Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bölgesel liderlik için karizma yetmez
25 Haziran 2010 / 19:34
Türkiye Ortadoğu'yu iyi yönde değiştirmek için beklenmedik bir fırsata sahip, fakat bunun için Erdoğan'ın karizması yetmez. Zira Ankara daha aktif bir bölgesel rol üstlendikçe dış politika tutarsızlıkları ve menfi tarafları daha aşikâr hale geliyor.

Emile HOKAYEM – RADİKAL

 

İsrail’in kanlı Mavi Maramara baskınının yol açtığı hararet yavaş yavaş azalırken, yetkililer ve yorumcular Türkiye’nin bölgesel dirilişinin etkilerinin muhasebesini yapıyor. Herkesin hikâyenin istediği kısmını okuyor olması şaşırtıcı değil. Batı’daki yetkililer Ankara’nın görünüşte Doğu’ya kaymasından yakınırken, Amerikalılar Savunma Bakanı Robert Gates’in birkaç hafta önce dediği gibi, AB’yi ‘Türkiye’ye Batı’yla kurmaya çalıştığı türden organik bir bağ sağlamamakla’ suçluyor.


Bu arada Arap dünyası, uzun yıllardır esamisi okunmayan Türkiye’nin karma-şık bölgesel fay hatlarını görünüşe göre pek az siyasi bedelle kıran yegâne ülke olmasının yanı sıra bunu yaparken sergilediği hız ve eda karşısında kafa karışıklığı ve kıskançlık yaşıyor.

Ağır bedel ödenebilir


Hatta Hizbullah ve Hamas gibi radikal gruplar Türkiye’yi saflarına buyur ediyor, sanki İsrail-Türkiye gerilimi Ankara’yı, gücünü onların hedeflerinin hizmetine vermeye sevk edebilirmiş gibi. Son derece değerli stratejik ortaklığın sona erdiğini gören İsrail için Ankara artık yeni bir düşman; başıboş bırakıldığı takdirde kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşebilecek aşırı bir tepki bu.


Ancak bu yeni bölgesel konumunun tadını çıkaran Ankara’nın sergilediği aşikâr güç gösterisine ve sarf ettiği süslü sözlere rağmen, bizzat bazı Türkler ciddi ciddi kaygılanıyor ve gidişatı sorguluyor. Türkiye, hedefleri teoride takdire şayan, fakat gerçekte ulaşması zor olan bölgesel bir güç olarak zuhur etmesiyle boğuşuyor; bu aynı zamanda ağır bedellere yol açabilecek bir politika. Hakikaten de Ankara daha aktif bir bölgesel rol üstlendikçe, dış politikasının tutarsızlıkları ve menfi tarafları da daha aşikâr hale geliyor.


Bugüne kadar Başbakan Tayyip Erdoğan’ın popülist söylemi ve uluslararası aktivizmi ülkenin dış politikasını taşıdı ve bölgede inkar edilemez gedikler açtı. Fakat Erdoğan daha faal hale geldikçe, dikkatler daha fazla üzerine dönüyor. Bu da Türk dış politikasında var olan gerilimleri keskinleştiricektir.

 

Sözgelimi Erdoğan’ın mevcut önceliği Mavi Marmara’dan dolayı soruşturma açılmasını ve İsrail’in özür dilemesini sağlamak olsa da, Türkiye Filistin barış süreci ve Suriye-İsrail barışında gerçekten rol oynamak istiyorsa, İsrail, Filistin ve Suriye arasında bir arabuluculuk politikasına eninde sonunda dönmek zorunda kalacaktır. İsrail’i söylemleri sertleştirip sürekli olarak kendisinden uzaklaştırmak, istese de istemese de Türkiye’nin bu politikayı yürütme imkânlarına zarar verir.

 

Yanı sıra, insan haklarına dair endişeler Türkiye’nin Filistin davasını sahiplenmesinde etkili olsa da, Ankara’nın insan hakları sicili bu hassasiyetiyle ters düşüyor. Türk diplomasisi açısından bir dip nokta mahiyetinde, Erdoğan birkaç yıl önce Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir’e yönelik soykırım ithamlarını reddetmiş ve buna, ‘bir Müslüman’ın soykırım yapmasının mümkün olmamasını’ gerekçe göstermişti. Aslında Ankara’da birçokları Müslüman dayanışmasının veya bölgenin sorunlarına cımbızlama tarzında dikkat gösterilmesinin, tek başına Türkiye’nin dış politikasının temeli olamayacağının farkında.

Serbest ticaret ‘zararlı’


Ankara’nın Kürt nüfusuyla süregiden mücadelesi de insan haklarına yönelik duruşuyla çelişkili görünüyor ve Kuzey Irak’taki PKK’lılara yönelik son saldırılar, Türkiyeli Kürtlerle ilişkileri soğutuyor. Türkiye bölgenin istikrarına katkıda bulunacaksa, bu azınlıkla daha geniş bir bağlamda iştigal etmeli. Gerçekten de Ankara’nın Ortadoğu’nun istikrarına yapacağı en büyük katkı, İran, Irak ve Suriye’yle, ortak azınlık konumundaki Kürtlere muamelenin iyileştirilmesi için birlikte çalışmak olacaktır. Dört ülke, bu ezilen azınlığın haklarını güçlendiren bir güvenlik ve siyaset anlayışını da, kendi toprak bütünlüklerini tehlikeye atmaksızın üretebilir.


Türkiye’nin Suriye, Lübnan ve Ürdün’le en son serbest ticaret atılımı da, Türklerin şevkinin bölgenin gerçeklikleriyle nasıl çatışabildiğini gösteriyor. Ankara’nın bir serbest ticaret önerisini (en azından kağıt üstünde) hayata geçirebilmenin en önemli nedenlerinden biri, Arap ülkelerinin bugünlerde son derece popüler olan bir Türkiye’ye hayır diyememesi. Aslında serbest ticaret kuşağı kötü düşünülmüş bir girişim: Her üç ülke, kendi az gelişmiş sanayilerinin pahasına ucuz Türk mallarının istilasına uğrayacak ve karşılığında pek az ihracat yapabilecek.


İran’la da yarışa girmiş oldu


Türkiye elbette Suriye, Ürdün ve Lübnan ekonomilerini havalandırabilir, fakat ilk önce, sınırların belirlenmesine yardım etmek ve bölgesel bir güvenlik düzenlemesi tasarlamak gibi sıcak siyasi meseleleri halletmek zorunda. Bunu yapmak için de Türkiye’nin kendi ellerini temizlemesi, muhtemelen bu süreçte şimdi çok beğenilen parıltısının bir kısmını kaybetmesi gerekecek.


Türk politikasının belki de en dikkatli takip edilen kısmı İran meselesi. Türkiye İran’la arabulucuk yapmaya çalışıyor, fakat Batı’yla Arap dünyasının endişe ve aciliyet hissiyatını paylaşmıyor. Ve Ankara’yla Tahran arasındaki yakınlaşmaya karşın, bir çarpışma rotasında olma ihtimalleri de var, zira İran’da Ankara’nın başarılarına yönelik rahatsızlık ve zedelenmiş gururla karışık bir hissiyat söz konusu. Türkiye halihazırda Tahran’ın kendine biçtiği Filistin davasının savunucusu statüsünü budamış durumda ve İran’ın yegâne Arap müttefiki Suriye’yle de ilişkilerini güçlendiriyor.


Uzun vadeli sağduyu şart


Yumuşak gücü daha büyük etki alanı olan bir ülkeye kaptırmak İran’ın işine gelmeyecektir, ki buna verecekleri cevap pekâla nükleer programa daha çok yatırım yapmak ve daha katı bir ideolojik hat benimsemek olabilir.

 

Türkiye’nin Ortadoğu’daki manzarayı iyi yönde değiştirmek için beklenmedik bir fırsata sahip. Bu büyük oranda Ankara’da alınan kararlara, fakat aynı zamanda Türk liderliğinin tarzına bağlı olacak. Türkiye’nin gücü kuvvetli bir ordu, sağlam kurumlar, hızla büyüyen modern bir ekonomi ve uluslararası ortaklıklar gibi geleneksel yaklaşımlara dayanıyor olsa da, halihazırdaki ivmesi karizmatik Erdoğan’dan geliyor. Erdoğan’ın popülizmi şu an için işe yarıyor, fakat Türkiye’nin nüfuzunun onun karakterinin ötesinde ayakta kalması açısından bir miktar uzun vadeli sağduyu sergilemek çok daha iyi bir stratejidir. (Ortadoğu merkezli internet sitesi, 22 Haziran 2010)

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
1 / 12 °C
Hakkari
-4 / 9 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
13 / 18 °C