Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ahmet Varol 'Filistin Davası'nı anlattı
14 Aralık 2010 / 19:24
İktibas dergisi Kayseri Şubesi’nin son konuğu Yeni Akit gazetesi yazarlarından Ahmet Varol idi. “Filistin Davası”nı kalabalık bir dinleyici kitlesine anlatan Varol’un konuşması yaklaşık iki saat sürdü.

Haberi hazırlayan: İlyas Aydın

 

Dinleyicileri selamlayarak başladığı konuşmasında Filistin’in tarihçesini detaylı olarak anlatan Ahmet Varol’un anlattıkları özetle şöyleydi:

Filistin, tarihi itibariyle M.Ö. 5000’li yıllara dayanan geçmişiyle yerleşik hayatın başladığı en eski beldelerden birisi. Bölgenin isminin Kıbrıs adasından göç ettikleri düşünülen Palestinler’den geliyor. Asıl mevzunun Filistin’inin tevhit çağrısının en önemli merkezlerden biri olmasıdır. Peygamberlerin birçoğunun hayatında bulunmaktadır. Hz İbrahim’in yaşadığı belde el-Halil, Kudüs’ün güneyindedir. El-Halil, Hz. İbrahim’e ‘Allah’ın Dostu’ denmesinden gelmektedir. Orada Hz. İbrahim Camisi vardır. Şimdi oranın üçte ikisi Havra olarak kullanılmaktadır. Yahudiler orada bağırarak-dümbelek çalarak ibadet ederler. Müslümanlar namaz kılarken Yahudiler oraya giremiyorlardı. 1997 katliamından beri oraya giriyorlar.

Hz. İbrahim, Kuran’ı Kerim’de en çok ismi geçen, kendisinden örnekler verilen, imam olarak da nitelendirilen bir peygamberdir. Hz. İbrahim iki yerde çıkış yapmıştır. Urfa net değildir. İlki Kudüs’ün hemen güneyi El-Halil, diğeri de Mekke’dir. Hz. İsa’nın doğum yeri Filistin’dir. Mescid-i Aksa; Hz. Zekeriya’nın uzlete çekildiği, Hz. Meryem’in, İsa (a.s.)’ı doğuracağı zaman mabedden çıkması, doğduğu yerin Beytlaham isimlendirilen yerdir. Hristiyanların iki önemli kiliseleri; Kudüs’te Kıyamet Kilisesi (duruş anlamında) ve Doğuş Kilisesi (Mehd Kilisesi) Beytlaham’dadır. Yani Hz. İbrahim’in hayatında önemli bir yeri vardır. Yine Hz. Muhammed’in İsra olayında getirildiği mekanın Mescid-i Aksa olduğu tefsirlerde açıkça belirtilir. Bazıları buna itiraz getirmişlerdir ama bu pek geçerli değildir.

Mescid-i Aksa’nın, ilk olarak Hz. Süleyman tarafından, onun zamanında yapıldığı biliniyor. Sonuçta orası Allah’a kulluk görevinin yerine getirilmesi için yapılmış bir mescittir. Yoksa içinde zurna-dümbelek çalınması için yapılmış bir yer değildir. Orada Hz. Süleyman’ın bir mirası varsa bu mirasa sahip çıkacak olan da Hz. Süleyman’a iman edenlerdir. Yahudiler Hz. Süleyman’a peygamber olarak inanmazlar ki. Onlar ona Kral Salomon derler. Kendilerinin onun nesebinden geldiğini söylerler. Halbuki bunu ispatlamaları gerekir. Böyle bir şey yoktur.

ahmet-varol8.jpg

Peygamberlerin mirası tebliğ ettikleri davetleri/çağrılarıdır. Biz Müslümanlar Hz. Süleyman’a peygamber olarak iman ederiz. Sen peygamber olduğuna inanmıyorsun. Mescid-i Aksa olsun, Süleyman Mabedi olsun bunlar tevhit inancı üzere inşa edilmiş, tevhit inancı üzere kullanılmış mabettir. Onun sahibi de Müslümanlardır.

Tarih boyunca birkaç kez Mescid-i Aksa yıkılmıştır. Son olarak da Bizanslılar veyahutta İranlılar tarafından yıkıldığı söyleniyor. O kalıntılardan kalanın Yahudilerin ‘Ağlama Duvarı’ dedikleri duvar olduğu söyleniyor. Bir ayrıntı olarak, Yahudiler o duvarın oyuklarına Rabbe isteklerinin yazılı olduğu kağıttan dilekçelerini sokarlar. Hz. Süleyman’ın inşa ettiği mabed tarihte tamamen iki defa yok edilmiştir. Sonradan inşa edildi. Bu duvar eski Mescid-i Aksa’nın izlerinden olsa da Hz. Süleyman’dan kalma değildir. Müslümanlar Rasulullah’ın İsra olayından hareketle burasını ‘Burak Duvarı’ olarak isimlendiriyor.

Filistin son Bizans hakimiyetinde iken İslam devleti tarafından Hz. Ömer zamanında fethediliyor. Bu topraklar İslam hakimiyetine geçince orada yaşayan Hıristiyanlar’ın hiçbir şeylerine dokunulmamıştır. Sadece siyasi hakimiyet ele geçirilmiş. Bugün bile gidin Filistin’in değişik yerlerinde Hıristiyan bir sürü vakfiyeleri vardır. Örneğin şu kilisesinin şu vakfiyesi vardır. Hem o vakfiye ile kilisenin bütün masraflarını karşılar, hem de artı bir geliri olur. Bu vakfiyelerden bir tanesine bile dokunulmamıştır. Hatta bir rivayette Hz. Ömer’in Kudüs’te namaz kılmak istediği Hıristiyanların ‘gel bizim kilisemizde kıl’ diye teklifte bulundukları Hz. Ömer’in bunu kabul etmediği eğer burada namaz kılarsa sonradan Müslümanlar burayı camiye dönüştürür diye itiraz ettiği ve bunun üzerine boş bir arazide namaz kıldığı geçiyor. O arazide sonradan cami inşa edilmiş ve ismi de Ömer Cami’sidir. Kubbetüs Sahra bazı rivayetlerde Ömer Cami’si olarak geçiyor ama esas Ömer Cami’si o değildir. Ömer Cami’si, Mescid-i Aksa’nın dışındadır. Mescid-i Aksa’nın içinde küçük bir mescit var. Oraya da Ömer Mescidi deniyor. Orayla karıştırılıyor. Mescid-i Aksa’nın alanını 144 dönümdür ve orada birkaç tane cami vardır. Asıl büyük camiye kıble camisi deniliyor. En çok bilinen Mescid-i Aksa odur ve birçok ilmi müesseseden oluşur. (İnternet sitemiz http://www.vahdet.com.tr/ adresinde 100 kareden oluşan ‘Mescidi Aksa’ slaytımız vardır, izlemenizi tavsiye ederim.)

ahmet-varol9.jpg

Filistin, Kudüs, 1099’daki Haçlı işgaline kadar İslam hakimiyetinde kalmıştır. Haçlıların esas hedefleri Kudüs idi. O zamanda bugün gibi İslam ümmetinin dağınık olmasından dolayı birçok saldırıdan sonra işgal edilmiştir. Haçlılar Kudüs’e girdiğinde 70 bin kişiyi öldürdüğü söyleniyor. Haçlıların kendi hatıratlarında bile var. Bir tek kişiyi bile canlı bırakmadıklarını, öyle ki atlarının ayaklarının topuklarına kadar kanın içerisinde yürüyordu. Yığın yığın cesetler oluşmuştu.

Şimdi bakın Hz. Ömer kiliselerine, vakfiyelerine hiçbirine dokunmadı, Haçlılar ise binlerce insanı katlettiler. Bazılarının ise zorla Hıristiyan yapıldığı ve canlarını kurtardığı söylenir. Tıpkı Endülüs katliamı gibi. Bu işgal 88 yıl sürmüştür. Daha sonra Selahattin Eyyübi tarafından ikinci fetih gerçekleşmiştir. Kudüs ve çevresindeki işgal sona erdi. Fakat Kudüs’te  küçük bir grup Hıristiyan’ın varlığı devam etti. 1517’de yavuz Sultan Selim tarafından Mısır Seferi sırasında Osmanlı hakimiyetine geçti. 400 yıl süreyle 1917’ye kadar Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. 1917’de İngiliz işgali gerçekleşmiştir. 1917 İngiliz işgali öncesinde Siyonistlerle bir işbirliği ittifak oluşturulmuştur. Bunların en meşhuru 1916’daki Sykes-Picot anlaşmasıdır. Rusya, Fransa ve İngiltere tarafından bu anlaşmayla Filistin topraklarının Yahudilere teslim edileceğine dair bir taahhüt vardır. Yine 1917’deki işgalden bir yıl önce Balfour deklarasyonu ile buraların Yahudilere teslim edileceğine dair fakat yerli ahalinin haklarına da dokunulmayacağından bahseder. Fakat birinci taahhüt yerine getirilmiş, ikinci taahhüt yerine getirilmemiştir. 1917’de İngilizler Mısır tarafından girerek Filistin topraklarını işgal ettiler. Osmanlı ordusu karşısına çıktı. O zamanki Osmanlı ordusu komutanlarından birisi de Mustafa Kemal idi. Osmanlı ordusu tahammül edemedi, çekildi. 1917’de fiili olarak işgal ettiler, 1918’de İngilizler ilhak kararı aldılar. İngiliz sömürgeleri arası dahil edilmiştir. 1922’de de Milletler Cemiyeti İngilizlerin ilhak kararını onaylamıştır. Milletler Cemiyeti, bugünkü Birleşmiş Milletlerin o dönemdeki bir modeli. Bu tür işgalleri-gaspları sömürgeleştirme faaliyetlerini meşrulaştırma amacıyla kurulmuş bir uluslar arası mekanizma. İngilizlerin buraları işgal etmeleriyle birlikte Yahudi göçünün de teşviki de başladı.

Türkiye’de malum iki söylenti insanların kafalarını bulandırmıştır. Birisi Filistinliler kendi elleriyle topraklarını sattılar. Dolayısıyla bu musibeti kendi elleriyle satın aldılar. İkincisi de Araplar (dolayısıyla merkezde Filistinliler olmak üzere) Osmanlı’yı arkadan vurdular iddiasıdır.

ahmet-varol7.jpg

Birincisi toprak sattılar mı? Siyonistlerin buradan arazi temin etme çabaları da Kanuni Sultan Süleyman’a kadar uzanır. İlk toprak veren de Kanuni’dir. Yahudi olan kendi doktoruna, Taberiye gölünün etrafında bir çiftlik veriyor. Doktor özellikle Filistin’den toprak istiyor. Filistin’in asıl sahiplerinin Yahudiler olduğu tezi yalandır. Filistin’in asıl sahipleri Kıbrıs’tan, Yunanistan’dan gelen Palestinler olduğu kesin. Sonradan bunlar tamamen Araplaşmış. Yahudilerin oraya yerleşmesi ise Hz. Musa’dan sonradır. Yahudilerin Hz. Yakup’un soyundan geldikleri rivayet ediliyor. Hz. Yakup’un çocukları ilk olarak Mısır’a yerleşmiştir. Yani Yahudilerin çoğalmaları ilk olarak Mısır’da başlamıştır.

Siyonistlerin ilk toplantısı olan 1897 ‘deki Basel Kongresi’nden sonra Yahudiler Siyonizm etrafında toplanarak toprak edinme çabaları örgütlü olarak yapılmaya başlanmıştır. Sultan II. Abdulhamid’e gelerek buradan bize toprak ver diye istekte bulunuyorlar. Karşılığında da Osmanlı’nın bütün borçlarını ödeme taahhüdünde bulunuyorlar. Ama vermiyor. 19082’de Sultan II. Abdulhamid tahtan indirilinceye kadar Yahudilere içerde mülk edinme çabaları olmasın diye çeşitli engellemeler getirmiştir. Yahudiler Filistin topraklarına ziyarete geldiklerinde pasaportlarını güvenlikte bırakacaklar çıkışta geri alacaklar.

Ancak birileriyle anlaşmak suretiyle ikinci elden mülk edinmeleri çok kısmidir. Zaten bunlarda kayıtlı değil. 1908’den sonra da Osmanlı’nın bu hükümleri yasal olarak gene geçerlidir. Ama İttihat ve Terakki’nin adamları bu hükümleri pratik uygulamada kaldırmıştır. Bu cüzi toprakları Yahudiler Filistinliden mi almışlar; Filistin’e ihanet edenden mi almışlar? Buna bir bakmak lazım. Bugün oranın İslami kimliği için canını feda eden Filistinli eğer ihanet etmiş olsaydı zaten oradan çıkıp gitmiş olurdu. Orada varlığını sürdürüyorsa demek ki ihanet etmedi. Zaten ihanet edenlere karşı birkaç uygulama vardır. Müslüman Alimler Cemiyeti’nin çıkardığı fetvaya göre; burada Yahudilere toprak satan haindir ve öldürülmesi caizdir diye. Zaten böyle bir şey yapan hayatını kurtarmak için kaçmak zorunda. Zaten toprak satanda adam Lübnan’da, Beyrut’ta oturuyor farzet Osmanlı zamanında mülk edinmiş. Bunlardan satan olmuş. (Hatta Osmanlı beylerinden, tacirlerinden de toprak satanlar var. Bunu da göz ardı etmemek lazım.) Bir de emlakçı kandırıyor, ben bir Müslüman’a satacağım diye götürüyor ihanet ediyor ve bunlarda korktukları için çıkıp gidiyorlar. Bir de miktara bakmak lazım. Şu anki Filistin toprakları Siyonistlerin işgal ettiklerinden de geniş olup Ürdün’ü de içine alır. Ama bugün Siyonist işgal altındaki sınırları esas alarak konuşursak 28 bin kilometrekareden ibarettir. Siyonist katilleri, gaspçıların 1948 işgaline kadar temin ettikleri arazi miktarı toplam 2000 dönümdür. Çok az bir kısmını satın alarak edinmişler. Kalanını İngilizler vermiştir. İngilizler yüksek miktarda arazi vergisi koyuyor. Vergisini ödeyemeyenin arazisine el koyuyor. Açık artırmayla da satıyor. Güya açık artırmayla Yahudi geliyor üç kuruş veriyor, en yüksek fiyatı sen verdin diyerek ona satıyor. Bazen de Yahudi göçmen muhacir arazisi yok, burada bir iş güç kurması lazım diyerek, buna bir toprak verelim diyor. İngilizler Müslümanlara verdikleri hiçbir taahhüdü yerine getirmemişlerdir. Balfour Deklarasyonunda orada yaşayanların haklarına dokunulmayacak dendi, bütün hakları gasp edildi. 1936’da artık Yahudi göçü engellenecek dedikleri halde bu sözlerinde de durmadılar. O direnişin liderlerinin bir kısmını katlettiler, bazıları da Filistin’i terk etmek zorunda kaldılar.

1917 ile 1933 yılları arasında Filistin’de Yahudi nüfusu doğal artışla 180 bin-200 bin arasına çıkmıştır. 1933’lere gelindiğinde Hitlerin hareketinden dolayı Almanya’dan yoğun bir Yahudi göçü başladı. 1933-1945 arasında 12 yıllık süre içerisinde Yahudi nüfusu 800 bine çıktı. Yahudiler Filistin’de yeteri kadar bir nüfusa kavuştukları zaman İngilizler biz çekiliyoruz dediler. 1947’de çekilme kararı aldılar. Hemen bunun ardından Siyonistler İsrail diye bir devlet kurdular. Birleşmiş Milletler tarafından resmen kabul edilmesi Mayıs 1948’dir. Filistin topraklarını da paylaştırdı (181 sayılı Genel Kurul kararıyla). Filistin’inin yüzde 43 Araplara, yüzde 57’si Yahudilere verilmiştir. Halbuki o zaman nüfus açısından Araplar Yahudilerin iki katıydı gene. (Bir buçuk milyon Arap, Yahudiler 800 bin). Normalde ise Birleşmiş Milletlerin; Güvenlik Konseyi kararları bağlayıcı, genel kurul kararları bağlayıcı değildir, tavsiye niteliğindedir. 181 sayılı Genel Kurul kararı zorla uygulanmıştır. En büyük ihaneti ise 1946’da kurulan Ürdün Haşimi Krallığı ile Mısır’da Kral Faruk yapmıştır. Bu iki güç tampon güç olarak devreye girdiler.

Osmanlı’ya en büyük ihaneti ise İttihat ve Terakki Cemiyeti yapmıştır. Ayrıca Filistin’de Osmanlı’ya tarihte hiç isyan olmamıştır. Osmanlı ordusu İngilizlere yenildi, çıktı. Ondan sonra oraya İngilizler girdi. Aslında Osmanlı’ya ihanet edenler, Filistinli’ye de ihanet etmiştir.

Bugün Filistin’e ümmet bilinciyle sahip çıkılması gerekir. Yine bugün dahi Yahudi kayıtlarına göre toprakların mülkiyet hakkının yüzde doksanı Araplara aittir. 1948’de Filistinlilerin 800 bin kadarı topraklarını terk edip göçe zorlandı. Göçe gidenlerin hiçbiri ne evini, ne arazisini, hiçbir şeyini satmamıştır. Sonra Siyonist işgal devleti sahipsiz mülkler kanunu diye bir kanun çıkardı. Efendim, bunları gazetede ilan ettik, sahipleri çıkmadı. Zaten adamı göçe zorlamışsın, gelemiyor, giremiyor. Bunları bu kanuna göre istimlak ediyoruz dediler. Normalde ise o arazinin tapusu var. Uluslar arası hukuka göre o tapular halen geçerlidir. Bu hukuka uyulsa tüm bu kanunla istimlak edilmiş toprakların iade edilmesi lazım. Uluslar arası hukukta Filistinlilerin haklarının korunduğu hiç olmamıştır. Aynı şey Kıbrıs’ta da var. Türklerin elindeki Rum arazilerini Birleşmiş Milletler, buraları ben Türklere verdim diyemiyor. Bu arazi meselesinden dolayı Kıbrıs sorunu bir türlü çözülemiyor. Orda uluslar arası mekanizma hemen devreye giriyor.

Filistin duyarlılığı ile oraya İsrail demiyoruz. Orası Filistin’in işgal edilmiş topraklarıdır. 2007 yenilgisinden sonra Siyonist işgal devleti Gazze’deki kendi evlerini, kendi elleriyle tıpkı Medine’de ki gibi yıkıp atarak çıkmıştır. İnşallah Filistin’in tamamından çıkacaklar.

ahmet-varol2.jpg

ahmet-varol3.jpg

ahmet-varol5.jpg

ahmet-varol6.jpg

ahmet-varol10.jpg

Bu yazıya toplam (4) yorum eklenmiştir.
RIZA GENÇ
02 Nisan 2011 Cumartesi 21:11
MÜBAREK HİZMET
MÜBAREK BİR HİZMETİN İÇERİSİNDESİNİZ ALLAH SİZLERDEN RAZI OLSUN.KALEMİNİZ YÜREĞİNİZ DAHA GÜÇLÜ OLSUN İNŞALLAH...
bir dost
16 Aralık 2010 Perşembe 12:07
emeğe sygı
ayrıştıran deyi kaynaştıranlara selam olsun.emeğe mücadelenin zerresine saygı gösterenlere selam ve dua......
Adatepeli
15 Aralık 2010 Çarşamba 15:19
Ümmetin yarasi...
Allah (cc) öncelikle sayin Ahmet Varol hocamizdan bu önemli konuyu bizlerle paylastigi icin razi olsun, programi düzenleyen emegi gecen kardeslerden de razi olsun...

selam ve dua...
fikret
15 Aralık 2010 Çarşamba 08:18
filstin
Allah razı olsun.çok güzel bi yazı.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
1 / 12 °C
Hakkari
-4 / 9 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
13 / 18 °C