Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Tokluman Mavi Marmara’yı Anlattı
22 Haziran 2010 / 15:54
İHH Kayseri sorumlularından Ali Tokluman İktibas Kayseri büromuzda Mavi Marmara gemisinde yaşananları bizlerle paylaştı.

Muhammed İKBAL - İktibas

 

Gazze’ye yardım etmek ve ambargoyu delmek amacıyla yola çıkan gemi filosunun başındaki Mavi Marmara gemisi, aralarında İsrail’in de bulunduğu 40’tan fazla ülkeden insanla beraber hedeflerine doğru ilerlerken uluslar arası karasularında İsrail tarafından saldırıya uğradı. Hiçbir gerekçe gösteremeyen İsrail aslında her zaman uyguladığı devlet terörünü bu kez o kadar aleni gerçekleştirdi ki bazıları politik-konjonktürel de olsa neredeyse tüm dünyadan tepki aldı. İşte bu gemideki kardeşlerimizden Ali Tokluman Bey bizlere bu yolculuğu, gemiyi ve gemide yaşananları ve daha sonrasını anlattı. Yoğun bir ilgiyle dinlenen Ali Tokluman özetle şunları söyledi:

 

Hatırlanacağı üzere aylar öncesinden Gazze’ye karadan yardım hareketine girişilmişti. Ancak orada İsrail’in uç beyi gibi Mısır bu konvoya müdahale etmişti. İşte o başarısızlık sonucu orada, denizden yardım hareketinin fikri temelleri atılmıştı.

 

Bu yolculuğa çıkılırken her türlü prosedür yerine getirildi. Uluslar arası her türlü başvuru yapıldı. Bu insanlar yurtdışına çıkabilme şartlarını taşıyorlardı. İşte bu şartlar çerçevesinde yola çıkıldı. Bu yolculuğa ateistinden ateşe tapanına, Kübalısından İsrail parlamentosundan milletvekiline kadar çok çeşitli milletlerden, görüşten insanlar katıldı.

 

Kişi başına 1-1.5 metre kadar yer düşüyordu gemide. Gemi yolcu gemisi olduğu için koltuklar vardı ama yatak gibi imkânlar yoktu. Gelin görün ki gemide öyle mistik-manevi bir hava vardı ki bana Mescid-i Nebiyi anımsatıyordu. Burada kardeşlik sadece Müslümanlar arası değil, onu da aşarak sanki insanlık arasında kurulmuştu. 3-4 günlük beraberliğimiz süresince bu bambaşka insanlarla diyalog fırsatı bulduk, birbirimizi daha iyi anladık. Hatta bu ortamın sıcaklığı bir papazı öyle etkiledi ki bizimle namaza durdu. Biz burada aynı zamanda mikro şekilde de olsa gösterdik ki biz Müslümanlar dünyayı gayet iyi yönetiyoruz makro düzeyde de aynen böyle becerebiliriz bu işi.

 

Gemide İsrail pasaportu ve kimliği bulunan bir milyonu aşkın Filistinlilerin lideri konumunda bulunan Raid Salah da vardı. Kendileri de bir sohbet irad ettiler. Baskın sırasında onu öldürme talimatı alan İsrail askerleri, ona benzeyen başka birisini öldürdüler. Filistinli lider bu şekilde kurtulmuş oldu.

 

Saldırı öncesi “hanemizi” korumak için hazırlık yaptık. Bunun için ahşap ve demir sopalar, plastik sandalyeler, soda şişeleri, sapanlar, bilyeler… hazırladık. Biz karşımıza aldığımız İsrail’in tehlike boyutunu bildiğimiz için kendimizi müdafaa adına böyle hazırlıklar yaptık. Sivil hareketimizi muhafaza etmek için de kesinlikle ateşli silahlar kullanmadık. Elimizdeki aletleri sadece kendimizi savunmak, gemimizi muhafaza etmek için kullandık.

 

Son akşam saldırı anında yapacaklarımız ile ilgili bir toplantı gerçekleştirdik. Biz gücü kuvveti yerinde olan 150 kadar arkadaş gruplara ayrılıp geminin farklı bölgelerini korumak için ayrıldık. Ben 29 arkadaşımla beraber kaptan köşkünün bulunduğu kısma çıktım. Biz orada gemimize müdahale etmelerini, indirme yapmalarını önleyecektik.

 

Sabah namazından sonra operasyona başladılar. Zodiac botlar aşağıdan çıkarma yapıyorlardı. Sonra aniden helikopter belirdi. Helikopterin ipini geminin çanak antenine bağladık, ayrılamadı. İndirme yaparken aşağıyı taramaya başladılar, bombalar atıyorlardı. Biz de tabi neyin plastik neyin gerçek olduğunu bilemediğimiz için panik olduk. İnen ilk üç asker atlayınca ip bağlı olduğu için dengesiz düştüler. Onları bir alt güverteye attık. Daha sonra bir kaç helikopter daha geldi ve böylece üst güverte düştü. Bizi ellerimiz arkadan bağladılar, ağız üstü yatırdılar.        

 

Bazı arkadaşlarımız kaptan köşkünü korumakla görevli idi. Çetin Topçuoğlu onların arasında idi ve daha elini kaldıramadan alnından vurdular, arkadaşların aktardıklarına göre. Diğer bölgelerde arkadaşlar 8–9 tane silahı askerlerin ellerinden alabilmişler. Tabi bunları hemen denize attı bizim arkadaşlarımız. Bu Allah’ın bir hikmetidir ki meşru müdafaa hakkımıza rağmen bunları kullanmadık, masumiyetimize şüphe getirtmedik.

 

Gemi yukarı kısımdan düştü. Zaten en ciddi darbe de yukarıda alındı. Oradan alt katlara inebildiler. Alttan, zodiaclardan bunu başaramadılar. Çünkü onların attığı ipler geri atılıyordu. Operasyona katılan askeri mürettebat şöyleydi: 150–200 kadar asker, iki denizaltı, 5–6 savaş gemisi, 10 kadar helikopter, 20–25 kadar 12 kişilik zodiac botları vardı.

 ali-tokluman-4.jpg

İsrail askerleri inanılmaz derecede korkuyorlardı. Zaten, şehid olmuş birisine tekrar kurşun sıkmak, esirlerin yüksek sesle konuşmasından bile irkilmek gibi bir paranoyaklık başka nasıl açıklanabilirdi. Ellerimiz bağlıyken lavaboların kapılarını kapattırmıyorlardı.

 

Kayseri sorumlusu olarak ben arkadaşlarımızı aradım. Ancak Furkan’ı bulamadım. Onu ancak İstanbul’a indiğimizde morgda görebildim.

 

Bizi karaya çıkardıklarında sorguya çektiler. Elimize bir kâğıt uzatıp zorla imzalatmaya çalıştılar. Kâğıtta sonradan öğrendiğimize göre İsrail’e izinsiz girdiğimiz, suçumuzu itiraf ettiğimiz şeklinde bir beyan varmış. Çoğumuz bu bildiriyi imzalamadı ancak bazı işkence görenler altına yazdıkları ”biz haksız bir şekilde alıkonuyoruz” ifadesiyle birlikte imzalamışlar.

 

Daha sonra bizi -Gazze’ye 10 km kadar uzaklıkta bulunduğunu tahmin ettiğim- bir hapishaneye götürdüler. Bu hapishane henüz yeni kurulmuş. Yani ilk misafirleri bizlerdik. Burada bize iyi davrandılar, konforu da gayet iyiydi hapishanenin. İstediğimiz olmayınca protesto yapıyor, fazladan yemek bile alabiliyorduk. Orada cemaatle namaz kılmamıza da izin verdiler.

 

Hapishanede geçen iki günden sonra bizi apar topar alıp yola çıkardılar. Tel Aviv’e aktardılar. O zaman anladık ki artık bizi Türkiye’ye yolluyorlar. Gece yarısı uçağa son grup olarak biz de bindik. 3 Mayıs Perşembe sabahı 3 gibi de İstanbul’a indik.

 

İstanbul’a indiğimizde öğrendik ki Dünya bu olaya umduğumuzdan çok daha fazla ilgi göstermiş. Türkiye de konuya iyi konsantre olmuştu. Bizler üçbeş kâr için yolu çıkmışken neler kazanmıştık bunları gördük.

 

İzin konusunda, hazırlıkla ilgili defaatle İsrail’e bilgi verildi.  Aslında bizim İsrail’den izin alma gibi bir durumumuz da söz konusu değil. Çünkü İsrail’in bu uluslar arası karasularında yapacağı herhangi bir müdahalenin Somalili korsanların Aden körfezinde yaptığından farkı olmaz. Ancak İsrail’in uluslararası alanda sahip olduğu nüfuzdan dolayı kendisine bunun bir sivil yardım inisiyatifi olduğu, gemilerde hiçbir silah bulunmadığı, bu gemilerin TC Devleti’nin gümrük kontrolünden çıktığı birçok kez teyit edildi.

 

Ali Tokluman beye, gemide İsrail askerlerine karşı savunma yapmalarının ne kadar ‘anlamlı’ olduğu sorusu yöneltildi, soruyu şöyle cevapladı:

 

Biz sizlere iki tane söz vermiştik: birinci olarak dedik ki bu bir sivil inisiyatif olacak, biz öldürmeye değil diriltmeye gideceğiz. İkinci olarak biz sizin alın terinizden, rızkınızdan verdiklerinizi Gazze’ye götürmeye söz verdik. İşte bunları gerçekleştirmek için onların silahlarını asla kullanmadık ama aynı zamanda gemimizi de savunmaya çalıştık ki emanetleri yerine iletelim. Yapmış olduğumuz mukavemet tamamen insanidir.

 

Bize sizin derdiniz üzüm yemek değil bağcıyı dövmek diyorlar. İyi de bizim tek hedefimiz oradakilerin karnını doyurmak değildi, bu tali bir hedefti. Yoksa götürdüklerimiz ancak bir misafirliğe giderken elin dolu gitmesi, hediye mahiyetinde bir şeylerdi. Onların derdini bitirebilecek şeyler değildi. Bizim asli hedefimiz o duvarı yıkmak, ablukayı delmekti. Gazze’deki insan aç yaşasın ama özgür yaşasın. Bizim önceliğimiz buydu. Duvara çarpıp düşen kelebekler, geridekilere, orada duvar olduğunu gösterme işlevini yerine getirmektedirler. Biz de, Gazze’deki duvarı dünyaya göstermek istedik.

 

Biz oraya karınlara doysun diye gitmedik ki yoksa Yahudiler bize gelin şuradan geçirelim mallarınızı diyorlar. Biz bir sivil itaatsizlik ortaya koyuyoruz ki özgürlüğü sağlayabilelim. Yoksa bu şuna dönüşür: biz duygulandıkça üç beş ayda bir gemi doldurur, Yahudilere veririz onlar da ölüm saçtıkları yakıp yıktıkları yerlere onları dağıtırlar. Böylece zulüm devam eder. İkinci olarak, İsrailli kanallar bu yardımları Hamas veya Gazze’ye teslim etmiyor ki, bir kısmı Yahudi kaynaklarına teslim ediliyor. Diğer kısmı ise şu an liderliğini Siyonist uşaklarının yaptığı El Fetih örgütüne veriliyor. Biz El Fetih’in üyelerine laf etmiyoruz tabi ki. Çünkü onlar da çoğunlukla zorunluluktan dolayı bu örgüte üyeler. El Fetih onlara maaş bağlıyor. Bu bizi amacımıza ulaştırmaz. Çünkü direnen taraf Hamas olduğu için yardımların onlara gitmesi lazımdır.

ali-tokluman-5.jpg 

Yahudi öyle şişiyor ki bazen kendisi bile şaşırıyor. Bunu yapan bizleriz aslında. Onları büyütmememiz gerekiyor. Nitekim ben de kendi gözlerimle gördüm.

 

Tokluman, kendisine, yaşadıklarını anlatma fırsatı verildiği için ilgililere ve dinlemeye gelenlere teşekkür ederek ve Gazzelilere dua yaparak konuşmasını bitirdi.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 13 °C
Hakkari
-7 / 10 °C
İstanbul
13 / 18 °C
İzmir
13 / 18 °C