Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ne fark eder ki?
24 Haziran 2010 / 00:22
İktibas – Ocak 1990

Cevad TOPRAK

«Kız çocuğuna, hangi suçundan ötürü öldürüldü­ğünün sorulacağı güne... and olsun ki bu Kur'an; in­sanlık için nasıl yaşanacağını gösteren bir öğüttür.» (Tekvir Suresi)

 

Geçmiş toplumlarda kız çocukları kendisinden uta­nılan varlıklardı. Ekonomik olarak yük sayılır, diri diri gömülürlerdi. Gömerek öldürdüğü kız evlatlarının çok­luğu ile övünen babalar bize toplumun içinde yaşadığı vahşetin ve barbarlığın boyutlarını anlatmaya yeter sanırım.

 

Sanki onları doğuran eşleri de bir zamanlar minicik bir kız çocuğu değilmiş gibi...

 

Sanki onların varlıklarına neden olanlar, onları do­ğuranlar, bir acıdan ötekine koşturacak binbir mihnet ve sabırla ve sevgilerin en muhteremiyle en tarifsizi ile büyütenler, kendi fizyonomilerinin deformasyonuna hatta çürümesine ilgisiz, kayıtsız, aldırmayarak kendi canından can veren anneleri; bir zamanlar se­vimli küçücük kızı değilmiş gibi...

 

Sanki gece gündüz birlikte vakit geçirdikleri itibar gösterip hediyelere, bahşişlere boğdukları sapık arzu­larının ve hasta zevklerinin tatmin kaynağı haline ge­tirdikleri kadınlar ve kızlar bir zamanlar küçücük se­vimli kız çocukları değilmiş gibi...

 

Rezil ruhların, iğrenç dimağların kendi arzularına hizmet için doğal olmayan ortamlara sürükledikleri kızlar ve kadınlar...

 

Sömürünün sürekliliği için "doğal olmayan davra­nışlar" motifini işleyip "toplum dışı" ilan ettiği bu in­san cinsinin doğuştanlığa uygun olmayan bir yaşam tarzına mahkum edilmesi...

 

Bunların hepsi birer kız çocuğu idi...

Onlar da insandılar...

Ve daha nice barbarlıklar...

Ve daha nice çeşitli türlü insan sömürüsü...

 

Gözlemlerimizi bugüne getirmek istiyorum; Fizyonomik ölümün tekrarı yoktur. İnsan bir kere ölür. An­cak insan doğasına aykırı ne kadar fikir varsa hepsi­nin yasallaştığı, kurumlaştığı bir ülkede yaşamak zo­runda kalmak her gün, her an ölümdür. Ölümü yaşamaktır.

 

Bir ülke düşünün ki;

-          Kaliteli, seviyeli, içerikli insan faktörüne sahip olamasın,

-          Kitlelerin arkasından koşacağı uğrunda ölebilece­ği onurla yaşayabileceği bir fikri, bir imanı, inan­cı olmasın,

-          Ölüm sonrası için sağlam bir kanaate sahip ol­masın ve dünyasını ona göre tanzim etmesin,

-          Niçin ve ne uğruna yaşayacağını bir türlü kestire­mesin.

 

Bir ülke düşünün ki;

-          Orada, haysiyetli insan olmanın gereği olan ser­bestçe düşünebilme ve düşündüklerini aynı serbestiyet içinde başkalarına aktarma özgürlüğü bulunmasın,

-          İnsanlar mitleştirilsin. Bazı eşhas hakkında yo­rum ve eleştiriler yapılamasın.

-          Dünyanın ilgisini çeken komiklikler ve ilkellikler sahnelensin.

 

Bir ülke düşünün ki;

-          İnsanlarını eğitimde ve öğretimde mutlak bir ka­os yaşansın.

-          Neyi niçin, ne zaman ve nasıl öğreteceğini bir türlü bilemesin,

-          Öğrettiği şeylerin, pratik hayata bakarak mutlak yanlışlığını gözlemlesin, sezinlesin ancak doğru­sunu yerine bir türlü ikame edemesin.

-          Öğrencilerini yaz-boz tahtasına çevirsin, sil baş­tan olsun, çelişkiler içinde bocalayıp gitsin,

-          İnsanlarını bir taraftan bazı dilleri öğrensin diye eğitir(!) masraflar eder okullar, kurslar açar diğer taraftan muayyen bir dili ve kültürü red eder in­kar eder, yaşam hakkı tanımaz ilkellik olarak sa­yar.

 

Bir ülke düşünün ki;

-          Halkının dimağına, sağlığına, iç güdülerine ve gerçek ihtiyaçlarına aldırış etmesin,

-          Birkaç kişi veya ailelerin adına diğer toplulukları doymak bilmeyen bir iştahla sömürüp gitsin, servet adaletsizce dağıtılsın,

-          Ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin, ola­ğanüstü bir maharetle kimseye sezdirilmeden sömü­rünün gerçek sahiplerine akıp gitmesine seyirci kal­sın, izin versin.

-          Doğasını kirletme yarışına girsin. Üretim adı ve­rilen ilah uğruna ekolojik dengeyi kurban versin.

-          Bir ülke düşünün ki; projeleri, yazlıkları, kışlıkla­rı, kursları, kreşleri, iş sevahatlari(!), kültür gezile­ri(!), eğitim ve dinlenme tesisleri(!) "yağma Hasan böreği" addedilsin öncelikle yüksek bürokratlardan başlayan çok özel bir topluluğun çok yüksek istifadelerine arz edilsin.

 

Bir ülke düşünün ki;

-           Ülkenin ileri gelenleri dahi rejimlerine bir isim bulmakta güçlük çekerler kem... küm... ederler.

 

Bir ülke düşünün ki; ARABESK'tir.

 

Bir ülke düşünün ki; NOSTALJİ hastalığına yaka­lanmıştır. Tarihinin altın sayfalarında yaşar da ya­şar. Günün köleliğini görmez.

-           Halkına gerçekten tutunabilecek, ancak kendisiy­le yaşanacak fikirler aşılamak yerine bütün kitle ile­tişim araçlarıyla, basınıyla, yayınıyla halkını lüzum­suzlukların, olumsuzlukların bombardımanına tutar, uyuşturur, köleliğini fark etmemesi için ne gerekiyorsa onu yapar.

-           Halkından gerçekleri saklar, herşeyi pembe bu­lutlar üstünden seyrettirir, yalan söyler.

-           Kadınını, erkeğini meşgul edemediğinden dolayı moda maskaralığının peşinde, futbol peşinde, yerli yabancı üç-beş sanatçı müsveddesinin günlük ha­yatlarını izlemenin peşinde, Prenses bilmem Kim'in açık yakasının ardında kalan göğüslerinin peşinde koşturur, oyalayıp durur. Maskaralıklar ve soytarı­lıklar kültür olarak kabul görür.

 

Bir ülke düşünün ki; binlerce, onbinlerce bilim adamı, prof., dr. teknik elemanı olsun ancak kendine ait buluşu, teknolojisi olmasın bunları hep ithal etsin.

 

Bir ülke düşünün ki; adaleti yeni problemleri tevlid etsin, ruhlara huzur doldurmasın.

 

Bir ülke düşünün ki; sürekli dünyanın en büyük ordularından birini beslesin, hatta bununla gurur duysun ancak, savaşmasın ve bu gülünç durumu "caydırıcılık" safsatasıyla izaha çalışsın.

 

Bir ülke düşünün ki; gelişen dünya olayları karşı­sında yerini ve tavrını bir türlü tayin edemesin. Yeni şartlar muvacehesinde tartışmalara hatta pazarlıklara konu ve sahne olacağını önceden görme feraset ve basiretinden mahrum olsun.

 

Bir ülke düşünün ki; bir kaç yılda dışarıya 50 milyar dolar borçlansın buna mukabil toprakları üzerine refah ve serveti artıracak dinamikler gözlemlenenlesin ve hala bağımsızlıktan bahset­sin.

 

Bir ülke düşünün ki; orada kendileri gibi düşün­meyen ve yaşamayanları sara nöbetleri gibi mu­ayyen zamanlarda hakaret yağmuruna tutsun ve sonra da vaziyeti batı yönünde mukim efendileri­ne arz ederek yeni yapacakları konusunda tali­mat alsın, ardından meydanlarda dolaşıp "de­mokrasi" diye bir ucubetten, sakızlaştırılan ve ku­lakları tırmalayan bir garip nesneden bahsetsin."

 

Bir ülke düşünün ki; atalarıyla ve atalarının di­niyle, kültürüyle alay etsin, yaşanmış izzet dolu zamanların nedenlerini hiçe saysın, hatta tarih olarak onlardan kopmaya gayret göstersin ancak zillet içinde bocalayıp dursun.

 

Bir ülke düşünün ki; yalnız doğusundaki dağlar­da "Ne mutlu feşmekânım" diyene "Önce vatan" gibi sloganlar üzeri kireç dökülmüş taşlarla ya­zılmıştır. Bu muhteşem(!) akideye ülkenin batı yakasında yaşayanlarının ihtiyacı yokmuş(!) gi­bi...

 

Bir ülke düşünün ki; milli kültür(!), milli değer(!), milliyet(!) diye ülkenin bir başka köşesinde milli(!) bir yangının çıkmasına sebebiyet versin son­ra da bu yangını İslamî motifler kullanarak sön­dürmeye çalışsın.

 

Bir ülke düşünün ki; kadınına, kızına evladına; bezginlik, yılgınlık, korkaklık, bıkkınlık, tembel­lik adına ne varsa onu versin.

 

Bütün bu sorunların zemininde yaşayan insanların her anlarıyla gerçek ölümü yaşamadıklarını iddia ede­bilir misiniz?

 

*Evet... Geçmişte işlenen barbarlıklar ile günümüz­de yaşadığımız barbarlıklar...

 

Günümüzde başörtülüsü ve örtüsüzü, genci, ihti­yarı, delikanlısı ve bebekleri herkes sömürülüyor, her­kes her an öldürülüyor.

 

Yerin altını üstüne tercih edenler...

 

Ahh keşke bitseydi artık... diyenler.

 

Bunu fiilen gerçekleştirme cesaretini gösterip her an ölmeye son verip intihar edenler...

 

Bütün bu sorunların ilahi vahyin kapsamı dışında kaldığını, ilahi vahyin anılan müşkillere çareler getir­mediğini söyleyebilir misiniz?

 

Eğer ilahi vahiy; gerçekten yaşanan problemlere evrensel boyutlarıyla çareler sunuyorsa o halde mese­leyi başörtüsü gibi mikro boyutlarda telakki etmek ne­yin nesidir? ve neyin göstergesidir?

 

Bu tavrın ilahi ve peygamberi sünnetle (yolla) pa­ralelliği ne kadar?

 

Korkmayınız...! Pek yakında namus-u ekberinizi iade edip sizi sevindirecekler. Başörtünüzü geri vere­cekler. Hatta hatta ülkenin mümessilleri ve yetkili sair organları halkı selamlaya selamlaya Cuma namazına da gidecekler, teravihe de...

 

Pek iyi o zaman meseleniz bitecek mi?

 

Bu toplumun her meselesi aynı duyarlılığı göstermeye layık mı değil mi?

 

Bu toplum ilgilenmeye, sevilmeye, kucak açmaya yardım etmeye kadın-erkek her ferdi ile layık değil mi?

 

Başörtüsü kullanmayan kadınlarımız bizim değil mi? Yoksa sizler de sömürünün mümessilleri gibi on­ları "toplum dışı" mı ilan ettiniz?

 

Yoksa evrensel olduğunu iddia ettiğiniz ve sahiplendiğinizden dolayı gururlandığınız akideniz mi böy­le davranmanızı emrediyor?

 

Haşa... Yüzbin kere haşa...

 

Eğer bu milletin her meselesiyle alakalı verecek mesajlarınız yoksa, eğer bu milleti kadınıyla, erkeğiy­le, fakiriyle ve bütün sorunlarıyla, hep birlikte sevmi­yor, kucaklamıyorsanız "HANGİ SUÇUNUZDAN DO­LAYİ ÖLDÜRÜLÜYORSUNUZ" diye onlar adına hesap soramıyorsanız, başörtüsü hakkında da söz söyleme­ye ne hakkınız var, ne de yetkiniz.

 

Ey bu milletin seçilmiş yöneticileri ve ey anayasal tüm organlar.

 

Sizlere de sesleniyorum.

 

163. maddeyi kaldırmanız O'nunla barışmak olma­dığını siz de, ben de, Avrupa da, Amerika da, Sovyet­ler de hep beraber biliyoruz. Zaten bu eşyanın tabiatı­na da aykırı. Onun için hiç fark etmez. Bırakınız, elle­meyiniz kelime oyunları ile değişiklikler de yapmayı­nız. Olduğu gibi dursun yerinde. Ta ki bazı hastaların fanatiklerin yüreklerine soğuk sular serpilsin.

 

Ancak bilesiniz ki;

Solcular bu ülkeyi yıkamaz, karıştıramaz, yerine bir başka şeyi (müflis bir nizamıl ikame edemez. Bu ülkede yıkıcı ve bölücü düşünce ve eylemler­de muvaffak olamaz. Müslümanlar ise hiçbir şeycik yapamazlar.

 

Kur'an'dan bu kadar kopuk, ilah olarak kabul ettik­leri ALLAH'ın kitabına bu denli ilgisiz, O'nu ve işaret ettiklerini kavrama kabiliyetinden bu derece uzak, Me­sajcısına alelade bir insan kadar bile değer biçmeyen müslümanlar(!) ise size hiç dokunamazlar.

 

Korkmayınız emin ve müsterih olunuz.

 

Size düşman olarak siz yetersiniz. Bir başka karşı­ta gerek yok. İnsanoğlu nasıl ki doğmakla ölümü ka­zanır, sizler de temel felsefelerinizle uyguladığınız sosyal, kültürel ve ekonomik politikalarınızla yıkılma­yı, bölünmeyi, ölümü kazanıyorsunuz. Aslına bakar­sanız her gün ölümü yaşıyor ve yaşatıyorsunuz.

 

Örümceğin inşa ettiği ev bile sizin üçyüz yıldır bina etmekle övünüp gurur duyduğunuz "YENİ TÜRKİYE"den daha sağlam, daha metin...

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C