Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yeni Anayasa Müslümanların nesi oluyor?
11 Haziran 2010 / 22:24
Müslümanların bir türlü görmek istemediği şey şudur: Bu yeni dönemde -ki bu, bir anlamda TC’nin rönesansıdır- İslam'ın tamamen bir kültür dinine, ‘kent İslamı’na dönüşmesi istenmektedir.

 

Mehmed DURMUŞ

Vuslat Dergisi - Mayıs 2010 

 

Geleneksel inanıştaki “kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsü” mecazını ahirete değil de, bu dünyaya hasredin -ki öyledir-; bunu da, Allah'ın, ‘sırât-ı müstakîm’ dediği İslamî hayatın ne kadar hassas bir dengeye oturduğu anlamına yorun -ki o da öyledir,- o zaman, ‘yeni anayasa’ yapma aşamasındaki bugünkü Türkiye'de Müslümanların imtihanlarını anlamak biraz daha kolaylaşacaktır.

 

Cumhuriyet rejimi, ömründe ilk defa bu kadar ciddi ve bu kadar kapsamlı bir demokratik reform programına soyunmuş gözükmektedir. Demokratik değişim, niyet olmaktan çıkmış, bizzat projeye dönüşmüş durumdadır. Cumhuriyet rejimi, kurucularının, kurarken genlerine yerleştirdikleri ve o genler üzere büyüyüp serpilmesini arzu ettikleri, hem duygusal olarak hem de bizzat yasal çerçevesini ona göre çizdikleri çağdaş uygarlık seviyesine bir türlü çıkamadı ve bu haliyle çıkması da mümkün görünmemektedir. Çağdaş uygarlık seviyesini yakalamak için rejimin, bütün siyasi ve hukuki hantallıklarını atması, mahir antrenörler gözetiminde iyi bir egzersiz yapması ve ilaveten, kendisini kasan bazı ezberlerini bozması gerekmektedir. Başbakan zaman zaman, Avrupa Birliği’ne almazlarsa bizim kaybedecek bir şeyimiz yok derken, gerçeği ifade etmektedir. Önemli olan, illa AB’ne girmek değildir. Önemli olan, Avrupa devletleri ve batı seviyesinde bir demokratik kültüre ve devlet yönetimi ölçülerine kavuşmaktır.

 

Cumhuriyet rejiminin bu hantallığını en iyi şekilde keşfeden aslında sadece AKP ve hükümeti değildir. Fakat Bu sorunu cesurca ifade etme ve sorunu çözecek birikime en fazla bu parti sahiptir. Geçmişinde şef ve başbuğ gibi siyasî kavramlar bulunan CHP ve MHP’nin genetik yapısı, çağdaş demokratik kültüre pek uygun değildir.

 

İlk kurulduğu günlerde belki bir gereklilik olan ama bugün artık bir paranoyaya dönüşmüş olan ‘dış düşman’ miti, rejimin adeta migrenidir. İçeride ise bir avuç mutlu azınlığın dışında neredeyse her etnik ve inanç grubuyla küs ve hoyratça ilişkileri olan bir rejimin, çağa ayak uyduramamışlığı ortadadır. Kışlada öğrettiği uygun adım yürüyüş modeli, Brüksel’de oldukça ilkel kaçmaktadır. Hâsılı, rejim yenilenmek, çağa uygun hale gelmek ihtiyacı duymaktadır. Türk devletinin haricî ve dâhilî dostları, batılı anlamda liberal demokrat bir devlet nizamına inkılâp etmesini istemektedirler. Bu durumda, bir dizi ‘temizlik’ operasyonuna girişmek kaçınılmazdır. Ergenekon genel başlığı altında çetelerle hesaplaşmak, anayasanın yenilenmesi, demokratik açılım paketleri bütün bu ‘temizlik’ operasyonunun alt başlıkları mesabesindedir.

 

Cumhuriyet rejimi, bu haliyle mi kalsa iyidir, yoksa yenilense mi? Çağdaş uygarlık seviyesine gelse mi makbuldür, gelmese mi? Liberal demokrasi hem toplumda hem de devlet hayatında egemen olsa mı iyidir, olmasa mı? İşte kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsü istiaresi burada başlamaktadır. Bu tür demokratik/sistem içi sorular karşısında Müslümanların uyurgezer cevapları vermeleri, hatta kimilerinin hezeyanlar savurmaları oldukça garipsenecek bir şeydir. Şu anda bazı insanların, bu satırların devamının, “rejim bırakın böyle kalsın, Müslümanlara da varsın zulmetmeye devam etsin” şeklinde gelmesini beklemektedirler ki, bizlerin, kendisine işkence edilmesinden haz duyan kimseler olduğumuzu tespit edebilsinler! Hayır. Bu keşfi(!) onlara yaptırmayacağız. Fakat bir Müslüman olarak benim tavrım, Mekke’de, kurulu düzenin tamiri için öneriler yapmayan, ya hep, ya hiç’ci davranan, Allah’tan başka ilah tanımamayı dünyanın tamamına bile değişmeyen nebevî/Muhammedî duruşun aynısı olmalıdır. Bu noktada Muhammed’i (sav) örnek edinemiyorsam, başka alanlarda benim sünnet ehli olduğum iddiasının hiçbir inandırıcı tarafı olamaz.

 

Cumhuriyet rejiminin şu veya bu siyasi anlayışta, şu veya bu uygarlık düzeyinde olmasına dair bir Müslüman olarak kanaat belirtmem, benim bir taraf olmam demektir. Peki, ben neyin tarafı olacağım? Türkiye'de devletin daha liberal, daha demokrat, daha özgürlükçü, insan haklarına saygılı v.s. bir rejime dönüşmesi İslam açısından neyi ifade eder ki? İslam’ın ılımlısını/Amerikancısını çoktan benimsemiş ve hatta bunun bir numaralı aktörü olan kişi ve cemaatler açısından burada herhangi bir sorun yoktur. Fakat İslam deyince Muhammed (sav)’in yaşadığı Din aklına gelen Müslümanların böylesi dengesizliklerden ve abesle iştigalden uzak durmaları beklenir. Liberal/demokratik/özgürlükçü bir rejimin terviç edeceği; uzlaşılmış, işbirlikçiliğe alet edilmiş bir din benim dinim olmayacaktır. Hâlbuki Müslümanlar serin ve selamet olmalıdırlar ki, demokratik cumhuriyetin İslam'a, her zamankinden daha fazla ihtiyacı olacaktır. Bu ihtiyaç, rejimin astığı astık kestiği kestik dönemlerinde bile sıfıra indirgenememiş de, şimdi mi indirgenecek? Eğer bu bir diyalektikse, bu çatışmada İslam her zaman en avantajlı taraftır. Bu rejime her zaman bir din bastonu/bastonları, hatta koltuk değneği ve tekerlekli sandalyeler gerekecektir. Rejimin yaptığı işte, bu alet-edevatı tedarik etmekten ibarettir. Nedense baston, koltuk değneği ve tekerlekli sandalye enstrümanı ayarında kendilerine rol verilenler bu rolden ziyadesiyle memnun olmakta, eline elma şekeri tutuşturulmuş çocuk hissiyatıyla sevinmektedirler.

 

Yaklaşık seksen yıldır rejimin İslam'la ilişkisi kırarak-dökerek oldu. Havuç politikasını bile çok şirince yapamadı. Bu rejimin aslında İslam'dan başka hiçbir şeyle de gerçekçi bir sorunu yoktur. Ama artık o vurdulu kırdılı dönemler geride kaldı, bundan sonra İslam'la daha ‘iyi’ geçinmek gerektiğini herkes biliyor ve görüyor. Fakat bilinmelidir ki, rejim daha demokrat ve daha liberal hale gelmekle, İslam'a daha müsamahalı olacak demek değildir. İslam dediğiniz Din tamamen bir kültür İslamı’na dönüştüğü sürece rejim evet, öyle bir İslam'la daha barışık olacak, buzlar eriyecektir. Fakat bir kısım Müslümanların bir türlü görmek istemediği şey şudur: Bu yeni dönemde (ki bu, bir anlamda TC’nin rönesansıdır), İslam'ın tamamen bir kültür dinine, ‘kent İslamı’na dönüşmesi istenmektedir. Kent İslamı’nın ne olduğunun, Prof. Dr. Mehmet Altan’ın yeni kitabından (Timaş yay. İst-2010) okunmasını salık veririz. İslam bir kültür dinine dönüşürse, hiç kimsenin onunla bir sorunu olmayacaktır. Zaten şu anda, İslam'ın kültürleşmesi süreci çoktan başlamış durumdadır.  

 

Aslında yeni anayasa hazırlığı aşamasında bazı Müslümanların birtakım heveslere kapılmaları, rejimin politikalarıyla ilgili ilk defa ortaya koydukları yeni bir durum değildir. AKP iktidara geldiği günden beri zaten var olan zaaflarını, anayasa çalışmaları vesilesiyle iyice açığa vurmanın en iyi zamanıdır diye düşünmüş olmalıdırlar.

 

İslamî düşünce açısından sorun gayet açık ve nettir: Hükmetmenin (hâkimiyetin) insana tahsis edildiği bütün yasama biçimleri İslam açısından batıldır ve onun adı tağuttur. İslam sadece Allah'ın hüküm koyucu olduğunu kabul eder. Biz Müslümanlar da buna böyle inanırız. Kozmik âlemde Allah'ın hâkimiyetini onaylayıp da, sosyal ve siyasi hayata gelince yan çizip, insanı egemen kılmak, Mekke müşriklerinden kalma bir mirastır. Onlara da bu miras, önceki kavimlerden tevarüs etmişti. Bizim mirasımız ise Nuh’tan, İbrahim’den Muhammed’e (hepsine selam olsun) kadar gelmiştir. Bu miras şu anda bizim yed-i eminimize tevdi edilmiş vaziyettedir. Emanete sahip çıkmazsak küçülen emanet değil, biz oluruz.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 10 °C
Hakkari
-3 / 11 °C
İstanbul
12 / 16 °C
İzmir
9 / 18 °C