Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İslam ve Başörtüsü
08 Temmuz 2010 / 00:02
Geçen sayımızdaki yorumumuzda değindiğimiz gibi bir sun'î fırtına başlatıldı. Belli idi ki arkasından bir yağış ola­cak. Başörtülerine yağan bir yağış görüyoruz.

Müslüman kadın, erkeğinin de inandıklarına inanandır ve her hususta hayatını kavrayan Rabb'inin iradesinin çerçevesi içinde ha­reket etmekle yükümlü bilendir kendisini. Nasıl içkiden, kumardan, fuhuştan uzak duruyorsa bunlar gibi ma'siyet (Allah'a isyan) olan diğer bütün münkerden de uzak dura­caktır. Nasıl ki namaz kılmayı Rabb'inin emri biliyorsa dişi­liğini helaline saklamayı da Rabb'inin emri bilmektedir. İs­lam bütününe ait ve ayrı mütâlea edilmesi olanaksız cüzlerdir. İslam bütününü oluşturan parçalar. Zira İslam Allah'ı üstün, büyük (Kendisinden büyük bulunmayan bü­yük) bilme ve bu vasıflarıyla ortağı bulunmayan bilme esası­na dayanır. Eğer Büyük'ün emirleri dinlenecekse -ki dünya bu kanun üzerine kuruludur-müslüman En Büyüğü büyük bilene denir ki Büyük ve Büyüklüğünde emsalsiz olan Al­lah'tır. Büyük'ün emirleri de yasakları da büyüktür. Büyü­ğün tavsiyeleri de büyüktür. Zira Allah büyüktür.

Müslüman kendini ve kainatı yaratan Allah'ı büyük bilen­dir. O'ndan sonraki büyükler O'nun büyüklüğüne bağlı ola­rak büyüklük kazanırlar. İhrâz ettiği mevki ne olursa olsun, kulu O'ndan daha büyük ya da O'nun kadar büyük olduğunu iddia edemez. Edenleri tarih yazmıştır tabii meş'um sonlarıyla birlikte yazmıştır. Eski Mısır'da Devlet başkanlığı an­lamına gelen Fir'avunluk makamında bulunanların, halkına ve kendilerine tebliğ için gönderilen Allah'ın elçisi Musa (a.s.)'ya söylediklerinden anlıyoruz bunu. Kur'an'da Allah tarihi bir olay olarak bu ve benzeri olaylardan bizi haberdar ediyor. Kur'an'ın tarihe ilişkin yanıdır bu tür nakilleri..

Her devirde güçlü ya da cılız olsun Allah'a karşı çıkmalar, O'nun emirlerini nefislerine uydurma tezahürleri görülmüş­tür. O'nu açıkça reddetmeye az rastlanmakla birlikte olmuş­tur. Lakin Allah'a karşı çıkma daha çok O'nu bilen ve tanı­yanlardan sâdır olmuştur. Kureyş'in de Allah'ı bildiğini, O'nu yücelediğini biliyoruz. Tamamen teorik düzeydeki bu yücelemenin hayatın gerçeklerinden uzak, hayattan uzak bir yüceleme olduğunu da görüyoruz. Zira yaşanan hayatta O'na teorik bir yer verilmesine rağmen pratikte hiçbir yeri bulunmuyor ve bütün yeri insanların kuruntularıyla oluşturdukları "Velî-Dost"lar kaplıyorlardı. Bugün de birçok örne­ğine en yakınlarınızda bile rastlayabileceğiniz yoğunlukta bulunan bu hali devlet büyüklerinden, halkın bildiklerine kadar nicesinde görmeniz mümkündür.

Allah şu konuda şöyle şöyle buyurmuşken, bu sözlerinizi dinleyen yanınızdaki birinin ya da başınızdakilerden birinin filan böyle böyle diyor dediğini işitip durmuyor musunuz? Allah, kulları için kıyamete kadar müşkillerini çözecek esas­ları içinde bulunduran Kur'an'ı gönderdiğini söyleyip dururken, bugün Kur'an'a göre hayatı tedvir edemeyeceklerini sananların beyanlarını işitmiyor muyuz? Çağdaş ya da çağ­dışı gibi moda tabirlerin anlamını da açıklığa kavuşturmamışlarken hevalarına uyarak İslam için ‘çağdışı’ diyebilenle­ri görmekte değil miyiz? Kaldı ki İslam bizzat çağların dünya görüşü, hayat tarzı, yaşam biçimi iken, onu çağdışı sayıp, kendininkini çağdaş saymanın gülünçlüğüne şahit olup dur­muyor muyuz? Tıpkı tepesine kadar fitnenin içinde bulun­duğu halde kendisini fitneden kurtarmaya çağıranı fitneci­likle suçlayanın durumu gibi değil midir gördükleriniz? Dü­rüstlüğü çağdışı sayanların fuhşun içine boylu boyuna bat­tıklarını görmüyor muyuz? Eğer ölçüleri belirlemeyi insan­lara bırakırsanız görmektesiniz ki nice pisliklere boylu bo­yunca batanlar, temiz olanları pislikle suçlamaktadırlar. Namusu(!) ile çalıştığına dair beyanlarını basından öğrendiğimiz fahişelere göre namussuzluk herhalde namusunu yalnızca he­lali ile paylaşanların hali olsa gerektir. Kavramların tariflerini insanlara bırakmanız halinde akla-hayale gelmez derecede herşeyin tepetaklak olduğunu görmeniz kaçınılmazdır. Ni­tekim elinde büyük yetkiler bulunduğu halde 'çalmayan'lara aptal diyenleri, kendileri tüm varlıklarıyla aptallık çukuru­nun içinde kaybolmuşlardan duyuyor değil miyiz? Hayatını yaşayacağını söyleyip başkalarının pis hayatlarının malze­mesi olmaktan başka alternatifi olmayanları görmüyor mu­yuz?

Allah kumarı yasakladığı halde bir koca ülkenin insanla­rını üretkenlikten uzak tutarak manasını da cebine indire­rek kumarbaz yapan bir düzen ve onun uygulayıcıları sizlere neler düşündürüyor?

Allah'a meydan okuyanların, O'nun emir ve nehiylerini anlamak istemeyenlerin, hayatlarını O'na isyanla geçirenle­rin akıbetleri tarihte olsun, günümüzde olsun rüsvay olmak­tır. Kahhâr (Kahredici) olan yalnızca Allah'tır. Kullarının bazıları kendilerinin de öyle olduğunu sansa da.. Kullarının bazıları Allah'ı bilmiyor diye Allah da o kullarını bilmiyor de­ğil ki.. Bilmiyor olsa idi Allah olmazdı.

Yıllar önce bir posta memurunun ikamette teslim olarak para havalesi getirdiği evde başı örtülü olarak kendisini kar­şılayan havale alacaklısına: "Bacım okuman varsa şuraya imza at, yoksa parmağını bas." dediği devirler geçeli çok ol­madı. Daha bundan ondokuz yıl önce idi. Zira halktan biri olan ve olsa olsa o yıllarda bir ilkokul mezunundan başka tahsili bulunmayan posta memurunun yaşadığı ülkede oku­yup da başını örten görmeyişi ona böyle söyletmişti. Lakin köprülerin altından çok sular aktı o yıllardan bu yana.. Deniz, atılan taşlarla doluyormuş, dolarmış. Dolar da elbet. Ama anlamayana, anlamak istemeyene bunu deniz dolmadan an­latmak, denizi doldurmaktan zordur biliriz, yaşıyoruz.

Bugün mevkii, makamı ne olursa olsun yaşanan gerçek­leri görmek istemeyenleri olaylar ve olayların gelişmesi hizaya getirecektir. Anlamak istemediklerini anlamaları ko­laylaşacaktır. Ne var ki kaybeden ve zamanla gelişen ger­çeklerin gerisinde kalacaklar onlar olacaklardır. Kaybeden­lerden olmayı sevenleri ne kadar da çok insanoğlunun..

Bu iğreti ve tepeden inme fakat aşağılara kesinlikle ulaşamayanların itibarı her geçen gün azalmaktadır. Bu tür atlar arabayı çekemez ancak devirirler. Tarihte örnekleri çoktur. Vatanı kurtaracağını sananlar (itti­hatçıların onu paramparça ettiklerini pek yakın ta­rihte yaşamadık mı? Bunların durumu bir adamı ölümden kurtardığını fakat minareden mi, kuyudan mı olduğunu ka­rıştırdığı için adamı öldürdüğünü söyleyenin durumuna ne kadar da benziyor. Bayram haftasından, mangal tahtası an­layan mantığı Karagöz'le Hacivat ne güzel canlandırır. Ama onları seyredenler düşünmek değil de gülmeyi tercih eder­lerse nasıl anlayabilirler bu espriyi?

Ana babalarından farklı olmaya yüz tutmuş kızlarımız, oğullarımız geleneksel olarak dindar olunamayacağını farketmişlerdir. Özellikle İslam Dini hayat gerçeğini tam kavrayan, tümüyle kapsayan boyutlarını yeni nesillerin üzerine germeye başlamıştır. Bu gelişmelere engel olabilmeyi umanlar ne yapsalar kaybedeceklerdir. Nasıl dünyanın (sünnetullaha uygun) doğal seyri ile şu veya bu yarım küresinin güneşe yaklaşmasının kimseler önüne geçemez ise tıpkı onun gibi İslam güneşine yeniden yaklaşmaya başlayan müslümanların bu yaklaşımlarının önüne geçmek de müm­kün olmayacaktır. Baharın belirtileri görüldüğüne göre, ya­zın gelişini kimseler engelleyemeyecektir.

Asırların miskinliğini üzerinden atan müslümanlar, üzerlerindeki geleneklerin hükmünü de aşmaktadırlar. Analarından farklı kapanan kızları, bu yüzden akledemeyenleri korkutuyorlar. Halbuki korkmalarına hiç de gerek yoktur. Zira Allah korksunlar için İslam'ı göndermemiştir. Kullarına, kurtulsunlar, çelişkilerden uzaklaşsınlar, fıtrat­larına uygun bir hayat yaşasınlar diye göndermiştir İslam'ı. İslam kendini, bulunduğu yerde farkettiren dindir. Yaşan­maya başlaması farkedilmesini beraberinde getirmektedir.

İbadetin ne olduğunu bilmeyenler, Allah'ın kullarını Kendine "İbadet-Kulluk" yapsınlar diye yarattığını bilmeyenlerdir. Kullar, kulluk etmeden edemeyeceklerse -ki şuna veya buna etmeyeni yoktur- Allah'a kulluk etmek da­ha şerefli değil midir? Büyüğe, daha büyüğe kulluk etmekse şereflilik, kendisinden büyük olmayan Allah'a kulluk ede­rek, daha küçüklerin kulluğundan kişiliklerini yok eden kul­luğundan kurtulmuş da olacaklardır.

Namaz kılmanın kulluk(ibadet) olduğunu, oruç tutma­nın, hacca gitmenin kulluk(ibadet) olduğunu bilenlerin içki­den uzak durmanın, kumar oynamanın, oynatmanın, zina­dan, faizden uzak durmanın, teraziyi doğru tartmanın, komşusuna iyi davranmanın, insanların iyiliğini istemenin, her işini Allah'ı râzı etmek için yapmanın ve elbetteki Nur ve Ahzab surelerinde kendilerinden istenildiği gibi BAŞÖRTÜ­LERİNİ YAKALARININ ÜSTÜNE SALMANIN da kulluk(ibadet) olduğunu, aralarında çıkan ihtilafları Kitab ve Sünnet'e göre çözme gereğinin de kulluğun vazgeçilmez gereklerinden olduğunu bilmiyor oluşu gerçekten bir garip­liktir. Neden insanlar doğruyu böyle eğer-bükerler de ondan sonra kendileri de altından kalkamazlar söylediklerinin, yaptıklarının?

Sokak, çarşı, pazar, kütüphane, daire, okul, yurt insanın evi dışındaki uğradığı, gezdiği, çalıştığı yerlerdir. Ancak evinde de bir kadının nasıl davranacağı, ne şekilde örtüne­ceği, nerelerini gösterebileceği ve kimlere gösterebileceğini belirlemiştir İslam.(1)

Allah'ın bir sözünü dinleyip, diğer sözünü dinlememek kulluk gereği midir? Olabilir mi bu? Her şeyin bir kaidesi, bir usulü vardır. Müslüman olmak da Allah'ın hükümlerine tes­lim olmaktır, tabii ki teslim olduğu hükümler içinden seçim hakkı olmadan. Ya tümüne teslim olur insan ve ona müslüman denir, ya da birini bile kabul etmediğini söyleyenle, tümünü reddeden arasında fark olmaz ve kalmaz ve bu durumdaki insana da müslüman denemez; "Siz âyetlerin bir kısmı­nı kabul bir kısmını red mi ediyorsunuz?"(2) buyuran Allah da bu durumu böylece açıklamaktadır. Neden insanların bazı­ları akledemiyorlar? Akledemedikleri için de örneğin hem namazımı kılarım, hem rakımı içerim; hem orucumu tuta­rım hem faizle alış-veriş ederim diyebiliyor. Başörtüsünü şurada, burada takabilir fakat filan ve falan yerde örtemez, devletin de bir düzeni vardır nasıl diyebilir? Eğer devlet, Allah'a karşı çıkmak için kurulmuş bir devlet değilse bu nasıl düşü­nülebilir? "Doğrusu benim mü'min kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabb'in vekil olarak yeter"(3) buyu­ran Allah, peygamberi için bile böyle söylemişken, nasıl olur da hele peygamber bile olmayanlar bunun tersi iddiada bulu­nabilirler ve bulundukları halde de hala, 'müslümanım' di­yebilirler? Doğrusu bunu anlamak mümkün değildir. Ya ger­çekten bilmezlikten (akledememekten) ya da bile bile böyle yapıyor olmalıdırlar ki her iki hâl de 'müslümanım' diyen için mazeret olamaz, olması mümkün değildir.(4)

İnsanların tutarsızlıkları yüzünden başlarına açtıkları müşkilleri çözmek kabil değildir. Müslümanın da, müslüman olmayanın da tutarlı olması zarureti vardır. Özellikle de müslümanın tutarlı olması, her düşünce ve davranışının Ki­tab ve Sünnet'in sahih naslarıyla bir uyum içinde bulunması müslümanlığının gereği olup, müslümanlıkla tutması ge­rekmektedir düşünce ve davranışlarını ki ona müslüman denebilsin. Tutarsızlık dengesizlik doğurur ve dengesizlik, iki ayrı kişiliğin ortaya çıkmasına sebep olur. Buna engel ol­manın yolu ise mutlaka tutarlı olmaktan geçer. Bütünlüğü korumak, bütünü tümüyle üzerinde bulundurmakla müm­kündür. Eğer din Allah'ın ise ve insan onu kabul ettiğini söy­lüyor ise mutlaka onun bütün hükümlerine tutunmak ve böylece tutarlı olmak zorundadır ki sonuç alabilsin. Çelişki­ye düşmemenin vazgeçilmez yolu da tutarlı olmaktan geç­mektedir. Başka başka kişilikler sahibi olmamanın yolu da tutarlı olmaktan geçmektedir. İnsan, seçimini yapmak zo­rundadır. Arada, derede kalmanın ne kendine, ne de başka­larına yararı yoktur, olamaz da. Netleşmek, hem kendi kişi­liği için, hem de çevresi ve ülkesi açısından insan için gerek­lidir. Zira net olmayan insana güven duyulmaz. Güven du­yulmayanla birliktelik kurulamaz.

Müslümanım diyen şunu bilmek zorundadır ki İslam bir bütündür ve müslümanım demekle İslam bütününü kabul etmiş, o bütüne teslim olmuş kişi (insan) akla gelir. Hem müslümanım demek hem de teslim olduğunu söylediği Al­lah'ın hükümlerinden şuna uyar, buna uymam demek, diye­bilmek tutarlılık değildir, müslümanlık da olamaz. Teraziyi doğru tartmak zorundadır müslüman, hıristiyana satarken de, müslümana satarken de.. Yalan söylememek zorunda­dır müslüman bir budistle konuşurken de, bir müslümanla konuşurken de.. İnsanların iyiliğini istemek zorunda bulu­nan müslüman, insan olması bakımından yalnız müslüman olanların değil, müslüman olmayanların da iyiliğini istemek zorundadır. Öylesine bunu istemek zorundadır ki iyiliğin ta kendisi olan İslam’ı ona anlatmak ve kabul edebilmesine, İslam’ı tanımasına yardımcı olmak durumundadır. Faizi, tica­ret gibi telakki etmemek zorundadır, zira böyle yapanlar için Allah: "Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kim­senin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Zaten alış-veriş faiz gibidir" demelerindendir. Oysa Allah alış verişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabb'inden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah'a ait­tir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar orada temelli kalacak­lardır."(5) buyurmaktadır. Velhasıl Allah ile kullarıyla yapıl­dığı gibi pazarlık yapılamaz: O'nun dini ya tümüyle kabul edilir, ya da reddedilir ve sonrası da buna göre hesab görü­lür. Bilmeyenler bilsinler, öğrenmeyenler öğrensinler.

"Bu indirdiğimiz kutsal kitabdır, ona uyun. 'Bizden önce iki topluluğa kitab indirildi, bizim, onların okuduklarından haberimiz yok' demekten, veya 'Bize kitab indirilseydi on­lardan daha doğru yolda olurduk' demekten sakının ki mer­hamet olunasınız. Şüphesiz o, size Rabbinizden belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini ya­lanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azabla azablandıracağız."(6)

 

dipnotlar

1. Nur 24/30-31, Ahzab 33/59

2. Bakara 2/85

3. İsra 17/65

4. Bakara 2/98-41-174-176-159-160

Al-i İmran 3/4-19-21-22

Nisa 4/56

Maide 5/10

En'am 6/21-27-39-49-93-124-157

A'raf 7/36-37-40-177-182

Enfâl 8/54

Yunus 10/17-69-70-95

Hud 11/18

Nahl 16/56-62-116

Tâ-Hâ 20/100-101

Ankebut 29/23-47-49-68

Secde 32/22

Sebe' 34/8-38

Zümer 39/60-63-64

Mü'min 40/4-81

Fussilet 41/40-41-52-53

Câsiye 45/11

Vâkıa 56/81-82

Cum'a 62/5

Hakka 69/49-50

Tarık 86/15-16

Gâşiye 88/23-26

5. Bakara 2/275 ve 283. ayete kadar bakınız

6. En'am 6/155-156-157

 

İktibas - Ocak 1987

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 10 °C
Hakkari
-3 / 11 °C
İstanbul
12 / 16 °C
İzmir
9 / 18 °C