Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İktibas'ın Haziran Sayısı Çıktı
04 Haziran 2010 / 20:02
Selam İle...

Değerli okuyucularımız!

 

Türkiye'de değişim rüzgârı sert esiyor. 1960’da kendi başbakanını idam eden Cumhuriyet rejimi, elli yıl aradan sonra bugün, onu idam edenlerle hesaplaşıyor. Rejimin bu hesaplaşması ise, kimi muhafazakar kesimlere “bir tatlı huzur” veriyor. Başta 27 Mayıs olmak üzere bütün darbelerde halkın değil, rejimin safında yer almış olan Cumhuriyet’in kurucu partisi de, değişim rüzgârlarından bir şekilde etkilendi ve birtakım hesapların mevzuu oldu ki, neredeyse ebedi genel başkanı zannedilen kişi, herkesi şaşırtan bir operasyonla görevinden ve konumundan tart edildi, adeta üzerine beton döküldü. Kitleler onun simasını çoktan unutmaya ve ‘gelen ağa’nın dönemine ısındılar bile. Bu olay aynı zamanda kitlelerin ne kadar ‘balık hafızalı’ olduğunu, ölümüne sahip çıktığı simgeler, karakterler ve değerlerin ne kadar güvenilmez olduğunu göstermeye yetmektedir. Profesyonel imaj yapıcılar kitleleri parmaklarının ucunda kukla misali istedikleri gibi oynatmaktadırlar. Daha dün yere göğe sığdıramadıkları kişileri halk yığınları bugün tamamen unutabilmekte, adını bile anmayabilmektedirler. Bu tecrübe, hakikatin kuru kalabalıkların karaltısıyla ölçülemeyeceğini bir kere daha göstermekte; öte yandan kimi değişimlerin de ne kadar köksüz olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Değişimin sert rüzgârları bazen sam yeline dönüşmekte ve nice İslamî şıvgınları da kurutmaktadır. Bizler, akidemizden beslenen düşüncemizin sam yeline kurban gitmemesi için azami gayretler göstermeliyiz. Mü'minler olarak birbirlerimizi daha çok sevmeli, Rabbimizin Saf suresinde buyurduğu veçhile, birbirimize kenetlenerek sımsıkı saflar oluşturmalı, ancak öylece küfürle, şirkle, nifakla mücadele edebileceğimizi yeniden yeniden hatırlamalıyız. Bilmeliyiz ki, rejimi işletenler ne kadar değişse, asık suratlıların yerine ne kadar gülen suratlılar gelse de, küfür küfürdür. Küfrün doğası değişmeyecektir. İslam olmayan bir siyasal ve sosyal olgudan Müslümanlar asla razı olmamalıdırlar. İmanımızın ve öğrene geldiğimiz doğruların mukavemeti en fazla bu gibi durumlarda belli olacaktır. Kendisini babası gibi himaye eden, kendisine en yakın bir toplumsal kalkan olan amcası Ebu Talib’e bile din açısından mesafe koyan Peygamber (a.s)’ın örnekliği dururken, Müslümanların, bütün siyasal duruşlarını, küfürle aralarındaki mesafeyi tayin eden kavramlarını tarumar edici müdahanelere girişmeleri, sünnet-i Rasulillah’la ne kadar bağdaşır?

 

Bu sebeplere binaen bu sayımızda “reel şartların aldatıcı cazibesi” başlığı altında, sistem içi duruşu yorumladık. Müslüman olarak kardeşçe uyarı görevimizi yerine getirelim istedik. Sonuçta bizler, Müslümanların birbirlerini uyarılarının ibadet olduğuna inananlardanız.

 

Kavram olarak feminizmi işledik. Kısa tarihçesiyle birlikte feminizmin, Allah'ın insanları ona göre yarattığı fıtrata aykırı bir ideoloji olduğunu, İslam nazarında erkekle kadının birbirinin düşmanı değil, birbirini tamamlayan iki unsur, birbirlerinin velîsi/dostu olduklarını yazdık. Müslümanın feminist olamayacağına dikkat çekmek istedik.

 

Yazılarıyla birçok kardeşimiz bu sayımıza katkıda bulundular. Değerli Atasoy Müftüoğlu, ‘gerçekçi olmayan umutlar’ı yazdı. Neo-liberal dünyanın ahlaksızlığına ve Müslümanların umursamazlığına dikkat çekti. Kabile formatında teşkilatlanan cemaatlerin dönüştürücü misyonuna değindi. Ahmet Kalkan hoca, gündemin bir parçası olan anayasa değişiklik çalışmalarını değerlendirdi. Hüküm koyma yetkisini sadece Allah’a ait olduğunun altını çizdi. Hamdi Kılçadır, neden Kur'an (meal) okuduğunu, Kur'an okumalarında geçirdiği süreci anlattı. Hikmet Ertürk hiçbir idealin bedel ödemeden gerçekleşemeyeceğini; bedelini ödemediğimiz bu ideallerin omuzlarımızı düşük yaptığını yazdı. Ahmet Durmuş, mü'minlerin kardeş olduğu, birbirlerine kardeş gibi davranmaları ve davayı öncelemeleri gerektiği üzerinde durdu. Mustafa Bozacıoğlu, “ne yapmalı?” sorusuna bir de kendi zaviyesinden cevap aradı ve ne olursa olsun, karada gemi yapmaya, tek başımıza kalsak da bundan ürkmemeye, ‘ben’ şuurundan ‘biz’ şuuruna hicret etmeye davet etti. Abdi Keçeli, son pişmanlığın fayda vermediğini, önemli olanın, günahları işledikten sonra gerçek anlamda, ama ölüm gelmeden önce pişmanlık duymak ve bir daha günaha asla dönmemek olduğunu açıkladı. Hüseyin Aykan, İslami hayatı yarınlara erteleyemeyeceğimizi, aksi takdirde gazab-ı ilahi ile cezalandırılacağımızı yazdı. Mehmed Durmuş ise, Mısır’da yapılan 21. Abant toplantısını değerlendirdi. Mehmed Durmuş ayrıca Prof. Mehmet Altan’ın Kent Dindarlığı kitabının kritiğini yaptı. Sanat sayfasında Elif İsmailoğlu’nun denemesini okuyabilirsiniz. Mektuplar bölümünde ise, Mersin/Aydıncık’tan yazan Nuri Cemaloğlu’nun Nuh tufanı; Cuma Tombul adlı bir okuyucumuzun, İktibas dergisinin hadise bakışı ve Ankara’dan Sevim Kara’nın büyü hakkında sordukları sorulara cevaplar yazdık. Dergimizi ilgiyle okuyacağınıza inanıyoruz.

 

Değerli okuyucularımız, geçtiğimiz sene Kayseri’de ilkini gerçekleştirdiğimiz büyük çaplı ‘İktibas Ailesi’ pikniğinin bu sene ikincisini yapacağız. Rabbimiz izin verirse 25 Temmuz Pazar günü Ankara’nın Kazan ilçesinde sizlerle buluşacağız. Bütün kardeşlerimizi bu pikniğe davet ediyor ve şimdiden o gününüzü bize tahsis etmenizi istiyoruz.

 

Sizlere Allah'ı razı edici amellerle dopdolu günler diliyoruz. Hep birlikte Allah'ın dini uğrunda bütün hayatımızı adamış olarak yaşamayı arzu ediyoruz. Bir sonraki sayımızda buluşuncaya kadar esen kalın.

kapakhaziran2010-470.jpg

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C