Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Din Hürriyeti ve Mürtedd’in öldürülmesi Meselesi
17 Haziran 2010 / 18:33
M.REŞİD RIZA - Kelime – Ekim 1987

İslâm’da dinini değiştirenin (İslâm’ı terkedip başka bir dine girenin) öldürülüp, öldürülmeyeceği konusunda so­rulan soru üzerine M. Reşid Rıza, aşağıda çevirisini verdiğimiz 'fetva'sıyla bu konudaki görüşlerini açıklamıştır. '(Mecelletu '1-Menâr, c.23. Yıl: 1922; s.187-191) Parantez içleri ve vurgulamalar bize aittir. Hikmet Zeyveli

 

Bu konu, Menâr dergisinin çeşitli yerlerinde (tefsirde, fetvalarda) ele alınmıştır. Burada, daha önce yayın­lanmış olanları da özetleyerek konuya yeniden eğiliyoruz:

 

Kur'anda mürtedd'in (İslâm’ı ter­kedip başka bir dine girenin) öldürül­mesini emreden bir ayete rastlamıyo­ruz. Aksine, Kur'an'da, Müslümanlar­la savaşmayan ve (İslâm’i) yönetime itaat eden mürtedd'in katledilmeyeceğine dair ayet vardır. Nisa suresinin 90. ayetinin "...Onlar sizden uzak du­rur, sizinle savaşmazlarsa ve barış içinde yaşamak isterlerse, Allah size, onlara saldırmak için bir yol (ruhsat) vermemiştir." meâlindeki bölümünü tefsir ederken demiştik ki:

 

"Ayette bahsedilen kişiler, daha önce müslüman iken veya İslâm’a muzâhir (yardımcı) iken irtidat eden­lerdir, diyenlerin görüşlerine göre bu ayetten; eğer irtidat edenler (mürtedd'ler) barışçı iseler, müslümanlarla savaşmıyorlarsa öldürülmezler hük­mü elde edilir. Kur'an'ın başka her­hangi bir yerinde mürtedd'in öldürül­mesine dair herhangi bir ayet de yok­tur ki sözkonusu ayeti nesh etsin (ya­ni onun hükmünü ilga etsin):

 

"Evet, sahih bir hadisede, dinini değiştirenin öldürülmesi emri sabit ol­muştur. Cumhûrun (ekseriyetin) gö­rüşü de budur. Kuranın hükmünün sünnetle neshedilebileceği konusundaki (iddia ve) ihtilaf bilinmektedir. Sahabenin davranışı da hadisi te'yid etmektedir. Ancak, sahabenin, Hz. Ebubekr'in ilk döneminde mürtedd'lerle savaşması ictihadla olmuş­tur' diyenler de vardır. Nitekim onlar bazen dinden dönenleri kendi hallerine bırakmışlar (Tayy ve Esed kabile­lerini), bazan da sadece zekâtı ver­meyenlerle savaşmışlardır (Temim ve Havâzin kabileleriyle). Çünkü irtidat eden bu kabileler (sonuncular), cahiliyye dönemlerindeki teâmüllerine dö­nerek, kendileriyle anlaşma yapma­dıkları herkese karşı savaş haline ge­çiyorlardı. Dolayısıyla zekâtı verme­yen kabileler İslâm cemaatini parça­lamaya ve düzenlerini bozmaya çalı­şanlardı. Yoksa tek başına zekât ver­meyen bir kişi, cumhura göre, öldü­rülmez."

 

Doğrusu Kur'ân, sünnetle neshedilemez. Şafiî ve ona uyanların görü­şü budur. Birçokları ise, mütevatir sünnet konusunda onları (Şafiî ve ta­kipçilerine) karşı çıkmışlardır. (Yani, "Mütevatir sünnet Kur'ân'ı neshedebilir" demişlerdir.)

 

Mürted'ler konusunda yukarıdaki ayetten çıkardığımız hükmü, onu ta­kip eden ayetteki hüküm teyid etmek­tedir. O ayet de şudur: "Başka bir­takım insanlar bulacaksınız ki,

hem sizden, hem de kendi toplumlarından emin olmayı isterler. Fitneye döndürüldüklerinde can ata­rak icabet ederler. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler ve sizden el çek­mezlerse onları yakalayın ve nerede bulursanız öldürün. İşte böylelerine karşı Allah size açık bir yetki vermiş­tir." (Nisa 91)

 

Tebarî'nin Mücâhid'den rivayet et­tiği bir yoruma göre, ayette sözkonusu edilenler; Hz. Peygamber (a.s.)'e ge­lerek zahiren müslüman olduklarını ilan eden fakat Kureyş'in yanına dön­düklerinde tekrar putlarına dönüverenlerdir. Bu yollar, onlar, her iki taraf arasında da güvende olmayı umuyor­lardı. Ayette, müslümanlardan uzak durmaz veya barış içinde yaşamak is­temezlerse bu münafıklarla savaşıl­ması emredilmektedir (...) Bunlar hakkında verilen hüküm bir önceki ayette zikredilenler için verilen hük­mün aynıdır: Barış istedikleri, müslü­manlardan uzaklaşıp onlardan el çek­tikleri sürece onları öldürmeye izin yoktur. Aksi takdirde yakalandıkları yerde öldürülürler. Sadece irtidad et­tikleri için değil, müslümanlara karşı savaş haline geçtikleri için. Onun için ayette "...işte böylelerine karşı Allah size açık bir yetki vermiştir." deniyor. Yani sulhu isteyen, size düşmanca davranmayanlara karşı değil...

 

Anılan ayetin tefsirinde, Razî; mürtedd'ler hakkındaki bu görüşün müfessirlerin çoğunluğunun görüşü olduğunu ifade ederek, Mümtehine ve Bakara suresinden ayetlerle aynı görüşü savunmuştur. Bunları naklet­miş ve demiştik ki: "Razî'nin çoğunluk müfessirlerin alternatifi olarak kasdettiği kimseler, bu ayetleri mensuh sa­yanlardır. Bu ayetlerin mensuh sayıl­ması ise, zorlamalı yorumlarla ancak mümkün olur. Oysa böyle zorlamalı yorumlarda ısrara gerek yoktur..."

 

Ayetin tefsirini yazmadan seneler önce bu konuda bizden fetva sorul­muştu. Menâr'ın 10. cildinde (Menâr, c.10, Yıl: 1907, s.285-288. 223 no.lu fetvaya da bkz.) Tunus'lu bir âlimin aşağıdaki soruları sorduğunu bula­caksınız:

 

a) "İnsanlar 'la ilahe illallâh' deyin­ceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum" hadisi cahillerin de iddia ettikleri İslâm’ın kılıçla yayıldığı görü­şünü desteklemiyor mu ve İslâm’ın da'vetle (tebliğle) yayıldığı görüşüne zıd değil mi?

b) "Dinini değiştireni öldürünüz" hadisi(*), inancından ötürü, İslâm’ın kimseye baskı yapmadığı iddiasına aykırı değil mi?"

 

Bu iki soruya şöyle cevap vermiş­tik:

 

a) Anılan hadis, savaşın teşri kılı­nışının gerekçesini bildirmiyor. 'Sa­vaşma (kıtal) izni ve gerekçesi, Hacc: 39-40 ve Bakara: 190 ayetleriyle açıklanmıştır.

 

"Zulme uğratılarak (kendileriyle) savaşılan kimselere (karşı koyup sa­vaşmaları için) izin verilmiştir. (...) On­lar sırf 'Rabbimiz Allah'tır' dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldı­lar..." (Hacc: 39-40).

 

"Sizinle savaşanlarla Allah yolun­da savaşın, fakat haksız yere saldır­mayın..." (Bakara: 190).

 

Hadiste ise, başlamış bir savaşın sona erdirilmesi gerekçelerinden biri verilmektedir. Yani, savaş esnasında karşı tarafın 'lâ ilâhe illallâh' demesi, savaşın bitmesine yeterli sebeptir. Bu şehadet kelimesini söyleyen kalben inanmamış, yani müşrik olsa bile.. Çünkü hüküm zahire göredir. (...)

 

b) İslâm dininden dönen eski Arap müşrikleri (otomatikman) müslümanlarla savaş haline geçiyorlardı. Bazı Yahudiler ise insanların müslüman ol­malarını önlemek için daha etkili bir yol bulmuşlardı: Önce müslüman ol­duklarını ilân edip, bir süre sonra da irtidat ediyorlardı. Ki bu yolla müslümanlar aleyhine konuştukları şeyler inandırıcı olsun. Allah'ın bunlar hak­kında vahyettiklerini de vermiştik. Ha­diste mürtedd'in öldürülmesi emri, iş­te bu muharip müşriklere ve Yahudi­lerin hilelerine karşı bir tedbirdir. Bu ise, insanlara dinlerinden dolayı baskı yapmak değil, günümüz toplumlarının da benimsediği ve 'örfî-askerî idare' dedikleri, o günün siyaseti içerisinde gerekli bir şeydi.

 

Bazı müslüman ailelerin, çocukla­rına İslâm’ı zorla kabul ettirme teşeb­büslerini Hz. Peygamber (a.s.), kendi­sine inen bir vahiyle menetmiştir. Öy­le ki, (Medine'de en nüfuzlu Yahudi kabilesi) Nadiroğulları sürgüne gönderildiği ve İslâm’ın, kuvvetinin zirve­sinde bulunduğu bir dönemde "lâ ikrâhe fi'd-dîn (dinde zorlama yoktur...) (Bakara: 256) ayeti nazil oluyordu.

 

Burada şu bilgiyi de ilâve edelim: Nadiroğullarının sürgünü esnasında müslüman ailelerin Yahudi dinindeki akrabaları muhayyer bırakılmışlardı. İslâm’ı kabul edenler aileleriyle kalabi­lecekler, Yahudiliği kabul edenlerse onlarla beraber sürgüne gideceklerdi. Çünkü her kişi, dininde bulunduğu kimselerden addedilirdi. (Ayetin tefsiri ve özellikle Üstad Abduh'un bu konudaki sözleri için bkz: Menâr Tefsiri, c.3, s.36. Bu ko­nuya, Âl-i İmran: 73 ayetini tefsir ederken tekrar temas etmiştik. Tefsir­de ayet numarası 65 olarak geçmek­tedir.)

 

Bütün bu yazdıklarımla; sorulan soruların cevabı verilmiş olduğu gibi, fıkıhçıların, mürtedd'in öldürülmesi konusundaki delillerinin ne olduğu -ki soyutlayarak aldıkları yukarıdaki ha­distir- ve ayrıca zikredilen hadislerle İslâm’da müsamaha ve hürriyet kaide­sinin nasıl bağdaştırıldığı da anlaşıl­mış olmaktadır.        

 

"Müşrikleri nerede görürseniz öl­dürünüz!.. (Tevbe: 5) ayetine gelince: Bu ayet, anlaşmalarını bozmuş müş­riklere karşı, müslümanların da artık karşılık vermelerinin meşruiyetini bil­dirmektedir. Aynı surenin birinci âyetiyle, ahidlerini bozmuş olan bu müşriklere dört ay mühlet verilir -ki bunlar Şevval, Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem'dir-. 5. ayet ise konuya şöyle de­vam eder: "Bu yasak aylar çıktığında müşrikleri nerede bulursanız öldürü­nüz.." Tabiîdir ki şirklerinden vazge­çip İslâm’a girenlerin, bu genel hükümden istisna edilmeleri gerekir. Ni­tekim ayette bunlar istisna edilmiştir. Ayrıca müşriklerden, anlaşmalarını bozmamış olanlar da bu genel hük­mün dışında bırakılmışlardır: "...Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle ahidleştikleriniz müstesnadır. Onlar size karşı dürüst davrandıkları sürece siz de onlara karşı dürüst davranın..." (Âyet: 8). Bir sonraki ayette ise; bu müşriklerin saldırgan oldukları, iman­sızlıklarından ötürü herhangi bir ahde sadık kalmadıkları, müslümanların zayıf anlarını kollamak için anlaşma­larını suistimal ettikleri belirtilir: "Ye­minlerini bozan, peygamberi yurdun­dan çıkarmaya azmeden bir toplumla savaşmanız gerekmez mi ki (saldırıyı) önceden onlar başlatmışlardı..." (Âyet: 13).

 

Mürtedd'in öldürülmesi gereğine inanan fıkıhçılar da bazı konularda ih­tilafa düşmüşlerdir: Kavmi üzerinde nüfuzu büyük olan mürtedd'in öldürü­lüp öldürülemeyeceği konusunda ol­duğu gibi. Ebu Hanife de "Kadın mürtedd öldürülmez" demiştir.

 

Şeyh Salih el-Yafiî ise, M. Tevfik Sıdkî'ye karşı yazdığı reddiyesinde (Menâr, c.12, Yıl: 1909, s.449) şöyle demektedir:

 

Muhterem M. Tevfik Sıdki diyor ki: Hadisleri kaynak alarak İslâm’dan dönenlerin kesinlikle öldürü­leceği hükmünü çıkardılar. Oysa Kur'an "Dinde zorlama yoktur" (Bakara: 256), "Dileyen iman eder, dileyen inkâr eder" (Kehf: 29) buyuruyor.

 

Bu tenkide karşı derim ki: Mür­tedd'in kesin olarak öldürüleceği görüşünde ittifak edildiği doğru değildir. Eğer imam, (İslâm’ın lehi­ne) herhangi bir maslahatla mür­tedd'in öldürülmesini men ederse onun öldürülmesi caiz olmaz. O halde mürtedd'in öldürülüp-öl dürülmeyeceğinin hükmü, ahvâlin (şartların) değişmesiyle değişir.

 

Menâr'ın II. cildinde (Yıl: 1908, s.716, 717), Livâ gazetesinin Rusça yayınlanan "Reye" gazetesinden ter­cüme ettiği bir makaleyi yayınlamıştık. Makalenin başlığı "İslâm Dininde Mü­samaha" idi ve bu konuda İstanbul'daki Şeyhulislâm'a sorulan soru­larla verilen cevapları ihtiva ediyordu.

 

Meşihat makamınca mürtedd konu­sunda sorulan soruya cevap verilir­ken, mürtedd, günümüzdeki savaş ka­çağına benzetildikten sonra özetle şöyle denmiştir:

 

"Böyle bir uygulama 'herkes din konusunda serbesttir' düsturuyla ifa­de olunan dinî hürriyete aykırı değildir. Biz, yönetimden (yargı organların­dan), dinden çıkanlara karşı manevi bir yargılamanın ötesinde herhangi bir ceza uygulamasını hiçbir zaman talep etmeyiz. İnsanları, İslâm’ı ya da Hıristi­yanlığı kabul etmeye zorlamak müm­kün değildir. Ancak bir kimsenin dinini, değiştirmesi hürriyeti varsa, bizim de dinimizi terkeden birine karşı hoşnut­suzluğumuzu izhar etmemiz ve on­dan uzaklaşmamız hürriyetimiz olma­lıdır herhalde."

Soru sahibi zımnen aşağıdaki so­ruyu da sormuş oluyordu:

 

"Tarafsız ilim adamlarının keşfet­tikleri ve dinin zahirine aykırı ilmi na­zariyelere inanmakla mürtedd olunur mu?"

 

Cevabımız: Bazı dinî nassların zâhirine muhalefet etmek, eğer bu nassların delâletleri zannî ise tartışıl­masını gerektirir: Bir kimse, Allah'ın kelâmının ve kendisine ulaşan Peygamber kelâmının hak olduğuna ina­nır fakat bazı nassların zahirî delâlet­lerinin doğru olmadığına hükmederek o nassları, kendince tercihe şayan ve sahih gördüğü başka mânâda yorumlarsa onun mürtedd addedilmesi ge­rekmez. Hatta günahkâr da olmaz, kınanmaz da. İrtidat olayı, ancak Allah ve Resulü’nün dinde esas olan bir sö­zünü, birtakım felsefî nazariyeler ve benzeri şeylerle yalanlamakla vukubulur.

 

Kesinlikle inanıyoruz ki, İslâm’ın kat'î esaslarından hiçbirinde çelişki sözkonusu olamaz. Bundan önce 22. sayımızda İslâm’ın, küfrün ve irtidadın ne olduğunu ortaya koymuştuk. Bu konuda oraya başvurulması uygun olur.. Konuyla ilgili en önemli husus, İslâm’da kesinlikle küfür sayılan ve sahi­bi için İslâm hukukunun uygulanması­nı -hayatında, ölümünde, evlenme­sinde, mirasında- engelleyen itiraflar­dır.

 

(*) Her iki Hadis de meşhur ve "muttefekun aleyh" hadislerdir. (Çev.)

 

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 13 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
10 / 17 °C