tutumu eğer samimiyse kendini kandırmaktır. Görelim ki bu yol 12 Eylül Anayasası’nın hiçbir şey değiştirilmeden yerinde kalmasıyla sonuçlanır. Bu nedenle BDP’nin referanduma karşı olma veya “hayır” deme argümanları hiç de ikna edici değil. BDP’nin sırf AK Parti’ye karşı olma politikası nedeniyle referanduma karşı çıkması demokrasimiz için ciddi bir kayıptır. Bu yolla kim kazançlı çıkacak?

Türkiye dünden itibaren demokrasisinin geleceği açısından çok kritik bir karar arifesine girdi. Bu nedenle soğukkanlı düşünmek ve analizler yapmak zorundayız. Şakaya gelir bir hal yok. Öte yandan savaş hızla tırmanıyor. Bu ortamda durumun büsbütün güvenlik odaklı önlemlere dönüşmesini önlemenin yolu da hâlâ askerî vesayeti geriletmekten geçiyor. Bu ise ancak, ufak adımlarla bile olsa demokrasimizi ilerletmekle mümkün.

Bu nedenle referandumun ne anlama geldiği üstüne daha çok konuşup yazmak zorundayız. Referandum AK Parti’ye güven-güvensizlik oylaması olmayacaktır.

Demokrasi için oy vereceğiz.


nabi.y@superonline.com

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C