Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Savaş ve siyaset
28 Haziran 2010 / 23:09
Siyaset bir anlamda silahsız olarak yürütülen bir savaş, savaş ise silahlarla sürdürülen bir siyasettir.

Ümit AKTAŞ – ÖZGÜN DURUŞ

Bir mücadelenin nasıl yürütüleceğine, hangi stratejinin izleneceğine ise, elbette mücadelenin tarafları karar verecektir. Ama kimi zaman, son yıllarda ülkemizde de izlendiği gibi, bir karar verilemezlik durumu, siyaseti bir tıkanma noktasında tüketir. Barışın üzerine kararlılıkla yürüyemeyenler, bu kez savaş yollarında yürümeye zorlanırlar. Ellerindeki siyasal avantajları yitirenlerin önlerindeki siyasal manevra alanları da giderek daralacak ve avantaj, savaş yanlılarının ellerine geçecektir. Bu kez ise siyaset artık bir savaş üslubunda sürdürülecektir.

Gerçi bir yanda Genelkurmay’a karşı bir sivilleşme ve demokratikleşme mücadelesi veren, öte yandan ise yine aynı Genelkurmay’la birlikte PKK’ya karşı askeri bir savaş sürdüren hükümetin işi oldukça zor. Ama bu zorluk bir sürpriz olmadığı gibi, Ak Parti’nin 8 yıl önce iktidara geldiği koşullarda da bu zorluk ortadaydı. O nedenle Ak Parti, daha iktidara gelirken bu konuda hazırlıklı olmalıydı; ya da geçtiğimiz bu 8 yıllık süreç içerisinde bu konudaki hazırlıklarını tamamlamalı, önceliklerini ortaya koymalı ve stratejisini belirginleştirmeliydi.

Oysa Ak Parti bu süreç içerisinde hemen hiçbir konuda köktenci adımlar atmamış, bu tür sorunları erteleyerek, öncelikle kendi iktidarını pekiştirmeye çalışmıştır. Ne ki AKP’nin, sayın Başbakanın sevdiği deyimle “top çevirdiği” bu süreç içerisinde sorunlar birikerek, siyasetin olağan koşulları içerisinde manevra yapılamaz bir noktaya evrilmiştir. İşin en kötü yanı ise, yıllardır birbirine karşı acımasız bir savaş veren Genelkurmay cephesi ve müttefikleri ile PKK ve yandaşlarının siyasal stratejilerinin, Ak Parti karşıtlığında birleşmiş olmasıdır. Artık Genelkurmay cephesi Ergenekon hoşnutsuzluğunu daha açık bir biçimde seslendirirken, artan “şehit” cenazeleriyle birlikte, kamuoyunda da kendisine daha fazla destek bulabilmektedir. Öte yanda ise PKK, hoyratça tüketilen “açılım” çabalarının ardından, uluslararası konjonktürün desteğinden de yararlanarak, savaş için uygunlaştırılan bir vasattan daha fazla fayda elde etmeye yönelmiş ve siyasetini yeniden silahlarla yürütme çabasına girişmiştir.

Ülkenin batısı ile doğusunu birbirinden ayıran o muhayyel çizgiyi bir fay hattına dönüştürme çabası, Türkiye’nin son günlerde dış politika bağlamında tartışmaya açılan yeni eksenini de kendi minvalinden uzaklaştırmakta ve imkânsızlaştırmaktadır.

Çünkü kim ne derse desin İslam, Türkiye’nin batısı ile doğusunu, daha açık bir deyişle Türklerle Kürtleri buluşturan ve birleştiren en önemli köprüdür ve bu anlamda da Türkiye’nin aslında temel eksenidir. Nitekim Türkiye coğrafyasının tümünden oy almayı başarabilen partiler, siyasetlerinin eksenine İslam’ı yerleştirmiş olanlardır. Ancak Ak Parti’nin siyasetin imkânlarını tüketen kararsızlıkları ve öncelikleri tercihte gösterdiği basiretsizlik, ister istemez Türkler ve Kürtlerin laik-ulusalcı kanatlarının söylemlerinin daha etkinleştiği bir karşı cephe yaratmakla sonuçlanmıştır.

Aslında buradaki seçenekler tâ en başından beri belirgindi ve oldukça açıktı. Kürtlere karşı sürdürülen ve stratejisi Genelkurmay’ca belirlenen siyasetin savaşa yedeklendiği “eksen” yenilgiye uğramıştı. Tıpkı aynı lobinin ülkeyi iktisadi olarak da çökerttiği gibi… Dolayısıyla aslında başlangıçta Ak Parti’nin elindeki avantajlar oldukça fazlaydı. Ancak Ak Parti siyasetini, bir yandan barışa gönüllenirken, öte yandan ise Genelkurmay’ı da karşısına almayan bir siyasal kararsızlık üzerinde yürütmeye çalışınca, bu kez her iki şansını da yitireceği bir noktada tüm manevra imkânının tükenmesi noktasına gelmiştir. Oysa:

1- Ak Parti şayet ülkede gerçek bir barışı amaçlamaktaysa ve bunun da askeri bir strateji dâhilinde sağlanamayacağı ortadaysa, tüm eleştirileri ve aksi ihtimalleri göğüsleyerek Kürtlerle barışçı bir çözüm için masaya oturmalıydı. Bunun için gerekirse tüm silahlı operasyonları durdurarak ve bölgenin güvenliğini (aslında tüm iç güvenliği) polis teşkilatına bağlayarak, en azından PKK’yı bir samimiyet testinden geçirmeli ve tüm barış yanlısı Kürtleri ve Türkleri yanına alarak, dünyaya gerçekten barış yanlısı bir siyaset nasıl yürütülürmüş, bunun da örnekliğini vermeliydi.

2- Ancak bundan sonra Ergenekon ve türevleri gibi ucu askerlere dayanan suçları ve suç örgütlerini kapsamlı bir şekilde araştırma, yargılama ve tasfiye çabasına girişmeliydi ve bunun için gerekirse Genelkurmay’ı bütünüyle karşısına almaktan çekinmemeliydi.

3- Şayet dış politikada bölge çapında bir barış etkinliği oluşturmak ve yüz yıldır sürdürülmekte olan dış politikadaki içe kapanmışlık çizgisinin dışına çıkmak isteniyorsa, iç politikadaki bu iki temel etkinliği gerçekleştirmenin akabinde, yani ayak bağlarından kurtulmuş olarak bu çabanın içerisine girmeliydi. Bunları yaparken de AKP, halkın desteğinin kendisinden yana olduğunu kararlı bir biçimde hissettirerek, bu avantajını rakiplerine ve darbecilere karşı korkusuzca ortaya koyabilmeliydi.

Yoksa şimdiki gibi, her üç sorunu da iç içe ve birlikte sürdürme ve çözme çabalarına ilişkin bir stratejik derinliksizlik, sonuçta sizi siyasetin tüketildiği ve hiç de arzulamadığınız ve işinize de gelmeyen bir savaş koşullarının önüne koyacaktır. Dolayısıyla bu aşamadan sonra, hâlâ bir direnme gücünüz ve manevra alanınız kalmamışsa şayet, siyasetin aktörleri de ister istemez değişecektir. Çünkü her gün “şehit” cenazeleriyle ajite edilen halk, geçmişte yaşamış olduğu benzer deneyimleri çoktan unutmuş olacaktır.

Dikkatlerden kaçırılmaması gereken asıl sorun ise, ülkeyi bölen asıl çizgi ya da fay hattının, doğudaki Kürtlerle batıdaki Türkler arasındaki ayrım çizgisi değil, batıdaki refah içerisinde şımarmış olanların çocukları ile cephede ne olduğunu tam olarak anlamlandıramadıkları bir savaş için savaşan ve ölen taşradaki yoksul ve gariban insanların çocukları arasındaki ayrım ve bu ayrıma dayanan acı gerçekliktir. Ve sanırım bir savaşı sahicilikten uzaklaştıran ve inandırıcılığını kaybettiren asıl etken de işte budur: yani savaşın o ülkenin tüm mensupları tarafından paylaşılmaması ve sadece bazı kesimlerin üzerine yıkılması, sadece belli bir kesim tarafından bir dava olarak benimsenmesi. Çünkü bu savaşta ölenler, Kürt ya da Türk, sadece yoksulların çocukları; yani, topraklarından başka kaybedecek şeyleri olmayanlar...!

 

Email: u.aktas@ozgundurus.com

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-8 / 6 °C
İstanbul
11 / 15 °C
İzmir
10 / 17 °C