Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Fikir
24 Mart 2010 / 18:12
En geniş anlamıyla 'Şey hakkındaki hükümler' diye tanımlanmıştır.

 

Şey; varlık, olay, eşya, vakıa ezcümle kelam dilinde her şeyi kapsayıcı anlamıyla kullanılmakta ve Yaratıcıyı da içine almaktadır. Her ne kadar günlük dilimizde çoğulunu eşya olarak kullandığımız cansız varlıkları ifade ediyorsa da tek başına 'Şey' denildiğinde Yaratan, yaratılan canlı cansız her şey anlamında kul­lanılmaktadır. Hüküm ise; üzerine tealluk ettiği 'şey' hakkındaki yargı, düşünce manasındadır.

 

Fikir ya akla ilka olunmuş ya da akıldan doğmuştur. Yani aklın kendi mahsulü bulunmuştur. Akla ilka olu­nan fikre ise özel ifade ile 'Vahiy-Vahy' denilmiştir.

 

Fikir, zahiri itibariyle akıldan doğmaktadır. Dış görü­nüşü itibariyle akıldan çıkmaktadır. Akıldan sadır olan fikrin hangi şartlarda, hangi özellikleri taşıması halinde vahiy olduğu ise; fikrin mahiyetinden, münderecatından, kapsadığı bilginin evsafından, ifade ediliş şeklin­den ve sonuç olarak benzerinin insandan sadır olma­yışından anlaşılmaktadır. Nitekim hiçbir söz Vahiyden daha güzel, beliğ, fasih ve anlamlı söylenememiş ve hiç kimse de Vahiy kadar dört başı mamur söz söyleye­memiştir. Hatta onun bir benzerini getirmek de mümkün olamamıştır. Vahiy aklı ikna edicilik, kalbe tat­min vericilikle gaybden haberdar edicilikte, belagat, fesahat ve anlaşılır olmakta rakip tanımamıştır.

 

Vahyin ifadelerinin, geçerliği tartışma götürmez, anlamının eşyanın tabiatına uygunluğunda şüphe edil­mez, zamanlan kapsayıcılığında tereddüt bulunmaz iken, vahiy olmayan fikirlerde bu vasıfların hiçbirisi va­hiyle kıyas edilebilecek şekilde bulunmaz, bulunamaz. Zira Vahy, Yaratıcıdan gelen haberler, bilgiler olduğun­dan bütün zamanları kapsayıcı nitelik taşımaktadır. Yaratıcının hudutsuzluğu ondan sadır olanlarda da eksiksizliğin ifadesidir.

 

Bilindiği gibi din; Allah'ın Nebi, Resul olarak seçtiği kişilere vahiy olarak ilettikleridir. Allah onlara vahyederken bundan yalnız kendilerinin haberi bulunmuş, aynı vasıta ile bir başkasına da 'haber' verilerek 'Biz filana şunları, şunları vahyettik. Onu Resul seçtik' denilme­miştir. Mesela Hz. Muhammed(s.a)'e vahyedildiği, aynı zamanda bir başkasına da bildirilerek (örneğin Hz. Ebu Bekr veya Hz. Ali'ye de aynı haberci (Cebrail (a.s.) gele­rek) 'Allah, Muhammed'e vahyediyor, onu Resul seçti' denilmemiştir. Hz. Muhammed'in kendisine vahyedildiğini, Resul seçildiğini başkalarına kendisi söylemiştir. İnsanlar da buna -onun sözlerine- ya inanmışlar, ya da inanmamışlardır.

 

Hz. Muhammed hem kendi dilinden konuşuyor, hem de vahiy geldikçe onları söylüyordu. Yani her iki tür söz de onun lisanından sâdır oluyor, ondan çıkıyordu. Yalnız Peygamber söylediklerinin vahiy olanlar için 'Bunlar Rabbim'in bana vahyettikleridir' diyor, kesinlikle kendi sözlerini vahiylerle karıştırmıyordu. Va­hiylerin kendi sözleriyle, karışmasına mani olmak bakımından kendi sözlerinin yazılmasını yasaklarken, vahiy olanların yazılmasına büyük bir titizlik gösteriyor, yazılanları kontrol ediyor, ayetleri yerli yerine yerleştir­mekte, yanlışlar olmaması için tekrar tekrar gözden geçirmekte hassasiyet gösteriyordu. Öyle ki Cebrail vasıtası ile kendisine vahyedilenleri tekrar ettirmek, unutmaya mahal bırakmamak, yanlış veya eksiklere yer vermemek için zaman zaman kontrol ediyordu. Cebra­il'in kendisine temrin yaptırdığı, hıfzındakileri kendisine tekrar ettirdiğine dair sıhhatli haberlere sahibiz.

 

Fikrin meydana gelebilmesi için dört unsura ihtiyaç bulunmuştur:

1. Şey,

2. Duyular,

3. Dimağ (akıl, muhakeme gücü),

4. Eski bilgi.

 

Şey; yukarıda da belirttiğimiz gibi en geniş anla­mıyla hükmün üzerine tealluk ettiği olaydır, varlıktır, eşyadır, vakıadır.

 

Duyular; beş duyu olarak tanımlanan görme, işit­me, dokunma, tatma ve koku alma olarak belirlenmiş fıtrî özelliklerdir.

 

Dimağ; akıl veya muhakeme gücü ise düşünme, öğrenme, öğrendiklerini muhakeme etme özelliğidir. Ki insanı diğer varlıklardan ayıran başlıca vasfıdır.

 

Eski bilgiye gelince, o da bir bilgidir. Fakat hakkın­da hüküm verilecek olayla ilgili o olayla karşılaşılmadan önce edinilmiş bir bilgi. Bundan dolayıdır ki biz buna 'Eski bilgi' demekteyiz.

 

Fikir, bu dört unsur bulunmadan hasıl olmaz, ola­maz. O zaman karşımıza ilk bilgi (en eski bilgi) nereden edinildi sorusu çıkmaktadır. Bu sorunun cevabını Baka­ra suresinin 31. ayetinde bulmaktayız: «Ve Adem'e her şeyin ismini öğretti.»

 

Bilgi edinmede sözkonusu şu üç yoldan biri veya birkaçı sözkonusu olagelmiştir:

1. Şey'in zatının idraki, algılanması yolu

2. Şey'in eserinin -izinin- idraki, algılanması yolu

3. Sadık haber, doğru haber edinme yolu.

 

İnsanlığın  bugüne kadar elinde tuttuğu  bilgilerin tümü bu üç yoldan edinme bilgilerdir. Hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun bütün insanların müktesebatı bilgiler bu üç yoldan biri veya birkaçı yolu ile öğrenilmiştir.

 

Bilgilerimizin bir kısmını, hakkında bilgimiz bulu­nan şeyin zatını –kendisini- algılamak suretiyle, o şeye müteallik eski bilgimizin yardımı ile hükme varmış, doğru veya yanlış, eksik veya tamam bir fikir sa­hibi bulunarak edinmişizdir. Örneğin beş duyumuzdan biri veya birkaçı vasıtası ile algıladığımız önümüzde duran insan gibi, ağaç, deniz, dağ, yıldızlar v.s. gibi.

 

Diğer bir kısım bilgilerimizi ise, bilgimizin üzerine tealluk ettiği şeyi bizzat algılamak yolu ile değil, ondan bir şeyi, onun eserini, izini algılamak suretiyle edin­mişizdir. Örneğin bir uçağın kendisini göremediğimiz halde ondan bir şey olan, onun kendisi olmayıp bir eseri, izi olan sesini duymak suretiyle, eski bilgimizin de yardımı ile 'bu uçaktır, uçak olmalı' diyebiliyoruz. Tavşan veya bir başka hayvanın kendisini göremedi­ğimiz halde onun bir eseri olan topraktaki izinden 'Bu­radan bir tavşan geçmiş' diyebiliyor ve hüküm verebili­yoruz, nitekim emsalsiz bir düzen ile karşılaştığımız kainatı Yaratan'ı görmediğimiz halde bu denli mükemmel bir düzenin sahibi, Yaratıcısı, Yapıcısı olmalı diyor, sezgi yolu ile Kendisi (varlığı) hakkında fikir, hüküm sahibi oluyoruz.

 

Bir kısım bilgilerimiz de vardır ki bunlar 'Sadık, Doğru Haber' yolu ile edinilen bilgilerdir. Sadık haberci­lerin başında yer alan Peygamberlerden öğrendiklerimiz ve kademe kademe günlük hayatımızda birçok bilgi­miz, haberinin doğruluğu kanaatini taşıdığımız kişi veya kaynaklardan edinilmektedir. Yerine göre bir gazete, dergi, radyo, televizyon -ki bunlar haber alma vasıtala­rıdır- sözünün doğruluğu, kişiliğinin güvenirliği kanısını taşıdığımız insanlar, yazılı kaynaklar ve benzer­leri, bu yoldan edindiğimiz bilgilerin edinildiği yerlerdir.

 

Gayb, insanın muttali bulunmadığı şeylerdir. Bunlar iki türlüdür. Muttali olunması mümkün olduğu halde bi­linmeyen, haberdar olunmayan cinsten olanı ve muttali olunmak istenilse de mümkün olmayan, ancak Sahibi­nin bildirmesi ile bilinebilecek cinsten olanıdır. Birinci tür gayb aslında bilinebilir cinsten olmakla birlikte ya imkanlarımızın elvermemesi ya da içinde bulun­duğumuz zaman ve şartlarda erişilememesi sebebiyle bilinmeyen bilgiler iken, ikinci tür gayb beş duyu ile algılanılması mümkün olmayan, mümkün olmadığı için de bilinemeyen, bilinmesi ancak sahibince -Allah- tarafından bildirilmekle bilinebilen, bilgimiz bildirdikleri ile sınırlı kalan gaybtır. Rızkımızın miktarından, ecelimize, ahiret alemi ile ilgili mufassal -Kur'an'da haber verilenlerin dışında- bilgiler, Kıyametin ne zaman vuku bulacağı ve benzeri bir çok konu ki ezcümle Allah'ın bilip bize bildirmediği şeylerin tamamı gaybtır. Bu tür bilgiler yalnız Allah'tadır ve O'nun yanında mah­fuzdur. İnsanın veya meleklerin bunları bilmesi muhal­dir. İnsan veya meleklerin bunlardan bildikleri ancak Rabb'ın bildirdiklerinden ibarettir. Bu tür bilgiler cehd sarfetmekle, gayret göstermekle edinilecek bilgiler de değildir.

 

Dünya hayatı hakkındaki esas fikri –akide- eşyanın tümü hakkında müteala yürütmekle elde edilir. Şeylere ayrı ayrı bakılsa da birbirleriyle alakası, birbirle­rini tamamlamaları gözden uzak tutulmamak gerekir ve hepsine hükmünü yürüten bir 'düzen'in bulunduğu asla görmezden gelinemez. Eşyanın nasıl varolduğundan, varlıklarında taşıdıkları özelliklere kadar her şey birbiri ile alakalıdır ve bir yerde toplanmaktadır. O ise Kadir bir Yaratıcı'nın varlığı ve kudreti ile eşyayı yarattığı husu­sudur. Eşyanın taşıdığı özelliklerin en barizi, göze çarpanı ise mutlaka mükemmel bir 'düzen'e tabi bulu­nuşudur.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-8 / 6 °C
İstanbul
11 / 15 °C
İzmir
10 / 17 °C