Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hayırsever kapitalizm!
14 Aralık 2010 / 11:35
Taraf yazarlarından Ümit İzmen kapitalizmin içerisindeki çelişkiden yola çıkarak ‘hayırsever’ kavramı üzerinde duruyor. Ancak vardığı noktada bunun toplum için önemli olduğu sonucunu çıkarıyor.

Elbetteki bunun toplum için önemi yadsınamaz, ancak kapitalizmin ‘zalim’ yöntemleri ile kazandığı servetin yarısını değil tamamını bile bağşlaması bir kapitalisti hayırsever yapamayacaktır. Hayırsever olabilmenin önkoşulu hayrı sevmektir, ki bu, kapitalist yöntemlerle kazanılan servetin bir kısmını vermekle değil, kapitalizmin dünyayı fesada uğratan hakimiyetinin kırılmasına, insanın fıtratına uygun bir düzenin hakim kılınmasına uğraşmakla mümkün olabilir.

Ümit İzmen, Taraf gazetesindeki ‘Hayırsever Kapitalizm’ başlıklı yazısında şunları söylüyor:

Sanki terimlerde bir çelişki var gibi. Ama Bill Gates’in başlattığı hareketin insanların kafasını biraz karıştırmaması da mümkün değil.

Küresel krizler beraberinde çok sayıda iflası getiriyor. Milyonlarca kişi işsiz kalıyor, milyonlarca insan yoksullaşıyor, çok sayıda küçük işletme batıyor; kimi çok büyük şirketler, imparatorluklar da çöküyor. Son küresel krizin kapitalizmin sonunu getirmiş olduğunu düşünenler bile olmuştu. Kapitalizmi çöküşün eşiğine getiren böyle bir durumda, zenginlerin vakıflara, hayır işlerine ayırdıkları payların da kesilmesi gerekirdi. Ama çok da öyle olmadı. Krize rağmen bağışlarda küçük bir azalma oldu sadece.

Sabancı Vakfı tarafından geçen hafta düzenlenen, ‘Hayırseverlik dünyayı değiştirebilir mi?’ başlıklı toplantıda The Economist dergisi Editörü Matthew Bishop, Bill Gates’in başlattığı hareket kapsamında 500 milyarderden 57’sinin servetinin yarısını bağışlama kararı aldığını hatırlattı.

Peki, bir insan niye servetinin yarısını, gözünü kırpmadan verir? İlk akla gelen servetin miktarının büyüklüğü tabii. Eğer kişisel servetiniz pek sözü edilebilir bir şey değilse, isteseniz de namı yürümüş bir hayırsever olamazsınız. Ama eğer servetiniz 10 milyarlarca doları aşıyorsa, Warren Buffet örneğinde olduğu gibi 30 küsur milyarını gözünüzü kırpmadan verebilirsiniz. Ama esas mesele bu değil galiba.

Bu kadar büyük paralar ne için veriliyor? Bunun cevabını belki gücün değişen anlamında bulmak mümkün. Eski zamanlarda, güç ve iktidarın, fiziksel bir anlamı vardı. Destanların tanıklık ettiği ilk kralların şehirlerini yırtıcı hayvanlardan, canavarlardan kurtaran kahramanlar olması tesadüf değil. Dilde eski zamanların tortusu olarak “güç” kelimesi kaldı, ama teknolojinin ve toplumsal örgütlenmenin gelişmesiyle gücün anlamı değişti. Kapitalizmin ilerlemesiyle gücün, saf bir ekonomik güce dönüşmesi tamamlandı. Ekonomik gücü elinde bulunduranın söz sahibi olduğu bir dünyada yaşadık, yaşıyoruz. Ancak bu dünya da değişiyor. Eşit yurttaşlık, genel eğitim gibi burjuva ideallerin yerleşmesi ile iletişim ve bilgiişlem alanlarındaki teknolojik sıçrama toplumsal itibarın temellerini değiştiriyor. İpuçlarını belki yüz yıl öncesinde bulabileceğimiz bir dönüşümün ivme kazandığı bir aşamadayız.

Servetin miktarı büyüdükçe, başlangıçta geçim ve ekonomik refah aracı olan şey giderek daha fazla nüfuz, itibar ve “güç” aracı haline geliyor. Ama nüfuz, itibar ve güç, tek başına servetin büyüklüğüyle belirlenmiyor artık. Ekonomik gücü elinde bulunduran değil, elinden çıkartanın güçlü olduğu bir dünyanın eşiğindeyiz. ABD’nin yurtiçi hâsılasının yüzde 1,67’sinin hayır işlerine gitmesi de bunun bir göstergesi, kâr amacı gütmeyen kuruluşların, STK’ların yükselişi de, şirketlerin sosyal sorumluluk projelerini önemsemeye başlaması da.

Türkiye de dünyadaki bu gelişmeye ayak uydurma gayretinde olan bir ülke. Geçenlerde Hindistanlı bir zengin 27 katlı bir milyar dolarlık bir eve taşınırken, Türkiye’de sanat, eğitim, engelliler, çocuklar ve kadınlar için kurulan vakıfların sayısındaki ve faaliyetlerindeki artış dikkat çekiyor. Bunda herhalde Türkiye’nin Hindistan’dan daha fazla gelişmiş bir ülke olmasının da büyük payı var.

Kapitalistlerin kişisel servetlerinin bir bölümünü hayır işlerine ayırmaları, kapitalizmin doğasında var olan eşitsizliği hiç şüphesiz ortadan kaldırmaz. Daha adaletli bir dünya özlemini de ortadan kaldırmaz.

Ama eğer mesela Bill Gates vakıf işlerine yoğunlaşmak üzere Microsoft’taki aktif yöneticiliği bırakıyorsa; Amerika’nın 57 milyarderi servetlerinin yarısından fazlasını hayırseverliğe ayırmak üzere kamuoyu önünde söz veriyorsa; Güler Sabancı “sosyal adaletin sağlanması, küresel fakirlikle mücadele, eğitim, sağlık ve diğer toplumsal sorunları” dert ediniyor ve bunu dile getiriyorsa, bunun, toplumsal bir anlamı ve önemi vardır.

umitizmen@gmail.com

Bu yazıya toplam (1) yorum eklenmiştir.
Ahmet Dede
14 Aralık 2010 Salı 15:49
Erzurum
Tevratta jubil diye bir vakıa var.İŞte o bu hayır sever numaraları.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
8 / 12 °C
Hakkari
-2 / 8 °C
İstanbul
11 / 16 °C
İzmir
9 / 17 °C