Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Erdoğan ve Lula: Varan iki
18 Mayıs 2010 / 17:21
Evet, varan iki, zira bu sütunda, 14 nisanda yayımlanan yazımın başlığı da “Erdoğan ve Lula”ydı.

Yasemin ÇONGAR - TARAF

O yazıda, Washington’daki Nükleer Güvenlik Zirvesi’nin en ilginç görüşmelerinden birinin Başbakan Erdoğan ile Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva arasında gerçekleştiğini; Türkiye ile Brezilya’nın, İran’la nükleer krizi çözebilecek alternatif bir formül üzerinde çalışmaya karar verdiklerini yazmıştım.

Biz Taraf olarak bu kararı önemsemiş ve doğrusu, Başbakan’la birlikte seyahat eden yazarlar dahil, Türk medyasının, Erdoğan-Lula görüşmesine neden hiç ilgi göstermediklerini anlayamamıştık. Ertesi gün, iki liderin İran konusunda ortak girişim başlattığı haberi sadece Taraf’ta vardı.


Her ne kadar, Amerika rahatsız görünse, Avrupa Birliği pek itibar etmese, İsrail küplere binse ve Tahran’dan gelen ilk tepkiler umut vermese de, Lula ve Erdoğan’ın, Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim’in deyişiyle, “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin geçici üyesi olan iki kuvvetli ülkenin liderleri sıfatıyla” attığı bu adım önemliydi...

Çünkü, yeni bir yaptırım rejimine ya da çok daha kötüsü, askerî bir operasyona gerek bırakmaksızın, Tahran’ın nükleer hevesinin uluslararası denetim altında tutulabilmesi için son şans, barışçı çözüm için son fırsat olabilirdi bu adım.

14 nisanda böyle düşünmekle birlikte, itiraf etmeliyim, bu adımın başarılı olacağından hiç de emin değildim. Ama oldu; Lula ile Erdoğan’ın Washington buluşmasından bir ay sonra, “nükleer takas” anlaşması dün Tahran’da imzalandı.

Anlaşmanın yeterliliği ve İran’ın bu imzanın gereğini yapıp yapmayacağı konusunda, Batı başkentlerinde mevcut ve bence birçoğu haklı olan tereddütlere karşın, bu noktaya gelinmesinin “büyük başarı” olduğunu düşünüyorum ben.

Türkiye’yi çok iyi tanıyan Amerikalı gazeteci-yazar Stephen Kinzer’ın dün Guardian’ın internet sitesinde yazdığı makalenin başlangıç satırları şöyleydi:


“İran’ın nükleer programının küresel bir krize yol açmasını önleyebilecek bir son dakika anlaşmasının sağlandığı yolunda Tahran’dan gelen dramatik haberler, Washington ve Tel Aviv’de İran’ı izole etmek ya da İran’a saldırmak için bahane arayanlar dışında, herkes için ziyadesiyle olumlu bir gelişmedir. Bu, aynı zamanda, Türkiye-Brezilya ekseninin, umut vadeden yeni bir kuvvet olarak dünya sahnesine çıktığını gösteriyor.”

Kinzer, aynı makalede, cuma günü ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Türkiye ile Brezilya’nın ortak girişimine karşı konuştuğu saatlerde, Ankara’daki yetkililerin, “Başkan Obama’dan bu girişimi sürdürmemiz yönünde sessiz destek aldık” dediklerini de aktarıyor.

Tahran’daki anlaşmaya Avrupa ve Amerika’da verilen ilk tepkiler ise, beklendiği üzere mesafeli oldu. Batı’daki resmî değerlendirmelerde, İran’ın uranyumu yüzde 20 oranında zenginleştirme çalışmasına devam etme planı eleştirilirken, takas için Türkiye’ye gönderme sözü verdiği 1200 kilo düşük seviyeli uranyumun yetersiz olduğu, bunun Tahran’ın elindeki nükleer stokun yarısına karşılık gelmesinin sakıncası üzerinde de duruluyor.

Bununla birlikte, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in sözleri yabana atılmamalı:


“İran, Brezilya ve Türkiye arasındaki anlaşmadan memnunum. Türkiye ve Brezilyalı dostlarımızın bu konuda kararlılığını takdir ediyoruz. Konuşmak her zaman iyi, dinlemekse daha da iyidir.”

Kezâ, Washington’da açıklama yapan NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Başkomutanı Oramiral James Stavridis de anlaşmaya “olumlu” yaklaştı.

Benim İstanbul’dan yoklayabildiğim kadarıyla, dün Amerikan başkentindeki yetkililerin ruh hali, “İran’a güvenmiyoruz ama bu anlaşma hiç olmamış gibi de davranamayız. Yaptırım kararı şimdi çok daha zor. Yapılması gereken anlaşmanın yetersiz taraflarını konuşmak ve Tahran’ın bu anlaşmayla ortadan kalkmayan endişeleri gidermesi için yeni bir formül bulmak” diye tarif edilebilir.

Nitekim Washington Post’tan Glenn Kessler’ın yorumunda da, “İran, nükleer pazarlıkta ilerleme sağlandığı illüzyonunu yaratarak, Batı’ya karşı bir zafer kazandı. Böylece Çin gibi ülkelerin yaptırımları destekleme ihtimali büsbütün azaldı” görüşü dikkat çekiyordu.

Esasen, İsrail ve İsrail’in çizgisine yakın olan Batılı yetkililerin, anlaşmaya, “İran’ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yaptırım kararı almasını önlemek için yaptığı bir manevra” gözüyle bakmaları, Lula ve Erdoğan’ı da “bu uyutma taktiğine alet olmak”la suçlamaları şaşırtıcı değil.

Öte yandan, Avrupa ve Amerika’da İran’a yaptırım ya da askerî operasyon istemeyen “ticaret ve barış cephesi” de, Tahran’daki anlaşmayı neredeyse nâralar atarak kutladı dün. Bu cepheye göre, “Lula ve Erdoğan, savaş yanlısı neo-conlara büyük bir gol attılar.”

Kanımca, yapılması gereken bu iki kutup arasında bir yerde durarak, dün sağlanan anlaşmanın, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun İran’la ilgili kaygılarını giderecek bir noktaya getirilmesi için çalışmaya devam etmek...

Tahran’daki anlaşmayı, barış nâralarıyla karşılamak için belki erken ama “Eyvah, yaptırım ve savaş artık çok daha zor” diyenlerle birlikte, sağlanan gelişmeye dudak bükmek de yanlış... Türkiye ile Brezilya’nın oynadığı rolün “iyi niyetli” olduğundan kuşku duymak ise büsbütün abes.


Erdoğan ve Lula, dün sadece etkili birer lider olduklarını göstermekle kalmadılar; Kouchner’in dediği gibi, “konuşmak kadar dinlemenin de önemli olduğunu” hatırlattılar dünyaya.
Ben bu mesajın, Batı başkentlerinde er geç alınacağını  düşünüyorum.

Dün İran’la nükleer kriz çözüldü mü? Hayır.

Peki, bu krizin savaşsız bir çözüme kavuşması için umutlar arttı mı? Kesinlikle evet.

Bunun için de, Lula ve Erdoğan tebriki hak ediyorlar.


ycongar@mac.com

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C