Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kurtları bıraktılar, koyunları vurdular!
03 Temmuz 2010 / 20:38
İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un en sevdiğim şiirlerinden biridir ‘Kocakarı ile Ömer'.

Muhittin DANIŞ – REFERANS

 

1910 yılında Sırat-ı Müstakim dergisinde yayımlanan şiir, ‘Safahat'ta da yerini almıştır. Şiir, verdiği mesajlarla birçok insan üzerinde derin izler bırakmıştır. İkinci halife Hz. Ömer'in devrini ve adaletini yansıtması açısından oldukça çarpıcıdır. Binaenaleyh, zaman zaman Türk siyasetçileri için de -yakından uzaktan alakaları olmasa da dillerine yakışmasa da- bir referans unsuru olmuştur.

Şiirin verdiği asıl mesaj, Hz. Ömer devrinde sosyal devlet anlayışının ulaştığı zirvenin boyutudur. Ancak bugün şiire değinmemdeki amaç, sosyal devlet anlayışı değildir. Çünkü henüz kurt ile koyunun ayırt edilmediği bir toplumda, bırakın sosyal devletin zirve boyutunu, kavramın kendisini bile konuşmanın bir anlamı yoktur.

Dönelim hikâyeye. Mehmet Akif, ‘Kocakarı ile Ömer' hikâyesini sahabelerden Abbas'ın dilinden aktarır. Çünkü hikâyeye tanık olan odur.

Karanlık bir gecede sokakta yürürken rastlar Halife Ömer'e Abbas. Ömer, Medine sokaklarının asayişini, halkının durumunu incelemek için turlamaktadır. Şehir huzur içinde uyumaktadır. Yolları, kentin dışına doğru uzanır. Bir çadırdan yükselen sesler üzerine dururlar. Çadırdan "Açız açız" diye feryat eden çocukların sesi yükselmektedir. Dalarlar içeriye. Bakarlar ki ihtiyarca bir kadın, bir tencerede bir şeyler kaynatmaktadır. Akif'in tabiriyle sorarlar kadına:

- Bu yavrular niçin, ey teyze ağlıyor, söyle.

- Bugün ikinci gün, aç kaldılar...

- O halde neden biraz yemek koymuyorsun?

- Yemek mi? Çömleği sen, tirit mi zannediyorsun. İçinde sade su var.

Çakıl taşıyla beraber bütün zaman kaynar.

Ne çare! Belki susarlar dedim. Ayıplamayın.

Sorgu, devam eder. Kadının kocası ölmüştür. Kimi kimsesi yoktur. Bunun üzerine Ömer, kadına neden halifeye gidip durumunu anlatmadığını sorar. Kadın cevap verir:

Emir'e, öyle mi? Kahretsin an-karib Allah!

Yakında rayet-i ikbali ser-nigun olsun...

Ömer, belasını dünyada isterim bulsun.

- Ne yaptı, teyze, Ömer, böyle inkisar edecek?

- Ya ben yetim avuturken, Emir uyur mu gerek?

Raiyetiz, ona bizler, vediatu'llahız.

Gelip bir aramak yok mu?

Mehmet Akif hikâyeyi uzun uzun anlatır. Ben kısaca özetleyeceğim. Meraklısı Safahat'tan veciz ifadelerle okuyabilir. Ömer, kadını çadırda bırakır, Abbas ile birlikte bir koşu Medine'ye geri döner. Zahire ambarından bir çuval un ve yağ yüklenip kan ter içinde çadıra döner. Kendi elleriyle yemeği pişirip çocuklara yedirir. Günler sonra ilk kez karınları doyan çocuklar neşe içinde oynamaya başlarlar.

Sabah vakti yaklaşmıştır. Ömer'in omzundan bir yük kalkmıştır. Ayrılırken kadına "Yarın Emaret'e uğra, halifeyi bul" der.

Sözü burada yine Akif'e bırakalım:

Öğle geçmişti, çıktı geldi kadın.

— Galiba teyze uykusuz kaldın!

İşte bağlanmak üzeredir nafakan.

Alacaksın her ay gelip buradan.

Şimdi affeyledin, değil mi beni?

Kadın, ilk kez karşısındakinin halife olduğunu anlamıştır. Ancak zerre kadar müdanaa etmez. Verdiği tek cümlelik cevap oldukça çarpıcıdır:

"Böyle göster fakat adaletini."

Hikâyede asıl vurgulamak istediğim kısmı sona bıraktım.

Ömer, zahire ambarından unu ve yağı yüklenip çadıra dönerken yardım teklifini reddettiği Abbas ile dertleşmektedir. O esnada asırlarca yankılanacak o meşhur sözünü sarf eder:

— Hayır, yorulsa değil, ölse yardım etme sakın:

Vebali kendine aiddir İbni Hattab'ın.

Kadın ne söyledi Abbas, işitmedi mi demin?

Yarın huzur-i İlahide, kimseler, Ömer'in

Şerik-i haybeti olmaz, bugünlük olsa bile;

Evet, hilafeti yüklenmiyeydi vaktiyle.

Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu,

Gelir de adl-i İlahi sorar Ömer'den onu!

Ömer, kendini sadece insanların her türlü sorunlarından değil, hayvanlar dünyasından da sorumlu tutmaktadır.

Ömer'in sözünü ettiği coğrafya olan Dicle kenarında, aradan 15 asır geçtikten sonra bırakın kurdun koyunu aşırmasından kendisini sorumlu tutanları, kurdu koyun diye salıverip koyunu kurt diye öldürenlerin devri hüküm sürüyor. Dicle kenarında kurt sürüsü gecenin bir vakti koyun sürüsü diye es geçiliyor. O sürü de ağıla dalıp onlarca koyunu kurbanlık diye boğazlıyor. Aradan birkaç gün geçmeden bu kez koyunlara kurt muamelesi yapılıyor. Dağda koyun otlatan gariban çobanlar kurt diye öldürülüyor.

 

Köpekleri bırakıp taşları bağlamak

Ömer'in hikâyesi yeterince çarpıcı. Ama ola ki durumu kavrayamamış olanlar bulunur. Onlara da Bostan ile Gülistan'ın yazarı ‘Sadi-i Şirazi'den bir hikâye anlatalım.

Şairlerden biri hırsız çetesinin reisinin yanına gider. Şairi köyden kovarlar. Zavallı şair sokakta bir başına kaldığında köpeklerin saldırısına uğrar. Yerden bir taş almak ister. Fakat mevsim kıştır, her yer buz tutmuştur. Taşı yerden koparıp sökemez. Bunun üzerine şöyle der:

"Bunlar nasıl haramzade insanlar ki, köpekleri bırakıp taşları bağlamışlar!"

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
11 / 17 °C
İzmir
13 / 19 °C