Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Keşke Gates'in dediği kadar kolay olsa...
19 Haziran 2010 / 09:27
Lütfen susun, yardımcı olmuyorsunuz. Bu köşeyi yazanların, ‘Batı’ya bağlamak adına Türkiye’yi bir an önce üyeliğe kabul etmesi için AB’nin başının etini yiyen Amerikan dış politika müessesine tavsiyesi bu.

RADİKAL

 

ABD yönetimleri, dinamik, resmen laik, genç bir Müslüman ülke olarak hayati önemdeki ticaret ve enerji güzergâhları üzerinde duran Türkiye’nin üyeliğinin AB’nin stratejik çıkarları için elzem olduğunu söylerken haklı. Müzakere süreci Türkiye’de reformları teşvik etti. Amerikalılar Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy gibi liderlerin Türkiye’nin AB’de yeri olmadığını söyleyerek bu ilerlemelere sekte vurduğunu söylerken de haklı. Keza AB liderlerinin, uzun hukuki zorunluluklar listesini karşılarsa Türkiye’yi alma sözü verdiğine işaret ederken de.


Yine de ABD’nin Avrupa’yı Türkiye’yi kaybetmekle suçlaması aşırı basitleştirmeyle malul ve Türkiye’nin üyeliğinin büyük bir mesele olduğunu görmezden geliyor. Her taraftan aynı ses duyuluyor. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Türkiye’nin Gazze ve İran’a dair tutumlarının ‘Doğu’ya kaydığının’ işareti olup olmadığı sorulduğunda şu cevabı verdi: “Türkiye Doğu’ya kayıyorsa, belki nedeni Avrupa’daki bazı çevrelerin bu ülkeye uğrunda gayret gösterdiği türden organik bir bağ sağlamayı reddetmesidir.” Açık Toplum Vakfı’nın hazırladığı yeni bir raporda, Demokrat siyasetçi Howard Dean sözünü esirgemiyor. Dean’e göre, bazı AB liderlerinin Türkiye’ye sadece ‘imtiyazlı ortaklık’ önermesinin sebebi, kendi ülkelerinde ‘artan yabancı düşmanlığını’ yatıştırmaya çalışmaları, hatta aşırı sağcı seçmenleri yanlarına çekmek yönünde ‘yavan ve utanç verici bir siyasi çaba’ içinde olmaları. Avrupa entegrasyonunu ABD’nin doğuşuyla kıyaslayan Dean, bir tavsiyede bulunuyor: AB vatandaşları korku içindeyse, Avrupa yanlısı siyasi partilerin ortaya çıkması ve AB başkanlığı için doğrudan seçimler ‘son derece yararlı’ olacaktır.


Bu sancıların bir kısmı yabana atılır gibi değil. Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel gibi AB liderleri Türkiye’nin üyeliğe uygunluğunu sorgularken tabanlarına oynuyor ve çekirdek destekçilerinin birçoğu Türkiye’nin fazla yabancı (veya fazla Müslü-man) olduğunu düşünüyor. Fakat Türkiye meselesi ırkçılık noktasına indirgenemez. 

NAFTA’yla karıştırmayın


En başta, Avrupa’dan Türk diplomasisinin Doğu’ya kaymasıyla mücadele etmesini istemekle Gates, AB üyeliğiyle ABD’nin Ortadoğu politikalarına destek gibi iki farklı konuyu karıştırma riskine giriyor. Neticede çeşitli Avrupa ülkeleri İsrail hükümetinden zerre kadar hazzetmiyor ve İran’a yaptırımlara da ikna olmuş değil: Batı karmaşık bir blok. Hemen üyelikten söz etmek abes. Bazı alanlarda ilerleme yok: AB müzakerelerin bazı fasıllarını dondurdu ve Türkiye Kıbrıs’ı tanımayı reddediyor.


Türkiye’nin üyeliğini korkutucu bulanlar yabancı düşmanlarından ibaret de değil. Bugünün AB’si Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’na (NAFTA) benzemiyor. Amerikalı yorumcular şu iki zihin jimnastiğini belki denemek ister: İlki, Kongre’nin Detroit’teki bir fabrikanın Meksika’ya taşınmasını durdurma amaçlı yardımını önlemek yönünde yetkisi olan bir NAFTA ortak pazarı tahayyül edin. Kongre ısrar ederse, NAFTA yetkilileri ABD hükümetini para cezası kesilmesi için Meksikalı, Amerikalı ve Kanadalı yargıçlara gönderebiliyor. AB halihazırda bunu yapıyor.


İkincisi, ‘karşılıklı tanıma’ya (yani bir Meksika mahkemesinin kararının Ohio’daki bir mahkemeninki gibi geçerli sayılması) dayalı bir NAFTA tutuklama emrini göz önüne alın. Ciddi bir suçla itham edilen bir New Yorklu Meksika polisinin kötü muamele siciline dayanarak sınırdışına karşı çıkamıyor ve Meksika’ya gönderiliyor. AB içinde böyle bir emir olduğu için Avrupalılar Türk mahke-melerinden haklı olarak endişe duyuyor.


İki asırlık birliklerini, 60 yıllık Avrupa entegrasyonuyla kıyaslayan Amerikalılar Avrupa’ya iltifat ettiklerini düşünüyor olabilir. Evet, ABD’nin federal bir yönetim oluşturması zaman aldı ve iç savaştan geçti. Fakat Avrupa’nın farklılıkları 1000 yıl öncesine dayanıyor.

Avrupa’daki çatışmalar iç savaş değildi. Avrupa birçok açıdan ABD’den daha çok çeşitlilik barındırıyor. En yoksul eyalet Mississippi’de kişi başı gelir ulusal ortalamanın üçte ikisi. Fakat en yoksul AB üyesi olan Bulgaristan’da kişi başına gelir birlik ortalamasının sadece yüzde 38’i. Bazı Amerikalılar bu ve benzer verilerden yine de etkilenmiyor. (17 Haziran 2010)

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 10 °C
Hakkari
-4 / 11 °C
İstanbul
12 / 16 °C
İzmir
9 / 18 °C