Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ailenin Dağılma Sebepleri Semineri
19 Mayıs 2010 / 22:14
Bencil olmadan “Ben”, kendini kaybetmeden “Biz” olmalıyız

Çağımız insanına Modern düşüncenin kazandırdığı bencillik, doyumsuzluk ve sınırsız tüketimin, temel nedenleri olarak sayabileceğimiz, “Toplumun ana rahmi” olan Aile’nin dağılma sebeplerini Ibiz e.V (Islamisches Bildungs-und Informationszentrum e.V) kurumu olarak 9 mayıs 2010 tarihinde bu önemli konuyu gündeme alarak gerçekleştirdiği program ile, Avrupa’da yaşayan göçmenlerin ve müslüman göçmenlerin bu sorunu nasıl aşmaları gerektiği konusunda Eğitmen ve Sosyal Danışman olan, Sevde Tanrıverdi Bahçı, verdiği uzun ve doyurucu bir konuşma ile katılımcıları aydınlattı.

Konuşmasına “ailenin ne ve nasıl olması” gerektiği üzerinde durarak başladı. Ailenin, insanlar için tanışma, dayanışma ve korunma ihtiyaçlarını giderdikleri bir yer olarak tanımladı. “Aile toplumda değer üretilen, aile fertlerine eğitim, bilgi ve değer verilen yerler olması gerekirken, maalesef bugünkü aile manzaralarına baktığımızda görülen resmin, insanın ve insani değerlerin tüketildiği yerler olarak görünmektedir. Aileler insan ve değer tüketen kurumlar haline geldiler/getirildiler.

Biz müslümanların aileye bakışlarını İslami/Kur’an’i ölçüler belirlemelidir. Bizler aileye Modern değerler ile bakacak olur isek, bizlerin kuracakları aileler de, değer üreten aileler değil, değer tüketen kurumlar olacaktır. Bu bağlamda Kur’an’da ki, başta insan ve aile ilgili ayetler olmak üzere, Rum süresinin 21. ayeti bizlere yol gösterebilir. Bizler doğru bakıştan, doğru işe yönelmeliyiz. Bunun için insan başta kendisini ve eşlerini tanımalılar. İnsanlar yaptıkları işlerinde ve davranışlarında sürekli kendilerine “Niçin” sorusunu sormalıdırlar. Yoksa kişinin zaman içerisinde yapacağı işleri ve davranışları, kendileri ve diğer insanlar için anlamsız hale gelecektir.

İnsan aile kurduktan sonra “ben” olmaktan “biz” olmaya geçer. Kişi evlenmeden önce kendisinde var olan bazı alışkanlıklarından ve bencillikten kurtulmalıdır. Bu kadının ya da erkeğin kendi kişiliğini kaybetmesi anlamına gelmez. Kişiler kendilerine hayatta bir konum ve değer belirlemeliler. Bu değer belirleme insan’ın kendisine özgüven kazandıracaktır. Durduğu ve bulunduğu konumu bilen kişi, sağlıklı işler ve davranışlar sergiler. Bu da ancak insanda var olan “Bilgi” ile olur. İnsan ancak bilgi ile değere ve özgüvene sahip olabilir. Konumunu ve değerini kaybeden insan, başkalarından kendisine değer vermesini de beklememelidir.

Konuşmacı S. T. Bahçı’nın dediğini, şöyle anlayıp, ifade etmek mümkündür; Bencil olmadan “Ben”, kendini kaybetmeden “Biz” olmalıyız.

Bahçı “empati” kavramı çerçevesinde yaptığı açıklamalar da, aile-içi problemlerin çözümünde, yaşadığımız, tartıştığımız, kavga ettiğimiz insanın yerine önce kendimizi koyup, sorun yaşadığımız insanı anlamaya çalışarak hareket etmeliyiz. Aksi takdirde problemler çözümsüz kalır. Şu temel soruları, sorun yaşadığımızda devamlı kendimize sorarak “ben olsam nasıl yaparım, konuşurum ve davranırım?” diye düşünmeliyim. Karşımızdaki insanı ancak bu şekilde anlarız.

Aile içi eğitime yönelik olarak Sevde T. Bahçı, aile içerisindeki eğitimin temel hedefinin, öncelikle aile fertlerinin, ilişki içerisinde bulunduğu insanlara ve hayata karşı sorumluluklarını bilen, Allah’a gereği gibi kulluk yapan fertlerin yetişmesidir. İnsani ve İslami sorumluluklarını bilmeyen kişilerin oluşturdukları toplum ve aileler sorunlu olur. Bizler eşlerimizi ve çocuklarımızı kendi istediğimiz kalıplara sokmamalıyız. Allah insanları farklı özellik ve kabiliyetlerde yarattığı için, burada yapılması gereken iş, aile fertlerinde var olan doğru ve güzel becerileri destekleyip, geliştirmek olmalıdır. Bu toplum ve ailenin iyi yönde gelişmesini sağlayacaktır.

Bu Modern çağda insanlar özellikle de müslümanlar, insani ve İslami değerleri belirli zaman ve mekanlara tahsis ederek yaşamaktalar. Asıl olan bu değerleri hayatlarının bütün alanını kapsayıp ve bütün zamanlarını kuşatacak şekilde yaşamalarıdır. Ancak bu şekilde model/örnek insan ve aileyi ortaya çıkarabilirler. Anne, babanın aile ve toplum içerisindeki bütün söz ve davranışları bir mesaj özelliği taşıdığı için bunlara özellikle dikkat etmeliler.

Aile içerisindeki eşlerin ve çocukların mümkün olduğu kadar aynı değerlerin üzerinde yol almalarını sağlamalıdırlar, aksi takdirde ileriki dönemlerde, aile farklı değerlerin buluştuğu ve daha sonra çatıştığı bir yer olacak, bu da zamanla ailenin dağılmasına zemin hazırlayacaktır. Bunun için aile yaşamındaki ilişkiler ve verilen eğitimler mutlaka “bilgi” temeline dayanmalıdır. Bilgiden yoksun bir eğitim, yaşam ve davranışlar sonuçsuz ve etkisiz kalmaya mahkumdur.”

Konuşmacının dediklerinin üzerinde düşündüğümüzde; insan davranışları bilgiden davranışa/amele doğru olmalı. Sorumluluklarımızın üstesinden ancak, bilgi temeline dayalı bir yaşam ve eğitim ile gelebiliriz. Bu da Modern çağın ve İslam’ın değerlerini çok iyi bilmekten geçer. İnandığımız dinin ve yaşadığımız hayatın biraz uzağında ya da dışında kalmak bizleri beklenmedik, aşılması zor ailevi ve toplumsal sorunlar ile karşı karşıya bırakacaktır.

Konuşmasına şu şekilde devam eden Sevde T. Bahçı “Günümüzde insanlar saygı ve sevgiye hasretler. Aile fertleri bu iki temel ihtiyacı ailenin dışında değil, aile içinde gidermelidir. Aile içinde yaşayan eşleri, çocukları ailenin dışına itecek söz, davranış ve yaşamdan kaçınıp, ilişkilerimiz saygı ve sevgi temelli olmalıdır. Bütün insanlara ve aile fertlerine hak ettiği değeri verip, saygılı olmalıyız. Aksi takdir de insanların aile dışına kaçışları kaçınılmaz olacaktır.”

Sevde T. Bahçı bu bölümü Rad suresinin 11. ayeti’nin mealini vererek, şu tespitte bulundu: “Eğer kendimiz doğru ve güzel yönde değişmez, sorunları ortaya çıkaran nedenleri bertaraf etmez isek, insanlar ve müslümanlar olarak aile ve toplumda istenmeyen soru ve sorunlar ile karşılaşmaktan kurtulamayız. Ortaya çıkan problemlerin sebeplerini değiştiremez isek, bunların sonucun da yaşayacağımız sonuçları da değiştiremeyiz.”

Ailenin dağılma sebepleri:

Sevde T. Bahçı programın bu bölümünde, ailenin dağılma sebeplerini maddeler halinde sayarak devam etti. Bunlar aile içerisindeki eşlerin ve çocukların bilmesi gereken önemli sebeplerdi. Bu maddeleri ve yapılan tespitleri şöyle özetleyebiliriz: “En temel ve başta gelen nedenler, aile fertlerinin kendi aralarındaki iletişim ve ilişki sorunu, eşlerdeki bilgi ve eğitim eksikliği, bununla alakalı olarak da seviye ve kültür farkları, sağlık sorunları, (sinir, depresyon vs.) bu hastalıkların tedavisine yönelik çaba sarfedilmediği gibi, bu sorunlara sahip insandan, sağlıklı insan davranışları beklemek, çevremizde örnek/model alınabilecek insanların ve ailelerin giderek azalması, aile içi ilişkilerin “çıkar” temeline dayanması sonucu, insana hak ettiği değerin verilmemesi, eşlerin sahip olduğu değerleri ve hassasiyetleri dikkate almadan konuşmanın, davranmanın ve yaşamanın, ailenin dağılmasının sebepleri olarak vurguladı.

Müslüman eşlerin/insanların oluşturduğu ailelerin dağılmasına özellikle değinen Sevde T. Bahçı konuşmasına şöyle devam etti: “Günümüzün olumsuz yöndeki değişimlerinden, maalesef müslümanlar ve bu müslümanların oluşturduğu aileler de çok yönlü etkilendiler. Bunun sonucu olarak “ibadet”ten uzak bir yaşama yönelerek, dava ve duadan uzaklaştılar. Bu değerlerin yaşatıldığı bir hayat yerine seküler/maddeci bir yaşama yöneldiler. Yaptıkları dualar da tamamen “sonuca” yönelik oldu, Allah’tan istenilen güzel ve faydalı işlerin ortaya çıkması için üzerlerine düşen davranış ve sorumlulukları yapmaktan sürekli kaçındılar. Allah’ı kendilerine hizmet etmesi gereken bir varlık gibi algılamaya başladılar. Sekülerleşen müslüman ailelerde çözülmeler daha hızlı oldu.

Yalan, güvensizlik, maddi gelirlerin sağlıklı ayarlanamaması, (özellikle çalışan eşlerin oluşturduğu ailelerde) ve aileye dışarıdan yapılan gereksiz ve olumsuz müdahaleleri de en önemli dağılma sebepleri olarak söyleyebiliriz.”

Yukarıda kısa olarak özetlemeye çalıştığım nedenlere son olarak şunları da ekledi; “Son zamanlarda yaygınlaşan ve insanlar tarafından izlenen televizyon dizilerinin de, ailelerin hızla çözülmelerine neden olmaktadır. Buna insanların sahip oldukları ve tamamen hurafelere dayanan aileye, kadına ve erkeğe yönelik yanlış bilgi ve inançları da eklemek mümkündür” dedikten sonra konuşmasını şu şekilde tamamladı: “Aileler de sorunlar, sıkıntılar olacak ve yaşanacaktır. Önemli olan sıkıntı ve problemlere müdahale edip, problemlere yönelik eşler mutlaka birlikte çözüm arayıp, yaşadıkları sorunlara karşı erteleyici bir yöntem izlememelidirler.

Eşler sorunların ortay çıkardığı “sorunlar duvarının” “ayrı” yüzlerinde değil, duvarın “aynı” tarafında yerlerini alarak sorunların üstesinden birlikte gelmeye çalışmalıdırlar. Aile hayatını, yaşadığımız hayatı bir “ibadet” olarak bilmeliyiz. Bu  bilinçle yaşanan hayat, kurulan aileler sağlıklı olacaktır”.

Programın soru ve katkıların yapıldığı bölümünde, kendisine yöneltilen soruların dışında  konuşmacının sunumunda hissedilen eksiklikler bir eleştiri ve katkı olarak  dile getirildi. Getirilen  eleştiri ve katkılar şunlardı; konuşmanın genel anlatımı içerisinde “adalet”, “hak” ve “denge” kavramlarının çok az yer alması ve bu kavramlar çerçevesinde sistematik bir anlatım sunulmaması, ikincisi de aile ve toplum içerisinde erkeğin ve kadının “rollerine” ve “konumlarına” fazla değinilmemiş olması. İçinde yaşadığımız reel hayatın ve Modernizmin bir insan olarak, kadına ve erkeğe nasıl bakmaktadır? Toplum ve aile içerisinde, insana nasıl bir rol ve konum biçmektedir? Bununla birlikte vahiy kökenli bir din olan İslam, insanı nasıl görüp, hangi konumu ve rolleri vermektedir? Bu farklı iki dünya görüşünün aile konusunda, kadın ve erkeğe bakış açısında çatıştığı veya uyuştuğu yerler var mıdır? gibi sorular, konuşma içerisinde değinilmeyen konulardı.

Modernizmin düşünce ve yaşam tarzından, olumsuz yönde etkilenmenin bir sonucu olarak, müslümanların ve diğer inanç sahibi insanların oluşturdukları toplum ve ailelerde ortaya çıkan sorunların çözümünde bu tür çalışmalar, insanlara faydalı ve yararlı olacağı için, bu konudaki müslüman kimlikli insanların çalışmalarını devam ettirmeleri gerekmektedir. Ailevi ve toplumsal problemlere yönelik çözüm arayışları mutlaka vahiy kökenli olmalı. İslami zihniyet ile yapılmayacak çözüm arayışları, biz müslümanları başka sorun ve problemler ile karşılaştıracaktır. İnsanın  özelliklerini ve ihtiyaçlarını en iyi bilen, insanı yaratan Allah’tır.

Bizi yaratan ve yeryüzünde sorumluluk yükleyen yaratıcı kendi üzerine düşeni yapmış, bizleri en doğru yola iletecek son vahyi olan Kur’an’ı göndermiştir. Sıra bizde olup, sorumluluk ve  görevlerimizi öğrenmek ve gereğini yerine getirmek için bu vahyin davetine yönelip, Kur’an’ı kendimize rehber kılmalıyız. İnsanların ve biz müslümanların kurtuluşu ancak Kur’an’ın ilkeleri etrafında oluşturacakları aile ve toplum ile olacaktır.

Ibiz e.V (Islamisches Bildungs-und Informationszentrum  e.V) olarak, bu başarılı, aydınlatıcı ve öğretici sunumundan dolayı Sevde T. Bahçı’ya teşekkür eder, çalışmalarının devamını ve başarılarını dileriz.

Haber: Talat Özhan / Mainz

Bu yazıya toplam (1) yorum eklenmiştir.
İsmail Karataş
19 Ağustos 2010 Perşembe 12:03
Modern zaman müslümanı
Gerçekten de çok faydalı bir yazı.Modernizmin sebep olduğu bencil insan tipleri akpnin müslümanları semirtmesiyle beraber daha da arttı.artık başörtülü hanımlar da feminist söylemlerden etkileniyorlar.sanki hayatın anlamı bu tip müslüman için "toplum hayatında çıkabildiği kadar tepeye çıkmak".halbuki inandığı din başka birşey söylüyor hayat hakkında.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-8 / 6 °C
İstanbul
11 / 15 °C
İzmir
10 / 17 °C