Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gizli kamera ve kul hakkı
24 Mayıs 2010 / 17:11
I- Gazete manşeti aşağı yukarı şöyleydi: “Her zaman olduğu gibi utanç kadına kaldı.”

Cihan AKTAŞ - TARAF

Utancı paylaşması beklenen öteki kişinin daha fazla zırhı (ve hırsı) olduğu için küçük bir özrü bile esirgemesi toplumdan ve eşinden dostundan, böyle bir izlenimi uyandırtmıyor mu? Bakıyorsunuz, onca gürültü patırtının ardından öne çıkan en sesli soru, kaset skandalının Deniz Baykal’a ve partisine neleri kazandırdığı etrafında şekilleniyor.

Ortada kul hakkı, kulların hakkı var oysa. En fazla kandırılanlar ise ülkemizin her şeye rağmen CHP’ye destek vermeye devam eden “sosyal demokrat”ları. Allah’ın merhamet ettiğine kul merhamet etmiyor. O’nun, “örtün üstünü” dediğini açığa çıkarmada insaf sınır tanımıyor, çıkar sahipleri. Gizli kamera acıma bilmeden açığa vurduklarıyla, Ömer Seyfettin hikâyesindeki kadın kahramanın başına geldiği üzere, “yüksek topuklar”ın çıkarttığı seslerin sağladığı korunaklı bir dünyada safiyane bir inanç ve bağlılıkla yaşayıp gitme lüksünü aldı insanların elinden. Hani kadın arka odalara kapatılmayacaktı, hani tek eşlilik esastı! Ne bir aşkı işaret eden yürekli bir iç dökmesi, ne de ihaneti reddeden bir açıklama söz konusu üstelik! Mahremiyet anlayışımız itibarıyla kurcalanmasından hoşlanmayacağımız bir ilişki, ihanet karşısındaki suskunluğu yüceltilen ya da ihanetin başkahramanının mağdur konumunu güçlendirecek şekilde bir sis perdesiyle kuşatılan kadın profillerine karşılık, siyasal hesaplaşmalar için araçsallaştırılarak gündemi kuşattı.

***

II-
Birkaç yıl önce, o zamanlar Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı konumunda bulunan Nimet Çubukçu ile Deniz Baykal arasında Emine Erdoğan’ın sosyal katılımları (görünürlüğü) üzerinden gerçekleşen bir tartışmayı hatırlar mısınız? “Sosyal demokrat” Baykal’a “muhafazakâr” olarak kabul edilen Erdoğan’ın eşinin çok fazla ön planda bulunması bir problem olarak görünüyordu. “Lider eşlerinin suskunluğunu yüceltmeli miyiz” başlıklı bir yazı yazmıştım bu polemik üzerine. Esasında bir kadının eş olma dışındaki kendine özgü varoluşunda yerleşme kararlılığı bana her zaman takdire şayan gözükür. Bu nedenle de söz konusu tartışmada değinilen Olcay Baykal’ın bir parti liderinin eşi olarak ortalıkta görünmeme yönündeki seçimini, kendimce biçtiğim anlamlarla değerli buluyordum.

Hoş ben Deniz Baykal’ı da siyasetçi bir eş olarak ayrı bir yere koyar, dürüst ve güvenilir bulurdum ya...

Ancak Baykal’ın Çubukçu ile girdiği polemik sırasında sarf ettiği, “Olcay susarak konuşuyor, bir aksesuar haline dönüşmedi” şeklindeki ifadeleri, temsil ettiği politik görüşün iddiaları bakımından hayli sorunluydu. Suskun kadın daha az pot kıracağı için mi üstün kadındır, yoksa kadının suskunluğu, töresel olarak ona bağışlanmış altınların (ya da sükût etme meziyetinin) ağırlığının bedeli mi sayılır, anlaşılmaz.

Konuşmak, risk almaktır. Suskunluk bir tercih olabilir, ancak bu suskunluğun derin anlamına bizi inandıracak bir şeyler görmeyi bekleriz yine de...

Şimdi düşünüyorum da Olcay Baykal’ın tutumu bana bir protestonun ifadesi gibi görünüyor. Ağır mı ağır, yine de üstlendiği temsil açısından yetersiz bir protesto bu.

Seçkin çevrelerde dahi kadın, içinde bulunduğu dengeyi koruma adına bir şeylere göz yummayı bazen fazilet, bazen aile değerleri, bazen de ola ki bir dava (hatta belki de aşk) adına yüceltebiliyor. İhaneti sineye çekme tutumu kadınlar cephesinde, ne tahsil tanıyor ne de sınıf farkı.

***

III-
Jose Saramago geçen yıl “Siyasi cüceler asrı” başlıklı bir yazı yazmış ve bu yazısında hırsları ve kararları kifayetlerini aşan siyasetçileri, İtalya Başbakanı Berlusconi örneği üzerinden irdelemişti. Kanunları hafife alma, ilkesizlik ve halkın seçimini (iradesini) küçümseme, siyasi cücelerin özelliklerindendir Saramago’ya göre.

Sadakati olmayanın hakikati olur mu? Siyasette şövalye ruhu modern teknolojinin baskınları yüzünden çoktan buharlaşmış. Baykal’ın kaset skandalının ardından yaptığı sorunu özünden saptıran açıklamalar, Saramago’nun Berlusconi’ye dönük eleştirilerini getiriyor akla. Nüfuzun kötüye kullanılması sıradanlaşırken şantaj siyaseti de yaygınlaşıyor. Siyasal hırs, dost bakışları gizli kameraya çeviriyor. Ne eşine dostuna, ne dava arkadaşına güvenebilirsin. Ne gizli saklı bir köşe mümkün, ne de sadık bir yürek. Skandal kurbanı kadın dava arkadaşlığına ve kızkardeşliğe inancı solduran bir acıyı yaşatıyor öteki kadına.

Kul hakkı konusundaki hassasiyeti önce en yakın ilişki içinde olduğu insanlara karşı göstermeli değil midir kişi...

aktascihan@gmail.com

 

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C