Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İtikadda ve Amelde Metod
02 Nisan 2010 / 23:00

İ’tikad, akade kökünden türeme olup düğümlenip kalma, bir şeye bağlanma, bilerek inanma, aklen ve kalben tasdik etme anlamına kullanılmaktadır. İslam’da i’tikad Allah ile kulun yaptığı akitleşmedir. İtikad denildiğinde akdin konusuna giren hususlar mevzubahistir. Akdin tarafları söz konusudur. Akde riayet söz konusudur. Akdi bozmanın sonuçları söz konusudur.

 

Allah ile kul arasında yapılan akdin konusu Allah’a teslimiyettir. Bu teslimiyet aklen kabul ve kalben tasdik edilecek ve yalnızca inanca tealluk eden şeyler bilinecek ve kesin surette bunlara inanılacaktır. Bunun kapsamına giren şeylere akîde (üzerinde akid yapılan şeylerin tümü) diyoruz. Akîde dünya hayatı hakkında toplu bir görüştür. İnsan, hayat ve kainat hakkındaki düşüncelerin toplamıdır. Bunun mutlaka kesinlik ifade etmesi, tereddüde yer bırakılmaması gerekir. “Ortak koşanlar diyecekler ki: ‘Allah isteseydi ne biz, ne de babalarımız ortak koşmazdık, bir şeyi haram yapmazdık.’ Onlardan önce yalanlayanlar da öyle demişlerdi de nihayet azabımızı tatmışlardı. De ki: ‘Yanınızda bize çıkaracağınız

bir bilgi var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz.” (6 En’am 148). Zanna uymanın saçmalama olduğuna değinen Allah-u Teala bir şeyi iddia edenlerin yanlarında Allah katından bir delil(bilgi)in bulunması gerektiğini söylüyor. Böyle bir delile sahip bulunmayanların iddialarının havada kalacağını, saçmalık olacağını, zira zanna uymanın bu sonuçları doğuracağını belirtiyor.

 

“Onların çoğu zanndan başka bir şeye uymuyorlar. Zann ise gerçekten bir şey kazandırmaz (ifade etmez). Muhakkak ki Allah onların ne yaptıklarını bilir.”(10 Yunus 36). Zanna uymanın gerçekten bir şey üzerinde bulunmamak olduğu belirtilen bu ayette zannın; ayrılmaz bir bütün teşkil eden gerçekten bir kısmının bile ifadesi bulunmadığı açıklanıyor.

 

İnsanlar arasında bile zanna uyarak hareket etmenin ne kadar kötü sonuçlar doğurduğuna ve doğuracağına değinen ayetler, itikadda zann bulunmasının asla kabul edilemeyeceğini, zannın bulunması halinde akdin fesada uğrayacağını belirtmektedirler. Zira insanın, Rabb’i ve Rabb’i ile ilgili bilgiler bakımından yakîn üzerinde olması ile ancak Rabb’i ile yaptığı akdin sıhhatli olabileceği; aksi takdirde bu akdin fesada (bozulmaya) yüz tutacağı Kur’an’dan açıkça anlaşılmaktadır. Bu itibarla akdin (itikadın) konusunu yalnızca kesin bilgiler teşkil etmektedir, ki İslam açısından bu kesin bilgiler Kur’an ayetleridir.

 

Kur’an ayetlerinin itikada müteallik olanları delalet bakımından iki halde bulunurlar. Birinci hal “Delalet-i Kat’î” haldir ki, kendisinden, ifade ettiğinin dışında bir şey anlamanın mümkün bulunmadığı bir ifade ile gelmişlerdir. İkinci hal ise “Delalet-i Zannî” haldir. İtikada tealluk eden ayetlerin delalet-i zannî maksadı (kesin olmayan) olanlarının bulundukları hal ile ve tafsil edilmeden kabullenilmesi ve o hali ile itikadın konusu yapılması gerekmektedir. Zira gaybî olan itikadı konular ancak gaybın sahibince açıklandığı kadarı ile bilinebilir. Örneğin

öldükten sonra dirilmeyi içimizde bizzat yaşayan olmadığından öldükten sonra dirilmenin keyfiyeti hakkında Rabb’imiz bir şey açıklamış ise ancak o kadarını bilebileceğimiz ve açıklanan kadarına inanmamız gerektiği açıktır. Misaller çoğaltılarak cennet, cehennem, melekler, daha önce gelip geçmiş peygamberler ve başlarına gelenler, bunların çoğunun isimleri, Allah’ın mahiyeti, Kitab ve sahifeler, ahiret günü gibi itikadi konularda Kur’an’dan elimizde ne miktar delil var ise o kadarıyla inanabileceğimiz, akidemizi yalnız bunlar üzerine kurmamız gerektiği, akidede zanna yer bulunmadığı sözkonusudur.

 

Ancak itikada tealluk eden ayetlerin birbirlerini açıklayabileceği, sübut bakımından kesin olan bir delilin zannî olan bir delil ile açıklanamayacağı da bilinmelidir. Zira zann, kat’î olanı açıklayamaz, bu, usul bakımından yanlıştır. Bu itibarla tefsirlerde sakınılmadan yapılmış olan zannî haberlerle sübut-u kat’î nassların açıklanması esasından yanlıştır. Zann, kesinliğe açıklık kazandıramaz.

 

“Siz, kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şahitlik etmesinden

gizlenmiyordunuz. Yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini zannediyordunuz.”(41 Fussilet 22), “İşte Rabb’inize karşı beslediğiniz bu zannınız, sizi helak etti, ziyana uğrayanlardan olup çıktınız!”(41 Fussilet 23), “Herhalde siz zannettiniz ki Resul ve mü’minler bir daha ailelerine dönmeyecekler. Bu (düşünce) gönüllerinizde süslendirildi (size güzel, doğru gösterildi), kötü zannda bulundunuz ve helakı hak etmiş bir topluluk oldunuz.” (48 Fetih 12). Yukarıdaki ayetler ve daha niceleri insanların Rabb’ine karşı besledikleri zanndan dolayı ziyana uğrayacaklarını açıklamaktadır.

 

Zann, şüphe anlamına geldiğinden itikadda kesinlikle yeri yoktur. İtikadda zannın çoğunun da, azının da yeri bulunmamaktadır. Örneklendirecek olursak: “Öldükten sonra dirilmeye yüzde doksandokuz, onda dokuz inanıyorum” demek nisbeti ne olursa olsun ölümden sonra dirilmeye şüphe ile bakıyorum demektir. Bu ifadeyi itikadımız kapsamında bulunan her şeye tatbik ediniz göreceksiniz ki hiçbiri az da olsa zanna mütehammil değildir, yani zann götürmez. Zannın azı da çoğu da itikadda yer almamalıdır. Zira Allah ile akitleşme kesinlik üzerine bina olunmalıdır. Bu akidde bulunacak pek küçük nisbette bir zann bile akdi fesada

uğratır, bozar. Bozuk itikad ise Allah nezdinde muteber değildir. Zira akdin gereğince muamele olunabilmesi için kesin şeyler üzerine kurulmuş, yapılmış olması gerekir. Aksi takdirde akid işlemez.

 

İtikadda (inanca tealluk eden şeylerin tümünde) kesin olma esastır. Zanna ise hiç yer yoktur.

 

Amelde ise asıl olan kesinlik olsa da zann-ı galib (galib olan ihtimal, gerçeğe en yakın ihtimal) genellikle kaidedir. Zira insan eksiktir, acizdir. Amellerinde, galib zannına göre hareket etmesi, kuvvetle muhtemel olan kanaatına göre davranması Allah indinde muteberdir. Allah bağışlayıcıdır. Amellerindeki eksiklikleri, yanlışları için affı; elinden gelen çabayı göstermiş olanlar için esirgemeyendir. İnsanın eksikliğini, acizliğini Rabb’i bilir, tıpkı kendisiyle akitleşen kullarının O’nun her şeyi bildiğini bildiği gibi...

 

Müslüman itikad çemberine giren hususlardaki inancının kesin olması gerektiğini bilendir. Zanna yer verilmemesi icab ettiğine, ayetlerin değindiği üzere inanandır. Kur’an doğruluğunu kesinlikle belirttiği şeylerin zanna tahammülü olmadığını açıklamaktadır.

 

Amellere (davranışlara) tealluk eden hususlarda ise zann-ı galib ile hareket edilebileceğine yine Kur’an işaret etmektedir.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 13 °C
Hakkari
-7 / 10 °C
İstanbul
13 / 18 °C
İzmir
13 / 18 °C