Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tevhid toplumu için
29 Haziran 2010 / 16:50
Atasoy Müftüoğlu Mavera – Eylül 1985

Müslümanlar olarak bizler, dini hayatımızı daha çok geçmiş dönemlerden intikal etmiş kimi metin­lere dayanarak düzenlemeye çalışmaktayız. İlgili metnin hangi tarih ve toplum şartında, hangi dü­şünce ve tefekkür ortamında ortaya çıkmış bulundu­ğunu düşünmeksizin, o metni olduğu gibi alıp günü­müz şartlarına ve ortamına çıkarmaya çalışmaktayız. Kuşkusuz ki bir metnin, bir eserin geçmiş zaman şart­larında ortaya çıkması ve bu eserin bütün zamanların sorunlarına cevaplar getirememiş olması bir eksiklik ve suç değildir. Bizim işaret etmek istediğimiz eksik­lik, geçmişten günümüze intikal etmiş bulunan dini eserlere bir dokunulmazlık yüklenerek verilmek istenen kimlikle ilgili bulunmaktadır.

 

Geçmişten günümüze geçmiş bir eserin mutlaklaştırılması, bir alimin ya da fakihin mutlaklaştırılması, bir şeyhin ya da bir müçtehidin mutlaklaştırılması atalar mirasına bağlı ve ancak onunla kayıtlı bir dini hayatın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu­gün büyük bir ölçüde dini hayat kendisini atalar mirasıyla seslendirmek durumundadır. Bu atalar mirası, Allah'ın hükmünün korunması yolunda gösterilmeyen bir asabiyetle korunmak istenmektedir. Dünyanıza Kur'an'ın ve Sünnetin koyduğu kurallar doğrultusunda değil de, bir düşün adamının, bir kavga adamının, bir tasavvuf önderinin, bir fıkıh önderinin koyduğu kurallar doğrultusunda yön veriyorsanız, din sizin için bu şahısların eserlerinden ibaret bir keyfiyet hali­ne dönüşmektedir.

 

Atalar geleneğinde, Allah'ın koymuş bulunduğu sınırlara rağmen bu sınırlan kimi tevil yolları ile boza­rak, Allah'a rağmen bağışlayanlar, Allah'a rağmen suçlayanlar, Allah'a rağmen Cennet ya da Cehennem taksimatı yapanlar, Allah'a rağmen sınırları alabildi­ğince genişletenler veya alabildiğince daraltanlar bu­lunmaktadır. Kitapları Allah'ın kitabıyla mukayese edilen, edilebilen ilim adamları icat edebilmektedir atalar geleneği. Yine atalar geleneği, şu veya bu dini akımın, şu veya bu dini hareket önderinin Kur'an'da selamlandığını iddia edecek kadar İlahi sınırlara teca­vüz edebilmektedir.

 

Atalar geleneğini esas alan her çevre ne yazık ki Allah'ın dinini kendi hevasına göre yönlendirmeye çalışmaktadır. Bütün bu çevreler kullanageldikleri yön­temler nedeniyle haşa Allah'ın dinine zaaf isnad et­mek durumundadırlar. İslam, kimi şahıslar ya da çev­reler tarafından belirlenmiş ve sonraları dokunulmaz kalıplara dönüştürülmüş, dondurulmuş kurallarla kuşatılamaz. Bu şahıslar ve çevrelerin Allah nezdinde derecelerinin üstün olması bile bu sonucu değiştirmez. Yani bütün bir İslam yalnızca kimi şahısların ya da çevrelerin yorumlarından ibaret sayılamaz. Böylesi bir durum İslam'ın yerini atalar mirasının doldurması so­nucunu doğurmaktadır.

 

Nefsani kimi tevillerle sınırlara tecavüzü alışkanlık haline getirmiş bir gelenek, müslümanlara dinin ger­çek yüzüyle karşılaşma fırsatı vermemektedir. Her hangi bir sorun çıktığında Kitabın hükmü budur, Re­sulün buyruğu budur tavrı seçilmek yerine, filan ya da falan alimin ve de fakihin tavrı budur gibi bir yol seçilmektedir. Her hangi bir zihnin imkanlarıyla dine yol aramak bir kural haline getirilmemelidir. Her han­gi bir insan alim olabilir, fazıl olabilir, takva sahibi olabilir, ceht sahibi olabilir ve fakat insan olması ha­sebiyle, kul olması hasebiyle yanılabilir, olayı bütün boyutlarıyla algılamaya güç yetiremeyebilir. Bu ba­kımdan herhangi bir alanda temayüz etmiş bir şahsı bu vasfı nedeniyle ululamak ve yüceltmek bizi yanlış sonuçlara götürebilir.

 

İslam'ın anlaşılmasında atalar geleneğini esas alan bir zihniyet nedeniyle müslümanlar, kendilerine hayat verecek olan kimi unsurlarla ilişkilerini koparmış bulunmaktadırlar. İnsana, topluma ve hayata kan ve can verecek nice ilke, asli nitelikleriyle algılanmaktan çok, geleneksel nitelikleriyle algılanmaktadır. Hayatın için­de kullanılması gereken sayısız müeyyide kullanılmak üzere değil, bir anı olarak hatırlanmak üzere vardır.

 

Anlam ve mahiyeti çoktan unutulmuş tevhidi ger­çekliklerden birisi de hiç kuşkusuz Hicret'tir. Hicre­tin gereği gibi algılanması kabil olsaydı günümüzde müslümanların karşı karşıya geldiği musibetlerin pek çoğu olmayacaktı. Bugün hicret yalnızca bir tarih ola­yı olarak müslümanların gündemindedir. Yalnızca yıldönümlerinde hatırlanan bir vakıa haline gelmiştir hic­ret. Hicret İslam'ın belli başlı bir kaç merhalesinden bir merhaledir. Hicret İslam'ın hayatında, Peygamberi­miz Efendimizin hayatında büyük bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Hicret Peygamberimiz Efendimizin hayatında olduğu gibi, hicreti gerekli kılan şartların doğması halinde bütün müslümanların hayatında baş­vurulması gereken bir yöntemdir.

 

Hicret, müşrik bir toplumda müslümanların kar­şılıklı ödünler almak ve vermek suretiyle içiçe yaşayamayacaklarının en açık kanıtıdır. Müslümanların müşriklerle iyi geçinmenin yollarını aradıkları, müşriklerin imkan ve vasıtalarına ihtiyaç duydukları, müşrikler eliyle belirlenmiş standartlara tabi kılındık­ları günümüzde Hicret bütün boyutlarıyla bir bilinç halinde algılanmak durumundadır. Seçimlerini yal­nızca Allah için ve O'nun paylaşılma kabul etmez hükümleri için yapmış bulunan müslümanlara Hicret Allah'ın bir bağışıdır. Hicret aziz bir emanettir ve bir ibadettir. Hicret, Allah'ın şerefli dini uğrunda, içten­likle yüklenilmesi gereken, sonunda haysiyet ve öz­gürlük olan, zahmetli ve meşakkatli bir eylemdir. Hic­ret, müslümanlara müşrik bir toplum yapısı ile karşı karşıya bulunmaları halinde izleyecekleri bireysel ilişkileri, izleyecekleri toplumsal ilişkileri tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak bir biçimde ve bütün boyutla­rıyla öğütlenmektedir.

 

Cahili egemenliğin gerçekleştirildiği her ortamda Hicret bütün sebep ve sonuçlarıyla müslümanların davranışlarına kazandırılması gereken bir sorumluluktur. Hicret din'in Allah'ın olması davasının fiili ve zaruri bir pratiğidir. Hicret, safları ve sınıfları belirlemek, rahmani ve şeytani olanı belirlemek, tevhidi ve cahili olanı belirlemek üzere gerçekleştirilmiştir. Hicret, ge­rektiğinde yerlerin, yurtların, malların, mülklerin, ana baba ve kardeşlerin ve canların bütün dünya nimetle­riyle birlikte, Allah'ın adını ve dinini yüceltme davası uğrunda, terkedildiğini, terkedilebildiğini, şartlar doğduğunda ve bütün zamanlar boyunca gelecek bütün müslümanlara ilan etmektedir.

 

Hicret müşriklerin egemenliğine razı olmamalı, on­ların egemenliklerini paylaşmamaktır. Hicret müşrik­ler tarafından teklif olunan hiçbir sorumluluğa ka­tılmamaktır. Hatırlanmalıdır ki Peygamberimiz Efen­dimize Mekke Şehir Meclisinin Başkanlığı ile dünya gözüyle bakıldığında çok cazip bir takım dünya ni­metleri de teklif edilmiştir. Kendilerine yapılmış olan iktidar ortaklığı teklifi her hangi bir müzakereye bile ihtiyaç duyulmaksızın reddedilmiştir. Çünkü İslam'ın tabiatında her hangi bir müşrik toplulukla ve onların yasalarıyla uzlaşmak, bunlara müsamaha nazarıyla bakmak yoktur. Ortada iki ayrı din vardır, iki ayrı da­va vardır iki ayrı topluluk vardır. Bunlardan birincisi kendilerini Allah'a, diğerleri ise putlara nispet etmek­tedirler. Din bu ayrılıkları anlamlandırmak için gel­miştir. Din bu ayrılıkları tahkim etmek için gelmiş­tir, bütünleştirmek için değil.

 

Hicret her zaman bir kurtuluştur, kurtuluşu isteyenler için. Bilindiği gibi Peygamberimiz Efendimizle Hicret etmeyip Mekke'de kalan, imanlarını açıkça izhar etmedikleri için, müşriklerle birarada görünen müslümanlar Kur'an-ı Kerim tarafından takbih edil­mişler ve nefislerine yazık eden kimseler olarak anıl­mışlardır. Görüldüğü gibi imanı izhar etmeksizin müş­riklerle bütünleşmek günah ve azabı gerektiren zelil bir duruma düşürmektedir insanı.

 

Nerede bulunursa bulunsun müslümanlar, şirki, ifsadı, fesadı, nifak ve tuğyanı paylaşmaya mecbur değildirler. Allah kendisini seçenlere, dinine yardım edenlere, yardım üzerine yardım vadetmektedir. Bu yardım vadine bütün bir yürekleriyle inananlar için hiçbir durumda korku yoktur. Cahili hayat tarzı içinde ve bu hayat tarzına bağlı olarak yürütülen bütün arayışlar beyhudedir. Hicrette bereket, hicret­te genişlik ve hicrette ecir bulunduğu Kur'an'ı Kerim' in haberleri arasındadır. Hicrete bir takım soyut an­lamlar yükleyerek, hicreti asli fonksiyonları dışında tutmaya çalışmak gerçekten "nefislere zulmetmek" ten başka bir şey olmasa gerektir.

 

Hicret belirli günlerin, belirli ayların ve yılların de­ğil bütün bir varlığımızın ifadesidir. Tevhidi bir top­lumun hayatiyeti, Hicrete özgü bütün anlamların ko­runması ve yaşatılmasıyla kabil olacaktır.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C