Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Müslümanlar, Ulusçuluk Yüzünden "Cahiliyyeyi" yi aşamıyorlar
14 Haziran 2010 / 18:58
Muslimedya - Şubat 1987

Muhammed El-Gazali

 

İslam dünyası, geçen yüzyılda zayıf ve parçalanmış durumdaydı. Düşmanları, ortakçısı olmayan bir miras bulduklarını ve ellerine geçeni istedikleri gibi sahiple­nebileceklerini düşündüler. Gerçekte, Ümmetin büyük çoğunluğu çok zor şartları yaşıyordu. Kültürel, siyasi ve me­deni seviyeleri en alt düzeye inmişti.

 

Bu arada dünyanın öbür tarafınca da önemli değişiklikler vardı.

 

Devletler ve uluslar yeni zirvelere çıkıyorlardı. Kralın, ancak Papa'nın irade­sine bağlı olduğunu açıklaması halinde ona izin veriliyordu. Zamanlar değişti: si­vil idareciler sürekli olarak güçlendikçe. Papalık da sürekli olarak iktidarını yitirdi. Bilim, Hristiyanlığa galip geldi. Yeni ma­teryalist ve bilimsel felsefeler gelişti. Simdi 'kilise babaları' kralın kapısında bekliyorlar. Ancak kral, uyanık davranıyor ve eski günlerdeki boyun eğmişliğinin intikamını almayı düşünmüyor. Bunun ye­rine, kiliseyi kendi amaçlanrı için kullanıyor. Böylece her ikisi de İslam dünyasına karşı birbirlerine yardım ediyorlar. Bunun için de İslam dünyasının en zayıf noktalarını araştırıyorlar.

 

Bu yeni saldırı, eskilerinin devamı ma­hiyetinde olmasına rağmen, Haçlı sefer­leri olarak adlandırılmıyor. Yeni isimler ve daha kurnaz yöntemler ediniyor. Amaç açıktır. Dinin ve din taraftarlarının em­peryalizmin hizmetinde olduğu Batı'nın yeni hakimleri siviller, bilim adamları ve sanayicilerdir. Her iki taraf da aynı amaçta birleşmişlerdir: İslam'ı ve Ümmet'i orta­dan kaldırmak. Müslümanların şartları bu süreç için tümüyle elverişlidir.

 

Birinci Dünya savaşından sonra pek çok Müslüman ülke, emperyalizmin iki kanadının Haçlıların ve Komünizmin eline düşmüştür, pek çokları da düşmektedir. Öyle ki İslam dünyasında, emperyalistle­rin işgal etmek istemediği kısır, verimsiz bazı bölgelerin dışında özgür insan bu­lunmamaktadır.

 

Tam bir sömürgeleştirmeden sonra eski kin ve nefret su yüzüne çıkıyor işgalci­ler dikkat ve özenle İslam'ın, okul, ev, köy, kasaba ve diğer çevrelerdeki izlerini sil­mek için çalışmaya başlıyorlar, İslam'ın arkeolojik kalıntılara dönüşeceği vakti bekliyorlar. Kuklalar olarak yeni yönetici­leri kullanıyorlar. Bütün hazineler hainler için açılıyor. İmanlarına bağlı olanlar darağaçlarına gönderiliyor.

 

Müslüman topluluklar kaç kez sessiz zindan duvarlarında katledildiler. Çok es­ki değil, Zenzibar'la Tanganika'nın birleş­tirilmesi 30.000 Müslüman'ın kanına mal olmuştur. Hiç kimse gözyaşı dökmemiştir onlar için. Bu katliamın kahramanı Julius Nyerere, daha sonra ondan hiç de aşa­ğı kalmayan bir işgalciyle uzlaştırılmıstır. Kahire'de Cemal Abdunnasır büyük mi­safirperverlik göstermiştir ona. Nyerere yine aynı yerlerdedir: İdi Amin'in hükü­metini devirmiş ve onun yerine Müslü­manları insafsızca katleden yeni bir rejim kurmuştur. Buna karşı da yine hiç kimse kalkıp tek bir söz söylememiştir. Yenilgi­ye uğratılan Ümmet'in dünyanın dört bir tarafındaki trajedilerinin haddi hesabı yoktur. Büyük kayıplara rağmen, İslam'ın inançlı mirasçıları yenilgiyi kabul etme­mişlerdir. Daha güzel bir yarın için her yerde bir direniş ateşi yakılmıştır, insan­lar, bütün bunların niçin olduğunu dü­şünmeye başlamışlardır. Niçin gerilediği­mizi, bazıları ilerlerken bizim niçin geri kaldığımızı, onların başarılarındaki sırrın ne olduğunu, bizim, derinliklerimizdeki hastalıkların ve zaafların nereden kay­naklandığını düşünmeye' başlamışlardır.

 

Şaşkın bir şekilde, bazılarımız emper­yalistlerin gizli güçler tarafından hareke­te geçirildiğini, adaletsizliğin onların do­ğasında olduğunu düşündük. Sonra, Ya­hudi inancı üzerine İsrail kuruldu, Haçlı duygularla emperyalizm onu kanatları al­tına aldı. Bu, o insanların sırrını açığa vur­du ve birçok kapalı göz açıldı. Anlaşıldı ki İslam'ın yeryüzünden silinmesi, üzerinde ittifak edilmiş bir plan ve amaçtır. Bazı ki­liseler açık bir dille bir plan ve amaçtan sözetmiş, ve başarısını beklemeye başla­mıştır. Bazıları da gerçeklerin kendi ken­dilerini açığa vurmaları için sessiz kalmış­lardır.

 

Müslüman halklar kaynamakta, öte yandan da hükümetlerinin tavırları sor­gulanmamış ve aydınlanmamış olarak kalmaktadır. Bu tavırların belirlenmesin­den önce emperyalizmin bize karşı amaçlarını özetlememiz gerekmektedir. İslam'ı ve Ümmet'i bölme planını oluşturmak emperyalizmin yüzyıllarını almış­tır:

 

- Müslümanları topraklara ve etnik menşelere göre, yeni-ulusçuluğa bağlı kılarak bölmek ve İslam kardeşliğini orta­dan kaldırmak. Her kabile, İslam'ı ve İs­lam'ın tarihini bir tarafa bırakarak, kendi tarih ve çıkarlarıyla kayıtlı, belirlenmiş si­yasi sınırların ardında yaşamalıdır. Daha önce "Ey Müslümanlar" şeklinde kullanı­lan ifade "Ey vatandaşlar" şeklinde değiş­tirilmelidir.

 

İslam ülkesindeki siyasi birimler iste­seler de istemeseler de İslam'ı bütünüyle uygulamaktan alıkonulmalıdır. Bu politi­ka, aile hukuku hariç hayatın diğer bütün alanlarında uygulanmıştır. Aile hukuku alanında uygulanmasının sebebi ise, bu köşenin de diğerleri gibi tamamen din­den uzaklaşmasını beklemek içindir.

 

- Eğitim müfredatı öyle hazırlanmalı­dır ki toplu olsun, bireysel olsun ibadeti önemsemeyen helal ve harama riayet et­meyen yeni bir nesil yetişsin. 'Ulusal' ta­rih İslam tarihinin önüne geçirilmeli ve Kur'an'ın dilinin yerine başka bir yabancı dil getirilmelidir.

 

- İslami olanlar ortadan kalksın diye ya­bancı bir ahlak, gelenek, fikirlere ve sa­natlar ithal edilmeli, bunlar İslam topra­ğında yeşertilmelidir. İslam toplumunda bunların lehine bir ortam ve iklim oluştu­rulmalıdır.

 

- Nerede olursa olsunlar Müslüman azınlıklar ezilmeli, İslami toplumlardaki yabancı azınlıklar kendilerine daha fazla maddi ve manevi önem verilerek güçlen­dirilmeli ve böylelikle bunlar Müslüman toplumda sürekli yaralar halinde kalmalı­dır.

 

- Avrupalı'lar ve Amerikalı'lar bu planın gerçekleşmesi yolunda birleşmişlerdir. Savaşan düşünce ekolleri barışmışlar, ge­leneksel düşman uluslar birbirleriyle iş­birliği yapmışlardır. Bunlar şaşırtıcı değil­dir. Sömürgecilik kendi toplumumuzun ortasında, bizim aramızda yaşayan, bizim dilimizi konuşan ve emperyalistlere "sen istirahatine bak, biz bu işin üstesinden geliriz. Biz, sizin sözünü ettiğiniz amaçları benimser, gerçekleştiririz, iktidar bizim elimize verilirse her şeyi bu amaçların gerçekleşmesi için seferber ederiz" di­yen bir topluluk yetiştirmiştir.

 

- İslam topraklarında, uyuyan ve istikametsiz halklarını mağlubiyete ve zillete taşıyan İslam düşmanı yapılar işte böyle kurulmuştur. Bu yapılar, nesillerden beri­dir İslami reddeden küffardan daha cüretkardırlar Allah'ın dinine karşı. Bizim toplumlarımıza ait olmalarına rağmen, emperyalistlerin ajanlarının darbeleri emperyalistlerinkinden çok daha şiddetli ve yaralayıcıdır.

 

Siyasi ve kültürel sömürgecilik İslam'ın binası üzerinde büyük hasarlar meydana getirmiştir. İslam, bütün tarihi boyunca Müslüman Ümmet'in şekli ve muhtevası olduğundan, ondan kalan boşluğu dol­durmakta hiç bir şey yeterli olmamıştır. Ümmet, sadece djni mesajını değil, için­de banndırdığı güçlü vasıflarını da yitir­miştir.

 

Ancak bu felaketin bütün herkesi aynı derecede içine aldığını söylemek haksızlık olur. Birbiri ardınca gelen buhranlar esnasında onurunu ve inancını kaybet­meyen fazilet sahibi mü'minler vardır. Namazlarını ve oruçlarını ihmal etmeyen, ahlaksızlığa ve şaraba tepeden bakan, zanilere ve ayyaşlara müsamaha göster­meyi reddeden niceleri vardır. Bu karan­lıkta, İslam’ın gerçek kalıntıları bu erdemli ruhlarda hayatiyetini sürdürmüştür. Bunlar, güçlerinin yettiği her yerde İs­lam'a hizmet etmeye, gelecek nesiller içinde İslam'a bir yol açmaya çalışmışlar­dır. Ancak İslam, bir kaç bireyin kişisel er­demleriyle sınırlı değildir. Herhangi bir İs­lami yapının sahip olması gereken bazı işaretler vardır. Sözgelimi:

 

- Felsefesi, Allah'a, Ahiret gününe inanmaya dayalı olmayı her alanda O'nun iradesi hakim kılınmalıdır.

 

- Davranışlar takvaya, Allah'a bağlılığa, Emri bil ma'ruf ve nehy-i anil münker'e, salat ve zekata dayanmalıdır.

 

- Siyasal despotizm, başkalarına hakim olma, üstünlük hırsı ortadan kalkmalı ve yapı diğer çeşitli özgürlüklerin muhafaza edildiği bir istişare esasına bağlanmalıdır. Bu yapının toplum içindeki seyri herkes için kapsamlı bir sosyal adaletin gözetil­diği bir bakışla denetlenmelidir.

 

- İslami ahlak ve değerlere bağlı bir ne­sil yetiştirmeli, bu neslin Kur'an ve Sün­netle, İslam'ın mirasıyla, bütün bir İslam tarihiyle ilişkileri güçlendirmelidir.

 

Bu işaretler aklın ürünü değildir. Teo­rik anlamda bunlar, Allah'ın kıyamete ka­dar korumayı vaadettiği dinimizin kısım­larıdır. Pratik açıdan ise bu işaretler bin yıldan fazla süreden beri devam etmekte olan tarihimizin hülasasıdır. Tarihimizi meleklere değil de insanlara ait olduğu­na göre, sözünü ettiğimiz işaretler za­mandan zamana değişebilir, inançlı ol­mayan idareciler vardır. Sözleri Allah'la kendi aralarında olanlar vardır. Sonuç olarak Ümmet, zafere ve gelişmeye tanık olduğu kadar yenilgiye ve çöküşe de ta­nık olmuştur. Kısır zamanlarda doğmuş olmamız bizim kaderimizdir, ancak gö­revlerimiz vardır.

 

Müslüman idareciler iki türlüdür. Bun­ları bir kısmı inançlarına bağlı, görevlerini bilen ve yerine getirmek için gereklerini yapanlardır Onları gözetmeli, onlara amaçlarına ulaşmakta yardım etmeliyiz. Bir de geçmişimizi ve bu günümüzü unu­tan, ya da unutmuş gibi görünen, inancı­mız ve tarihimizle ilişkisini kesenler var­dır. Bunlar mümkün olan her yolu kulla­narak iktidarda kalmaktan başka bir şey düşünmezler. Bunların bütün bildikleri komünist olsun haçlı olsun, kamplardan biriyle ittifak etmektir. Böyle yapmakla bunlar, gerilikten kurtulup çağdaş bir ha­yat yaşadıklanna inanırlar.

 

Bunlar arasında bile iki tür insan var­dır Birincisi İslam topraklarında doğmuş olmalarına rağmen İslam’dan bîgâne olanlardır. Bunlar, İslam kendilerine doğ­ru bir şekilde ulaştırılmış olsa belki de İs­lam'a bağlı olacaklardır. Ancak gariptir ki bunlar başka fikirleri bilir ve takib ederler. Bunlar, cahillikleri dolayısıyla İslam'dan uzaktırlar. Bunlar, kızdırmadıkları zaman bir zarara yol açmayan, sakin, fakat hasta adamlara benzerler. Bazıları anlayışları ölçüsünde kamu yararına hareket eder­ler, ülkelerine ve halklarına bağlıdırlar. İkinci kısım ise İslami temel ve öğretilere düşmandırlar. İslam için gayret sarfedenleri sevmezler. Bunlar yabancı em­peryalizmin uzantısıdırlar. Siyonist ve haçlı emellerin elinde birer araçtırlar. Bunlar Arapçılığa hizmet ettiklerini, Arapları ihya etmek olduğunu söyleyebi­lirler. Ancak bunlar, gerçekte arapları ke­fenlerini biçmekte, onların varlıklarına zararlı olmaktadırlar.

 

İslam dünyası, haçlılar ve komünistle­rin arasında her türlü kötülüğe maruz kalmaktadır. Bu iki yabancının yukarıda sözünü ettiğimiz ajanları hakkında Kur'an'ın açıklamaları vardır (45/39). Geç­mişte ve günümüzde bu tür insanların mevcut olmaları garib bir durum değil­dir. Garip olan, Müslüman olduğunu söy­lediği halde onların bizi yenilgiye ve zille­te sürüklemelerine izin vererek Üm­met'in çıkarları aleyhine çalışanlardır.

 

- Arap olsun başka bir ulus olsun, ulus­çuluk Allah'ın dininde merduttur Muhammed Aleyhisselam'ı peygamberlikten ve Allah'ın vahyinden ayrı düşünmek, ona ister 'dahi' ister sıradan biri densin, kü­fürdür. Tarihimizin İslami vasfını devre dışı bırakmak ve onu salt bir Arap hareke­ti olarak yansıtmak, dünya tarihindeki en tehlikeli çarpıtma ve yanıltmadır. Bu yak­laşım, eski cahiliyyenin yaklaşımından da­ha beter bir Neo-cahili yaklaşımdır. Sade­ce İslam'la uluslararası bir varlığa sahibiz. Başka bir şeyle bilinmek, başka bir şeyle teberrük etmek istersek Allah bizi daha da zelil eder.

 

 

(*) Crescent International editörü Zafer Bangash tarafından Arapçadan İngilizceye çevrilmiştir.

 

Not: Konu öncelikle Arap dünyası, bilhassa Mısır'la İlgi­li olarak işlenmiştir.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
1 / 12 °C
Hakkari
-4 / 9 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
13 / 18 °C