Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İtikad’da mezheb olur mu?
01 Temmuz 2010 / 18:01
Said Ertürk - Söyleşi / İktibas Kasım 1985

Süleyman ARSLANTAŞ: Hocam size bugün usul açısından bir soru sormak istiyorum. Usul açısından itikadımıza taallûk eden hususların sübutunun kat'i ol­ması gerekmektedir. Bu da Kur'an-ı Kerim'in tama­mı ile mütavatir hadislerdir. Müslümanlıkta mütevatir veya meşhur derecesine ulaşabilmek için gereken şartları taşımayan deliller vardır. Fakat bunların sabit olduğu kabul edilemez, İslam itikadında bunlar iti­mada layık olmazlar. Bunların (Haber-i ahad veya tevatürün dışındaki) delaletleri kesin bile olsa; ma­dem ki sabit oldukları kesin değildir, (o halde) ifade ettiği hükümlere inanmak gerekmez. (Risale-i Hamidiyye sh. 281)

 

Hüseyin Cisri Efendi'nin kitabından alıntıladığım bu kısımda da görüldüğü gibi, mü'minin itikadına esas olacak naslar kesinlik arzetmelidir. Keza Allah (c.c.) da Kur'an'da muhtelif ayetlerde zanna iman etmemizi yasaklamaktadır. (Kur'an-ı Kerim; 6/148, 10/36, 17/ 36, 49/12 gibi) Keza Hz. Peygamber (a.s.)'ın günün­de, ne bedevi ne de şehirli hiç bir arap, Peygamber (a.s.)'e itikadi meseleler ve Allah'ın sıfatları üzerinde hiçbir şey sormamışlardır. Onlar Resulullah'a namaz, oruç, zekat, hac, cihad vs. gibi muamelata ve amele tealluk eden konularda sorular sormuşlardır. Hz. Pey­gamber de onlara özellikle itikada dair konularda yüce Allah'ın kendisine vahyettiklerini bildirmekle yetin­miştir. (İslam'da siyasi ve itikadi mezhepler tarihi/l35) Bütün bunlara rağmen asırlar boyu süregelen ve bugünde neredeyse istisnasına rastlayamadığımız bir va­kıa ile karşı karşıyayız. O da şöyle: 'Mezhepte ima­mım; İmam Ebu Hanife, İtikad'ta imamım; İmam Maturudi' gibi veya: 'mezhepte imamım; İmam Şafii, İtikad'ta imamım; İmam Eş'ari' gibi. Allah Teala iti­kadi konularda zanna yer vermediği halde, sanki itikad edeceğimiz bir konuda içtihada yer verilmişcesine; Fıkhi mezheplerin yanında itikadi mezheplerin de çıktığını görüyoruz. Ve soruyorum 'İtikad'da mezhep olur mu?'

 

SAİD ERTÜRK: Anlaşıldı. Konuya girmezden ön­ce İtikad nedir, ne değildir önce ona bakmalıyız. İtikat şudur: ALLAH'U TEALA HAZRETLERİNİN KUR'AN METNİ İLE NEYİN VARLIĞINI HABER VERDİĞİNİ VE NEYE İMAN EDİNİZ DEDİĞİNİ ÖĞRENİRİZ VE ONA İTİKAD EDERİZ. ONUN DIŞINDA KENDİLİĞİMİZDEN BİRŞEYLER İCAD EDİP, ONLARA VÜCUD VERİP SONRA DA ONLARIN VARLIĞINA İTİKAD ETMEMİZ İSLA- Mî OLMAZ. Binaenaleyh eğer Allah Teala'nın varlığı hakkında, birliği hakkında yani tevhidi hakkında ve bir de sıfat-ı subuti ve selbiyelerle muttasıf oluşu hak­kında mezhep diye iki görüş, beş görüş meydana geli­yorsa, bu Allah'u Teala'yı anlaşılmaz bir muamma ve itaat edilmesi itibardan düşen bir mesele şekline indirmeye kadar zarar verir. Çünkü Allah Teala Kur'an'da Semiun - Basirun - Kadirun - Mütekellimun demiştir. Kendisine birtakım sıfatlar isnad etmişse, mesela 'Alimun' demişse; insanların kalkıp da '- Bu vasıflar Allah'ın aynı mıdır, gayrı mı­dır, O'nun zatından ayrılabilir mi, ayrılamaz mı? Hangisi O'nun zatına muttasıl ve bitişiktir, hangisi mufarıktır? Ya da hangisine bazan muhalefet eder, aslında hiç muhalefet edemez'; gibi bir takım sual ve cevaplar getirip birtakım menfi-müspet hükümler ge­tirmek Allah Teala'yı muammalaştırır.

 

S. ARSLANTAŞ. Peki vakıa olarak neden bu tür mezhepler ortaya çıkmıştır. Bugün Maturudi ve Eş'ari gibi iki meşhur olanı ile birlikte daha birçok bahsi ge­çen konuda mezhepler söz konusudur. En meşhur olanlarını ele aldığımızda bunların çıkışlarına bir hak­lılık gösterilemez mi? Mesela her önüne gelenin bilip-bilmeden itikadi konularda hüküm yürütüyor olmala­rını disiplin altına almaya yönelik ilmi ve İslami bir gayret olarak görülemez mi?

 

S. ERTÜRK: Çok güzel bir sual. Aslında ben ge­rek itikadi sahada olsun gerekse ameli sahada olsun ihtilafa karşıyım. Hele hele çeşitli baskılar sonucu ve­ya çeşitli sebeplerden dolayı bu tür yapılan zorlamanın da müslümanlara yarar getirmediğini bugün de hep birlikte görmekteyiz. Şimdi sizin şu sualinize kar­şı bir daha vurgulamam gerekir ki; evet Eş'ariler ve Maturidilerin ilk müessisleri bu sahaya niçin yöneldi­ler?

 

Ben aslında bu konuda beni bile tatmin edecek kudretli ve sağlıklı bir selahiyete sahip değilim. Ciddi bir çalışma da yok sayılır bu sahada. Fakat uzun zamandan beri çeşitli vesilelerle, sağdan soldan bu ko­nularla ilgili karşılaştığım, edindiğim malumatlara baktığımda, (İtikadi mezheplerin doğuşunda) şu iki sebebi görüyorum. Bunlardan birincisi bu zatlar tüm ilimlerine, tetkiklerine rağmen İslam'ı tamamen yaşayamadılar. Yani İslam nizamını yaşayamadılar. (O günün siyasi atmosferini de göz önüne almak ge­rekir). Yaşadıkları namaz, oruç, zekat ve benzeri iba­detlerdi. Bu da onları tatmin etmedi. İlimde de bir hayli otorite olmuşlardı. Kendi kaplarına sığmıyor­lar, birşeyler yapmak, dışarıya taşmak istiyorlardı. Fakat Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ise onlara (is­tedikleri) hiçbir şey yaptırmıyorlar, gözlerini açtır­mıyorlardı. Bunlar da bu sefer kendilerini ilim saha­sında kelâma, mantığa, felsefeye verdiler. Bununda sonunda tayin edilen sınırı aşmış oldular. Birinci se­bep bu.

 

İkinci sebep ise; O gün birçok Fetihler yapılıyor­du. Özellikle Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.)'ın fetihlerinden tutunuz taa Emevilerin fethine kadar, Asya, Avrupa, Afrika'nın birçok yerlerinde fetihler yapıldı. Her dilden, her dinden, her milletten birçok insan ve yer teslim alındı. İşte ayrı ayrı din ve kültür­den gelen bu insanlar kendi dinlerine ait çeşitli prob­lem ve palavraları da beraberlerinde getirdiler. Bunla­rı da İslam'a katmaya çalıştılar. O günün vasatını ha­tırlarsak, bu İslam'a evet diyen veya zımni olarak gelen kimseler gayet rahat bir hayat ortamına sahipti, ha­yatlarını yaşıyorlar ve tam bir hürriyet içerisindeydi­ler. İşte bu ortam içerisinde İslam alemine girmiş bu­lunan bu kimseler çarşıda, pazarda, mektepde, med­resede müslümanlara muhtelif sorular soruyorlardı. Bunlar müslümanlara sual sormakla İslam'ı tezyif etme­ye ve hiç olmazsa çekemedikleri, bilek gücü ile alt edemedikleri İslam'ı ve müslümanları sualleri ile deje­nere ederek fethin acısını almak istiyorlardı. Yani o günün fizolof kafalılarından veya haçlı ruhu ve intika­mı olan insanlar sual soruyorlardı. Diğerleri de yani müslümanlar da safça bunların suallerine cevap ye­tiştirmeye çalışıyorlardı. Yani Hz. Peygamberin aç­madığı ashab'ın sormadığı meseleleri açmaya, işle­meye çalışıyorlardı. Sonunda ordunun harbi geriledi. Devlet içerisinde siyasi ve ilmi harbler başladı. Ve o günün feylezof ve haçlı zihniyetli kimseleri böylece muvaffak oldular. Bununda sonunda Eş'aricilik, maturidicilik, kaderiyecilik, cebriyecilik gibi muhtelif görüşler ortaya çıktı. Belki kendileri de böyle bir duruma düştüklerinin farkına varamadılar.

 

S. ARSLANTAŞ: Tabii bizim bu konularda sual sorarken büyüklerimizi küçültmek gibi bir niyetimiz ve gayretimiz yoktur. Bu din için hizmet eden cümle mü'minlere Rabbim rahmet etsin. Ancak dikkatimizi çeken husus şu; yukarıda da bir nebzecik değindiğim gibi, Allah Resulünün zamanında bu tür konulara rast­lamıyoruz. Hatırlanacağı gibi, ilk önce Hz. Ömer (r.a.)'ın gününde, kendisine getirilen bir hırsızla ara­larında şöyle bir konuşma geçer; Hz. Ömer hırsıza sorar:

- Niçin hırsızlık ettin?

- Allah benim için böyle hükmetmiş, onun için...

 

Hz. Ömer bunun üzerine önce onun cezasını tatbik eder, bilahare de kamçı ile dövdürür. Bu hareketi üze­rine Hz. Ömer'e neden hem ceza verdin, hem de kam­çılattın denildiğinde cevaben: "Elinin kesilmesi hırsız­lığı için; dayak da Allah'a yalan söylediği için" der. Ve başka da bir açıklama yapmaz. Allah Resulüne en yakın olan bu insanlardaki bu hassasiyete rağmen, on­lardan sonra gelenlerin çeşitli itikadi konulara girme­leri, zamanla bu konuda mezheplerin teşekkül etme­sinde, yine biz hüsn-ü zan müessesini işleterek bu müçtehidlerimizin bir takım itikadi şayiaları disipline etmek için meseleye el attıklarını söyleyemez miyiz?

 

S. ERTÜRK: Ne yapabiliriz ki?.. Bir defa hangi sebepten olursa olsun dün olduğu gibi bugün de bu vakıalarla karşı karşıyayız. Bunlara sebep olanlar sa­mimi olabilirler. Yaptıklarından dolayı ecir de kazan­mışlardır inşaallah. Bugüne kadar milyarlarca müslümanın akidesine vesile de olmuşlardır. Bu insanların akidelerinin düzelmesine sebep olduklarından dolayı da inşaallah kurtulmuşlardır da. Ancak bugün bu me­sele nasıl hallediler? Konunun yapısı itibariyle disiplinize etmek zapt-ı rapt altına almak, özetlemek, tel­tik etmek, tevhid etmek mümkün değildir. Bu büyük bir şahsiyet, büyük bir fedakarlık, itaat ve ameli itaat istiyor. Bu da biz de mevcut değildir. Çünkü bizim ba­zılarımızın ruhuna Eş'arilik zerkedilmiştir.

 

Bazılarımızınkine maturidilik zerkedilmiştir. Yani adeta bizim ruhumuzda, kalbimizde, beynimizde Eş'arilik, Maturidilik İslam'ın yerini almış. Bunun dışın­da sanki kafalarımızda ruhumuzda Kur'an'a, sünnete yönelik bir İslam yok. Bu durum karşısında da bir kal­kıp zihnimize yer edenleri tamamen silip de sadece Allah'a ve Resulüne ait olan İslam dininin akidesini yeniden oluşturamıyoruz. Bu çok uzun bir zaman is­ter. Benim diyeceğim şu ki; her müslüman evladı oku­duğu kitaplara dikkat etmeli, akideye yönelik müna­zara ve münakaşadan uzak durmalı, akidevî münaka­şaları ve konuları gelecek nesillere ulaştırmamalı. Ya­pılacak şey, Kur'an-ı okumak ve hadisi de onun tefsiri olarak okumak ve aynı zamanda Kur'an'ın tatbikat örneği olarak hadis ve sünneti iyice öğrenmek ve ya­şamaktır. Ancak o zaman görüşler disiplinize edilir, tevhid edilir. Bir esasa bağlanır.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
1 / 12 °C
Hakkari
-4 / 9 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
13 / 18 °C