Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şimdi kitaplar öksüz mü kalacak?
02 Temmuz 2010 / 16:35
Bilge kitapsever Hayrettin Bilge ile yirmi yıl önce İstanbul’da Yöneliş Yayınları bürosunda tanışmıştık.

Söz sözü açtı tanışma faslına geçildiğinde onu tanıdık. Kendisi de benzer bir amaçla İstanbul’a geldiğini söyledi. Maraşlı olmasına rağmen Malatya ekolünden saymamız gerektiğini söyledi. Bilahare merhum Mehmet Sait Çekmegil’in öğrencisi olduğunu, Kriter dergisinin emektarlarından olduğunu da öğrenmiştik ilerleyen zamanlarda….

Hemşerimizdi, biz de Maraş Afşin ilçesinden olduğumuzu ifade ettik. O yıllarda Tevhidin, sünnetin, hadisin mezhebin Kur’an anlayışının tümden yeniden tanımlanıp kavramlaştırılıp konuşulduğu yıllardı. Oldukça muhafazakar bir yapının egemen olduğu Maraş okur yazar kesiminde böyle bir insanın varlığı bizi de ziyadesi ile sevindirmişti. Ağustos 1990 görüşmesini tamamlayıp vedalaştık. Dikkatimizi en çok çeken yapısı şu olmuştu o kısa görüşmede, sessiz sakin, duraksayarak konuşmasına rağmen merak ve ilgisinin kitaptan kitaba isimden isime geçişini gözlemlemiştik. Birkaç ayın ardından bizim de tayinimiz Maraş merkez bir köye çıkınca onu daha yakından tanıma fırsatımız oldu. Eşim ile evini ziyaret ettik. Eşi Hatice ablayı ve çocuklarını da tanıdık. Maraş piyasasında kitap ve dergi ile özdeş tutulan Hayrettin abiyi kendi ilinde bir kez daha tanıyıp müşahede ettik. O da bize gerek şahsı gerekse ailesi ile yaptığı ziyaretler ile karşılık verdi. Bu gidip gelmeler tam yirmi yıl sürdü. Bu süre zarfında İslam’ın, Kur'an’ın gündem olduğu her toplantının vazgeçilmez dinleyicisi ve söz alıcısı oldu. Bir yolculuk yapsak, mesafeyi pek önemsemez, hemen yola çıkalım derdi. Bu meyanda yaptığımız hiçbir teklifi kolay kolay reddetmedi. İşi gereği de yapıyordu bu tür faaliyetleri. DSİ’de Plan Proje Etüt Bölümünde çalıştığı için sürekli geziyordu. 2000-2005 yılları arasında Memur-Sen Konfederasyonu Enerji Birsen temsilcisi olarak aktif sendikacılık yaptı. Bu da ondaki enerjinin başka bir biçimde dışa vurumuydu. Sigarayı fazla içiyordu bu alışkanlığını da yedi sekiz yıl önce yoğun uyarılara kulak vererek bırakmıştı. 2002 yılından itibaren biz de il merkezine taşındık. Kendine gelen İktibas, Haksöz ve İslami Araştırmalar vb. dergiler kendine ulaşır ulaşmaz elinden hiç düşürmediği çantasından çıkarıp fırıncının taze sıcak bir ekmeği verircesine ulaştırıyordu okuyucusuna, abonesine… Ailesi de onun bu yapısına alışmıştı. Evinin bir odası kitaplara ayrılmıştı. Hangi saat olursa olsun ziyaretçileri kabul ederdi. Dostları ile görüşmelerin arası uzayınca hemen sitemini ifade ederdi. Onun içinde olmadığı bir konuşma ve görüşme vukuu bulmuşsa hemen tepki gösterirdi. Geçen yıl Kasım ayında hastalığı ile ilgili teşhis kondu. Arkadaşlar ile konuşup tedavi için İstanbul’a gitmesini önerdik. Cerrahi bir müdahale oldu. Ameliyattan sonra da görüşmelerimiz sıklıkla devam etti. Hastalık iyice bastırıyor, yaşam alanını zorluyordu. İktibas’ın her ay gelişinde anında arar ve emanetleri ilet derdi. Yeni kitapları da arkasına ekleyerek yapardı bunu.

En son 20 Haziran Pazar günü birkaç defa aramama rağmen evi ve telefonu cevap vermedi. Üniversite hastanesinde ziyaret ettik. Sevgili dostum şair yazar Mehmet Mortaş da yanımdaydı. Cep telefonu ile fark etmeksizin bir resmini çektim. Son görüşmemiz de bu oldu. İyi temenni ve sağlıklar dileyerek yanından ayrıldık. Çarşamba günü telefonla konuştuk. Hastaneden taburcu edilmişti, sevindik.

İktibas dergisinin bir toplantısı için 26 Haziran cumartesi saat 11:00’de Kırşehir’e daha adımımı atar atmaz telefonum çaldı telefonun ucundaki ses büyük oğlu Erkam’ındı çok durgun ve acıklı bir ses ile babamı kaybettik deyiverdi. Cenazenin öğle namazına müteakiben defnedileceğini söyledi. Kısa bir şaşkınlık ve kabullenmeme hali yaşadım. Ölüm ve hayatın yan yana olduğunu hatırlayarak kendimi toparladım. Telefon ile dost ve arkadaşlara haber verdim. Dün yani 25 Haziran’da ben doğmuşum. Kaderin cilvesine bakın ki Bilge kitapsever Hayrettin Bilge de benim doğduğum günde Rabbine yürüdü. Dilimden İnnalillah ve inna ileyhi raciun ayeti tane tane dökülüverdi. Cenazeye katılamadım. Kulaklarımızda ölüm döşeğinde bir mümin olarak son sözlerinde kaygısı ümmet tasası ve yeni çıkan kitaplarla ilgili sözler kaldı. Mekanın cennet olsun. Dağıtımın yaptığın kitaplar, dergiler öksüz, beyinler aç kalmasın. Haziranda doğmak da, ölmek de bana zor geldi.

Başta hastanede, evinde son nefesini verinceye kadar yalnız bırakmayan eşi Hatice hanıma, kızları Sümeyye ve Esma’ya, oğulları Erkam ve Suheyb olmak üzere tüm dostlarına başsağlığı diliyorum. Geride kütüphanedeki kitapları ve savunduğu fikri çizgisini miras bırakarak ilahi huzura erişti.

Bu yazıya toplam (7) yorum eklenmiştir.
matav
06 Temmuz 2010 Salı 15:23
inanan insana ölüm ne ki?
tanıdığım biri değildi ama bu güzel yazı ve yorumlar yetti..ne diyelim,O\'ndan geldik O\'na döneceğiz..
Kaçmak ne mümkün..
a.i.demir
03 Temmuz 2010 Cumartesi 16:51
...
mekanın cennet olsun hayrettin abi seni unutmayacağız
....
03 Temmuz 2010 Cumartesi 16:44
....
tüm iktibas dergisinin başı sağolsun...
Celal Sancar
03 Temmuz 2010 Cumartesi 10:28
İnna lillah ve inna ileyhi raciun
Hayrettin kardeşimi İktibas'ta çalışırken, derginin dağıtımına yardımcı olması dolayısıyla tanıdım. Kendisine Allah'tan mağfiret, ailesine ve dostlarına da sabırlar diliyorum.
Adatepeli
02 Temmuz 2010 Cuma 22:44
İnnalillah ve inna ileyhi raciun...
Sedat abinin bu yazini okuyunca Hayrettin abinin Arif Kayanin "Paylasmak Güzeldir..." yazindaki su satirlar ne kadarda Hayrettin Bilge beyin yasantisina benziyor:

"O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne "Kitap İare Sandığı" yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.

Kütüphaneye de bir yazı asar: "Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz." Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da. "Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak" der. Mustafa artık Ürgüp'teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği ile köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar ‘eşekli kütüphaneci’yi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca'nın ünü etrafa yayılır... yazinin devami:

http://www.iktibasdergisi.com/author_article_detail.php?id=21

Sedat abinin sordugu gibi "Şimdi kitaplar öksüz mü kalacak?"

1943 de Mustafa amca 19..-2010 Hayrettin Bilge bey ve bundan sonra bayragi tasimak yeni kitap sevdalilarina kaliyor...

bu vesileyle Hayreddin beye Allah tan rahmet, kederli ailesine bassagligi ve sabir diliyorum...

Seyhan Aydin
hikmet erturk
02 Temmuz 2010 Cuma 19:59
dostun unutmamak
Abimize gösterdğiniz bu vefa örneği çok güzel kardeş.Allah razı olsun.Sizler gibi sevenleri oması çok güzel.Allah ailesine sabırlar versin.
mbozac
02 Temmuz 2010 Cuma 18:14
kutlu yolculuk
kendisinden kaçtığımız ölümün bize kavuşacağı muhakkak,onun bizi DİRİ halimizle yakalamasını temenni edelim...hepimize sabırlar...
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
1 / 13 °C
Hakkari
-2 / 11 °C
İstanbul
12 / 16 °C
İzmir
7 / 18 °C