Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İnsana nasıl bakılır?
18 Haziran 2010 / 18:55

İnsanlar arasındaki ilişkiler, insanların birbirlerine bakış tarzlarıyla yakından ilişkilidir. Zira bir insanın diğeri hakkındaki kanaatinin oluşmasında, onun hakkındaki düşüncesi bu düşüncesinin teşekkülünü sağlayan ilişkileri ve ilişkiler sırasındaki bakışı önemli rol oynamaktadır. Bir insan hakkında bir başka insanın veya diğer insanların değerlendirmeleri ister istemez o insan hakkında bir takım bilgileri gerektirir. Bu bilgileri edinmek kimi zaman çevreden edinilenler, daha az da kişi ile doğrudan ilişkinin sonucu teşekkül etmektedir. Bir insan hakkında başkalarının düşüncesi sağlıklı düşünce ortamlarında doğruya yakın teşekkül edebilirken, sağlıksız düşünce ortamlarında daha ziyade doğrunun dışında teşekkül eder.

 

İnsanların sade ve iddiasız bulunduğu zamanlarda çoğu zaman o insan hakkında iyi düşünülebilirken, aynı insan hakkında o insan bir iddianın sahibi bulunmaya başladığında ve yalnızca bu sebeble başka türlü, daha doğrusu tersine düşünülmesi hep görülegelen şey olmuştur. İddiasızlık, genelde insanların gözünde çoğu zaman iyi olmanın bir gerekçesi olagelmiştir. İddia sahibi olmanın, bilhassa iddia sahibi olmasıyla tanınmaya başladığı zamanlarda ve giderek iddiasının gerçekleşme ihtimalinin artması zamanlarında ne denli yaman bir hasım olarak o insanın önüne dikildiğinin örnekleriyle dolu olan tarih bize ayrıca ve bilhassa peygamberler tarihine ayırdığı sayfalarında bir çok açık örnek vermektedir. Kur’an’ın da tarihî açıdan bize yaptığı şahitlik onu göstermektedir ki gerçekten iddia sahibi insanlar, iddialarına sahip çıktığı sürece toplum önünde düşmanlık celbeden, husumet hedefi olan kişiler olarak görünmektedir. Tâ ki iddialarının gerçekleştiği günler gelsin ve başarıları kimsenin inkar edemeyeceği boyutlarda herkes tarafından görülsün. İşte o zaman ezici bir çoğunluğun artık iddia sahibinin karşısında değil, yanında bulunduğu, bunun da sanki birdenbire gerçekleştiği sanılabilir. Yalnızca pek az bir grup insan hasedlerinin esiri olarak başarılı olmuş iddia sahibine karşı olmayı sürdüreceklerdir. Bunları tanımak hiç de güç değildir. Bilinir bunlar, en azından başarıda payı bulunanlar tarafından bilinir yakından. Fakat büyük bir kitle yine bu hased sahiblerinin gerçek durumlarından hebersiz kalır.

 

Bir insanın anlaşılması için insanlara açık olan yol iki kademeden oluşur. Birincisi o insanın söylediklerinin doğruluğu veya eğriliği, ikincisi ise söylediklerini işleyip işlemediğine bakılır ki söylediklerinin doğruluğuna inanıp inanmadığının diğer insanlar için ölçüsü (görünen ölçüsü) budur.

 

İslam açısından kişinin İslamî yolda bulunup bulunmadığının ölçüsü birinci derecede söylediklerinin İslam’a uyup uymadığının tesbitidir. Kişi söyledikleriyle İslam’dan söylüyorsa söylediklerinin İslam’dan olduğuna inanılır. Söyledikleri İslam’dan değil, İslam’a ters ya da genelde İslam’dan bilinmekle birlikte İslam gerçeğine ters düşen şeylerse bunların İslamî olmadığına hükmedilir. Kişinin başka bir şeyine bakmaya gerek kalmaz. Ve söylediklerinin İslam’dan olmadığına hükmedilir. Bu durumda ya İslamı bilmiyordur, ya yanlış biliyordur veya doğruyu bildiği halde yanlışı söylüyordur. Birinci ihtimal en kuvvetli olandır ve diğerleri onu takiben düşünülmelidir. Sonuncu ihtimal ise az vaki olan haldir.

 

İnsanlar için “Berâet-i Zimmet asıldır” kaidesi “Suçsuzluk asıldır” anlamınadır ve herkes için böyle düşünülür. Herhangi bir kimse için şöyle veya böyle diyebilmek ancak onun hakkında söylenebilecek şeye müteallik bir hüccete (delile) ihtiyaç gösterir. Bu demektir ki kişi suçsuzdur, temizdir, iyidir. İslam’ın kabul ettiği prensip budur. İnsanlara bakış açısı olarak İslam bunu kabul etmiştir. Bu ifade (esas) asıldır. Suçsuzluk asıl, suçluluk istisnadır diye deyimimizi tamamlayabiliriz. İstisnanın isbata ihtiyacı varken, asıl zaten sabittir.

 

Kişi hakkında kanaat sahibi bulunmanın gereği ya o kişiyi dinlemek, veya eserinden haberdar olmak ya da onunla ilgili sahih (sıhhatli) bir bilgi (rivayet)ye sahip olmaktır. İnsanlar hakkında şu veya bu konuda bir kanaat sahibi olmak için o insanın o konuda ne düşündüğünü, nasıl düşündüğünü bizzat dinlemek, sorular sormak, söylediklerinden anladığınızı kendisine arzederek böyle anladığınızı, doğru mu yoksa yanlış mı anlamış bulunduğunuzu sormak ve tekid veya tekzibini almak durumunda olmalısınız. Bu suretle onun fikrini anlamak durumunda bulunduğunuz konuda neyi nasıl düşündüğünü ilk planda anlamak imkan dahiline girer. Gerçekte bu konuyu bir defa veya iki defa konuşmakla dahi tamamlayabilmek ariz-amîk (enine-boyuna) üzerinde durabilmek de her zaman mümkün olmamaktadır. Bunun için de dinlediklerinizle hemen bir hükme varmamak ve fakat daha çok konuşmak, tartışmak, anlamaya çalışmak durumunda bulunmalısınız. Sonuç olarak en son dinlediklerinize göre filan insan şu konuda şöyle, şöyle dedi veya düşünüyor, diyebilirsiniz. Bu şekilde konuşmanız, hüküm sahibi olmanız da yine o insan için nihâî kanaat olmayacaktır. Zira sizinle görüştükten, size falan konudaki kanaatlarını anlattıktan sonra kendisine bir takım değişiklikler olabilir, bakış açısını değiştirebilir, kanaatlarını yenileyebilir. Bu bakımdan filan insan hakkında en son kanaatiniz o insanla yaptığınız en son görüşme (en taze görüşme) ile bağlı kalmalı, daha ilerisine gitmemelidir.

 

İnsanın İslamî bakımdan söylediklerinin doğru veya eğriliği elbette önemlidir. Lakin öncelikle bunun sağlıklı bir biçimde tesbiti gereklidir. Bu tesbit ise anlamak istediğiniz kişi ile peşin bir kanaat sahibi olmadan ve onu aykırı düşünüyor ithamına maruz bırakmadan serbestçe yapılacak bir konuşma ile düşündüklerini ortaya koymaya çalışmakla gerçekleşir. Açık gelmeyen kısımları, açıklığa kavuşturucu sorularla tamamlamaya çalışmak ve enine-boyuna nasıl düşündüğünün ortaya çıkmasına yardımcı olmak da gerekir.

 

Kişi, eğer düşündükleri itibariyle İslam üzerinde ise, yani söyledikleri Kur’an’a ve Resulullah’ın Kur’an’ı anlayışına uygun düşüyorsa bu takdirde onun davranışlarına bakmaya sıra gelecektir. Şayet davranışları da söylediği İslamî doğrulara uygun şekilde ise artık ona güvenmemenin hiçbir sebebi kalmaz. Düşünce ve davranışların doğruluğu (İslam’a uygunluğu)na hükmedilir. Onunla birlikte olabilmek artık mümkün hale gelmiş demektir.

 

Kişinin söyledikleri (düşünceleri) İslamî olduğu halde, davranışları düşüncelerinden farklı ise ister istemez bir güvensizlik zemini doğar. Bir tutarsızlık ortaya çıkmıştır ve bu tutarsızlık güven vermez insana. Bu takdirde kişinin söylediği, düşündüğü doğrulardan yararlanılır, fakat davranışlarına itibar olunmaz. Bu durumda kişi tümüyle reddediliyor değildir. Söylediklerine itibar olunan, işlediklerine itibar olunmayan bir konum çıkar ortaya. Umulur ki düşündüğü doğrular yönünde davranışlarını da ayarlasın ve yanlış olan davranışlarını düzeltsin. Bunun için de kendisiyle birbirini tutmayan düşünce ve davranışları üzerinde konuşulur. Davranışlarının da düşündüklerine uygun olmasının, düşündüklerinin müessiriyetini artırıcı olacağı kendisine anlatılır, hatırlatılır ve doğruya sevkedilmeye çalışılır. Eğer kendisini bu yönde değiştirmeye başlar ve yol almaya da devam ederse o kişinin salihleşmeye (doğrularla uygun düşmeye) başladığına hükmedilir. Ki ortaya çıkan bu durum elbette sevindiricidir.

 

Kişinin düşündükleri, söyledikleri İslam’a uygun düşmüyorsa bu takdirde onun amellerine bakmanın gereği yoktur. Ona ancak doğru düşünce anlatılmaya, açıklanmaya ve ikna edilmeye çalışılır. İslami düşünceden uzak, habersiz olan birine davranışlarının neden İslamî olmadığını söylemenin, sıra itibariyle hiçbir gereği yoktur. Zira İslamı doğru bulmayanın, İslamî davranışları doğru bulmasını beklemek tersinden beklentidir ve gerçekleşmez.

 

İçinde yaşadığımız toplumda insanlar bir uçtan bir uca neredeyse tümüyle müslüman olduklarını söylemektedirler. Karşılaştığımız her kesimden insan, yaşantısı ile boyuna kadar fıskın, zulmün hatta zaman zaman bazıları için şahit olduğumuz kadarıyla küfrün içinde bulunmaktadırlar. Yaşantıları bir yana söyledikleriyle, düşündükleriyle bunu açıklayanları görmekte, dinlemekte, okumaktayız. Bu insanların bir kısmı toplumun geleneksel kültürüne göre İslamî (!) bir görüntü içindedirler. Ki çoğunluğu bunlar teşkil etmektedir. Diğer bir kısmı konumları itibariyle İslam’a karşı durumdadırlar. Her iki kesimin de müslümanız demelerine rağmen söylediklerinin İslam’dan olmadığını görmekteyiz. Birinci kesim İslam’dan söylediğini, İslam’a uygun düşündüğünü sandığı halde söyledikleri İslam’dan değilken, ikinci kesim biraz daha zorlayarak kendine göre bir İslam ortaya çıkarmış fakat yine de düşündüklerine İslam diyebilmektedir. Aslında iki kesimin de durumu birbirinden fazla farklı değildir. Zira birinci kesim -ki gelenekselliğin etkisi altındadır- kendilerinden öncekilerden duydukları, okudukları ve gördüklerini İslam sanır ve savunurken, ikinci kesim de keza yine kendilerinin, kendilerinden önceki benzerlerinden görüp duyduklarını, okuduklarını tekrar etmekle birleşmektedirler. Belki birinci kesimin kendilerini taklid ettikleri arasında fark vardır, fakat taklidciliklerinden dolayı benzerlikleri vardır. Her iki kesim de kendi büyüklerini taklid etmektedirler.

 

Biz biliyoruz ki kim ne derse desin, dedikleri İslam’a uygun düşmüyorsa İslam’dan değildir; isterse sırtında cübbesi veya frakı, ister başında sarığı veya melon şapkası bulunsun. Zira insanın müslüman olup olmaması öncelikle düşündükleri ve inandıklarıyla bilinip, tanınır. Ameli ise bu birincilere bağlı olarak değerlendirilir. Bu ölçüler içinde değerlendirildiğinde makamı ne olursa olsun söylediklerinin İslam’a uyup uymadığı, tabii İslam’ın ne olduğunun gerçeğine uygun olarak bilinmesi ve ona kıyas edilmesiyle rahatlıkla anlaşılacaktır. Ve herkes İslam’a nisbetle konumunu belirlemiş olacaktır.

 

Bizim asıl konumuz İslam açısından insana nasıl bakılmalı, nasıl değerlendirilmeli olduğuna göre bilhassa müslümanım diyenlerin ve gerçekten İslam ne ise ona uymayı hayatının esası sayanların riayet etmeleri gereken esasları belirlemektir.

 

Gerek birbirimiz, gerekse başkaları hakkında bir kanaat sahibi olurken sorumluluktan kurtulmak, sorumluluğun gereklerine uymakla mümkündür. İslam dairesi içinde bulunsun veya onun dışında bulunsun herkes hakkında kanaat sahibi olurken biz nasıl hareket etmeliyiz, nasıl düşünmeliyiz, nasıl karar vermeliyiz ki bu davranışımızdan dolayı Allah katında sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmiş olalım? İşte bizi ilgilendiren asıl konu budur.

 

Biz biliyor ve inanıyoruz ki bütün yaptıklarımızdan hesaba çekileceğiz. Elbette insanlar hakkında neler düşündüklerimizden de hesaba çekileceğiz. Bu sebeple insanlar hakkında şöyle veya böyledir derken, elimizde hüccetimiz bulunması elzemdir. Ki hüccet insanı zandan (özellikle suizandan) koruyan bir koruyucudur. Suizan (kötü zan) insanı sorumlu kılar ve korunulması gerekir. Bundan korunmanın yolu ise herhalde suizanna dayanak teşkil edecek hüccettir, delildir. Delilimiz bulunmasına rağmen, yargıladığımız kişinin lehine kullanmaya çalışmakla da yükümlüyüz o delili. Bütün zorlamalarımıza rağmen lehine değil, aleyhine hüccet oluyorsa ancak o insan hakkında hüccetin gerektirdiği hükmü verebiliriz. Bu tutum aynı zamanda İslamî yargılama (Muhakeme) usûlünün de vazgeçilmez prensiplerindendir. Resulullah (s.a.)’ın hayatında da bunu görüyoruz. Kendisine zina yaptığını itiraf etmek için yanına gelen kadının itiraflarını duymazlıktan gelmesi, kadının üç defa itirafta ve ikrarda bulunmasına rağmen dördüncüde kadına: “Kadın sen ne söylediğini biliyor musun?” diye onu ifadesi üzerinde tekrar düşünmeye sevkedici tavrı da bize göstermektedir ki insanların suçluluğunun peşinde değildir İslam. Daha ağzından ilk sözü çıkar çıkmaz: “Vay demek zina yaptın ha!” denilmemiştir. Bu ifadeyi bilerek koyduk ki Resulullah (s.a.) ile bugünkü müslümanların İslamî anlayış ve yaşayışları arasındaki farkı gereğince belirtebilelim diye. Diğer taraftan Allah da Kitab’ında zannın çoğundan sakınmamızı bizlere sıkı sıkıya tenbih etmekte, hele kötü zandan mutlaka kaçınmamızı, her şeyimizle kesin delile dayanmamızı öğütlemektedir. Nitekim Resullullah da Allah’ın Kitab’ındaki mesajı gereğince algılamış ve davranış biçimi olarak hayatına uyarlamış ve sindirmiş içine, ki yukarıda anlatmaya çalıştığımız örnek bunu açık bir şekilde göstermektedir.

 

Müslüman olarak bizler karar vermekte aceleci olmamalıyız. Hele bu insanlar hakkında ise daha da müteyakkız olmalıyız. Elimizde hüccetimiz olmadan şöyle veya böyle düşünmemeliyiz. İşittiklerimizi kimden işitirsek işitelim araştırmalı, doğru mu eğri mi üzerinde durmalıyız. Hele insanlar hakkında bir kanaat sahibi olurken o insan hayatta ise bizzat kendisi ile görüşüp, akıllı bir şekilde işittiklerimizi tahkik etmeliyiz. Hayatta değilse bize intikal etmiş eserlerini incelemeli, o eserlerin kendisine ait olduğundan emin olarak bir kanaat sahibi bulunmalıyız.

 

Başkalarının söyledikleriyle amel etmek, çoğu kez insanı sorumlu kılabilmektedir. Hele insanların hangi hususlarda nasıl hareket edeceğiyle ilgili ciddi bir yol üzerinde bulunmadığı, dağınıklığın, düşüncesizliğin, akledememenin hüküm sürdüğü ortamlarda buna daha da dikkatli olmak müslüman için olmazsa olmaz cinsinden bir vacibtir. Kim aksine hareket ederse bilmelidir ki Allah katında sorumluluktan kurtulamaz, söyledikleri ve yaptıklarının hesabını veremez. Günlük hayatımızda hemen hepimizin içinde yaşadığımız fakat basit görmemiz yüzünden kendimizi sıkıntıya düşürdüğümüz nice tavır bozukluklarına sebep olan yanlışlarımızdan başlıcası da bu üzerinde durmaya çalıştığımız husustaki bozuk anlayışımız ve davranışlarımızdır. Çoğumuz kendisini bu yüzden sıkıntıya sokmaktadır. Hem bu sıkıntının henüz bu dünyada olanları ile yüzyüze iken ne denli bir sıkıntı olduğunu açıkça görüyoruz. Elbette ahirette getireceği sıkıntılar tümden sıkıcıdır, hesabı zor verilebilirdir. Burada bu halimizi düzeltmekle rahat edeceğimiz gibi, (bu yüzden doğacak) ahiret rahatını da buradan sağlamış olacağız.

 

İslam kehanete yer vermemiştir. İnsanlar hakkında birşeyler söylerken de kâhin gibi değil, âkil gibi davranmak zorundayız.

 

Ve her şeyden önce şunu bilmeliyiz ki, bildiğimiz doğruları insanlara iletmekle yükümlülüğümüz, onlarla amel etmekten sonra gelen ilk yükümlülüğümüzdür. İnsanlara doğru iletilmemişken, onları doğruları bilmemek ve doğru düşünmemekle suçlamaya (ki buna küfür deniyor) kimsenin hakkı yoktur. Zaten ilk insanın aynı zamanda peygamber (doğrular kendisine bildirilen kişi) olarak gönderilmesinin nedeni de bu olmalıdır. Zira insanların Rabbleri katında hesaba çekilirken: “Rabbimiz bunu bize bildirse idi, biz de bilir ve gereğini yerine getirirdik” demelerine Allah mahal bırakmamıştır. Bu yüzden de Kitab’ında, sorumlu tutacağını söylediği her şeyi açıklamıştır.

Bu yazıya toplam (5) yorum eklenmiştir.
Halit Arıkan
04 Eylül 2013 Çarşamba 15:14
KURAN DA İNSAN KAVRAMI
4. İnsanların Nelerle Ve Nasıl İmtihan Edileceği







2-155. Andolsun, biz sizi biraz korku, bi­raz açlık ve biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edece­ğiz. Sabır gösterenleri müjdele.



2-249. Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç avuçlayanlar hariç- onu tatmazsa o bendendir. Onlardan az bir bölümü dı­şında ondan içtiler. O, kendisiyle beraber iman edenlerle onu (ırmağı) geçince on­lar: "Bu gün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok." dediler. (O zaman) Elbette Allah'a kavuşacaklannı umanlar (şöyle) dediler: "Nice az bir top­luluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galip gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir."



3-186. Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette birçok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız, işte bu azmedilmesi gereken iş (emir)lerdendir.



5-48. (Ey Muhammed,) Sana da, önceki kitab (lar)daki (hakkı) tasdik- edici ve ko­ruyucu olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp on­ların heva (istek ve tutku)larına uyma. Siz­den her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) size verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yansınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında anlaşmazlığa düştü­ğünüz şeyleri size haber verecektir.



5-94. Ey iman edenler, Allah görünmezlikte (gaybte) kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği avdan bir şeyle andolsun sizi deneyecektir. Artık kim bun­dan sonra haddi aşarsa, onun için acıklı bir azab vardır.



6-165. O sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek için kimi­nizi kiminize göre derecelerle yükseltti. Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışla­yandır, esirgeyendir.



7-163. Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. “Cumartesi günü iş yapma yasağına uyduklarında”, balıklar onlara açıktan akın akın geliyor, “cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında” ise gelmiyorlardı. İşte Biz, fıska sapmaları do­layısıyla onları böyle imtihan ediyorduk.



7-168. Onları yeryüzünde ayrı ayrı topluuktar olarak paramparça dağıttık. Kimileri salih (davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında olan aşağılıklardır. Umulur ki dönerler diye, onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik.



8-28. Bilin ki, sizin mallanniz ve çocuklanniz ancak bir denemedir (bir fitne konusudur). Allah ise, şüphesiz büyük karşılık katında olandır.



16-92. Bir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha gelişkindir diye, yeminlerinizi kendi aranızda bir fesad (bozgunculuk) unsuru yaparak, ipini kuv­vetle eğirdikten sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah, sizi bununla İmtihan etmektedir. Hakkında ih­tilafa düştüğünüz şeyi, kıyamet günü size mutlaka açıklayacaktır.
Halit Arıkan
04 Eylül 2013 Çarşamba 15:14
KURAN DA İNSAN KAVRAMI
4. BAŞLIĞIN DEVAMI.....



20-83. "Seni kavminden 'çarçabuk ayrıl­maya iten' nedir ey Musa?"



84. Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim."



85. Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçir­dik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."



21-35. Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi şerle de, hayırla da deneyerek imtihan et­mekteyiz ve siz Bize döndürüleceksiniz.



25-20. Senden önce gönderdiklerimiz de, gerçekten yemek yiyen ve çarşılarda ge­zen (peygamber)lerden başkası değildi. Biz, sizin bir kısmınızı, bir kısmınız için deneme (fitne ve imtihan konusu) yaptık; (bakalım) sabredecek misiniz? Senin Rabbin her şeyi görendir.



33-9. Ey iman edenler, Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti; böylece Biz de onların üzerine, bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yapmakta ol­duklarınızı görendir. 10. Hani onlar, size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler de kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında da (birtakım) zanlarda bulunu­yordunuz.



11. İşte orada, iman etmekte olanlar, denemeden geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı.



39-49. İnsana bir zarar dokunduğu zaman Bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki: "Bu bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak onların çoğu bilmiyorlar.



76-1. Gerçek şu ki insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değil­ken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre gelip geçti.



2. Hiç şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu denemekteyiz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.



3. Biz ona yol gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur, ya da nankör.



89-15. Fakat insan; ne zaman Rabbi kendisini bir denemeden geçirse, ona bir keremde bulunsa, onu nimetlere koysa "Rabbim bana ikram buyurdu" der.



16. Ama ne zaman onu deneyerek rızkını kıssa, hemen "Rabbim bana ihanette bulundu" der.[4]
Halit Arıkan
04 Eylül 2013 Çarşamba 15:12
KURAN DA İNSAN KAVRAMI
2. İnsanların Genel Özellikleri







14-34. Ve size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsa­nız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, İnsan pek zalimdir, pek nankördür.



17-11. İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.



18-54. Andolsun, Biz bu Kur'an'da insan lar için her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan, her şeyden çok tartışma­cıdır.



21-37. İnsan aceleden (aceleci olarak) ya­ratıldı. Size ayetlerimi yakında gösterece­ğim; hemen acele etmeyin.



22-66. Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O'dur. Gerçekten insan pek nankördür.



30-54. Allah, sizi bir za'ftan yarattı; sonra (bu) za'fın ardından bir kuvvet kıldı, sonra da bu kuvvetin ardından da bir za'af ve yaşlılık verdi. (Allah) dilediğini yaratmak­tadır. O, bilendir, güç yetirendir.



33-72. Gerçek şu ki, Biz emanetleri gök­lere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.



70-19. Gerçek şu ki, insan, “bencil ve haris” olarak yaratıldı.



80-17. Kahrolası insan, ne kadar da nankördür o.



100-6. Hiç şüphesiz İnsan, Rabbine karşı nankördür.



7. Ve gerçekten, kendisi debuna şahiddir.[2]
Halit Arıkan
04 Eylül 2013 Çarşamba 15:12
KURAN DA İNSAN KAVRAMI
3. İnsanların Yaratılış Ve Yaşatılış Gayesi







4-28. Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister: (Çünkü) insan zayıf olarak yaratıl­mıştır.



6-165. O sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek için kimi­nizi kiminize göre derecelerle yükseltti. Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışla­yandır, esirgeyendir.



7-172. Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahid ol­duk" demişlerdi. (Bunun nedeni,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" deme­meniz içindir.



173. Ya da: "Bizden önce ancak atalanmız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?" dememeniz için.



7-179. Andolsun, cinlerden ve insanlar-cehennem için yarattık. Kalpleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar.



İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.



11-7. O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. “Andolsun onlara: "Gerçek­ten siz, ölümden sonra yine diriltilecek­siniz" dersen, küfre sapanlar mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başka bir şey değildir" derler.



11-118. Eğer Rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet kılardı. Oysa onlar, anlaşmazlığı sürdürmektedirler;



119. Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. (Zaten Rabbin) Onları bunun için yarattı. Rabbinin (şu) sözü (ise) tamamlanıp gerçek­leşmiştir: "Andolsun, cehennemi cin­lerden ve insanlardan, onların tümünden dolduracağım."



17-70. Andolsun, biz Ademoğlunu yücelt­tik; onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz-güzel şeylerden rızıklandırdık, (yine onları) yarattıklarımı­zın bir çoğundan cidden üstün kıldık.



30-30. Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birle­yen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta du­ran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.



33-72. Gerçek şu ki, Biz emanetleri gök­lere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.



73. Şundan ki: Allah, münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azablandıracak; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların da tevbe-sini kabul edecektir, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.



47-31. Andoisun Biz, sizden mücahid olanlarla sabredenleri belirtinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar sizi dene­yeceğiz ve haberlerinizi de (sözlerinizi ve hallerinizi de) sınayacağız.



51-56. Ben, cinleri de, insanlan da, yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.



67-2. O, amel bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.



75-36. İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?[3]
Halit Arıkan
04 Eylül 2013 Çarşamba 15:11
KURAN DA İNSAN KAVRAMI
1. İnsanın Yaratılışı







4-1. Ey insanlar, sizi tek bir nefisten yara­tan, ondan da eşini yaratan ve her ikisin-den birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Al­lah'tan ve akrabalık (bağlarını kopar­mak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.



15-26. Andolsun, insanı kuru bir çamur­dan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.



27. Ve cinleri de daha önce zehirli ateşten ya­ratmıştık.



28. Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekil­lenmiş bir balçıktan bir beşer yara­tacağım."



29. "Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek kapanın."



30. Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti;



19-67. O daha önce hiçbir şey değilken, gerçekten bizim onu yaratmış olduğumu­zu insan (hiç) düşünmüyor mu?



22-5. Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla su­dan, sonra bir kân pıhtısından, sonra ya­ratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça gös­termek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkanyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten son­ra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabanr ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.



23-12. Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.



13. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.



14. Sonra o su damlasını bir kan pıhtısı olarak yarattık; ardından o kan pıhtısını bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.



25-54. Ve insanı bir sudan yaratıp onu, neseb ve sihr(iyyet sahibi) kılan O'dur. Se­nin Rabbin güç yetirendir.



30-20. Sizi topraktan yaratmış bulunması, O'nun ayetlerindendir; sonra siz, (yeryüzünün her yanına) yayılmakta olan bir beşer (türü) oldunuz.



21. Onda “sükun bulup-durulmanız” için, size kendi nefis­lerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Hiç şüphe yok ki bunda, düşünebilmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır.



22. Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı (farklı ve değişik) olması da, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır.



30-54. Allah, sizi bir za'ftan yarattı sonra (bu) za'fın ardından bir kuvvet kıldı, sonra da bu kuvvetin ardından da bir za'af ve yaşlılık verdi. (Allah) dilediğini yaratmak­tadır. O, bilendir, güç yetirendir.



32-7. Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya da bir çamurdan başlayandır.



8. Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır.



9. Sonra da onu “düzeltip bir biçime soktu” ve ona ruhundan üfledi. Si­zin için de kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz?



35-11. Allah, sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sü­rene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir Kitab'da (yazılı) dır. Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır.



39-6. Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra da ondan kendi eşini var etti ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi annele­rinizin karınlarından, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk de O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz?



49-13. Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi (değişik) milletlere ve kabilelere ayırdık. Hiç şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. Elbetteki Allah bilendir, haber alandır.



75-37. Kendisi, döküp-akıtılan meniden bir damla su değil miydi?



38. Sonra bir kan pıhtısı oldu, derken Allah, onu (insan biçiminde) yaratıp bir “düzen içinde şekil­lendirdi”.



39. Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere iki çift kıldı.



95-1. İncire ve zeytine andolsun,



2. Sina dağına,



3. Ve şu emin beldeye (güven
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
9 / 17 °C