Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bir insana, hem maneviyat hem de seküler bir anlayışla eğitim nasıl verilir?
05 Aralık 2010 / 13:51
Zaman gazetesinden Abdullah Aymaz konuyla ilgili görüşlerini bugünkü yazısında okuyucularına açıklıyor. Aymaz’ın sarfettiği görüşler, seküler sistemin müslümanlar tarafından nasıl sahiplenildiğini anlamamış olanlar için ibretamiz bir örnek olma özelliği t

İslam’ın ayrışmayı önermesine ve Allah’ın dinini hakim kılmayı emretmesine rağmen, dini olan ile dinden olmayanın bir araya getirilerek insani/evrensel değerler adı altında Müslümanlara empoze edilmesi, maalesef sadece küresel şirk düzeninin devamına katkı sağlıyor, hem de “Allah rızası” için!

 

‘Müslümanlar neden etkin olamıyor’ sorusunun anlamsızlığı da böylece ortaya çıkmış oluyor…

 

 

Allah rızası

 

Abdullah Aymaz-Zaman

27 Kasım 2010'da Frankfurt'ta Katolik Üniversitesi'nde Hizmet'in eğitim anlayışı ile Cizvit eğitim anlayışı üzerine akademisyenler tarafından bir konferans düzenlendi. Bu konferansa açılış konuşması yapmam için ben de davetliydim.

Açılış konuşmasını üniversitenin rektörü Prof. Heinrich Watzka Bey yaptı. Üniversitenin kuruluş gayesini anlattıktan sonra, "Bu müessesede kuruluşundan günümüze 84 senedir ilk defa başka bir dinden insanlarla bir program yapılıyor. Yani Müslüman bir kuruluşla (FİD e.V.) bir ilk gerçekleştirdik." dedi.

Prof. Watzka'dan sonra Episkopos Karlheinz Diez Bey bir konuşma yaparak, kendisinin Cizvit olmamasına rağmen onların okullarında okuduğunu söyleyerek onlara teşekkür etti. "Ben bu konferansta, eğitimle nasıl bir insanın eğitileceğini ve hem maneviyat hem de seküler bir anlayışla eğitimin nasıl verileceğini öğrenmek istiyorum. Bu merakımı tatmin edeceğinizi ümit ederim." dedi.

Ondan sonra bana söz verildi. Özetle şunları söyledim:

"40 yıldan fazla bir süre evvel başlayan bir eğitim hizmetinin içinde bulunmuş birisi olarak dünya çapında bir vizyona ulaşan bu hizmetin bugün bu önemli akademik müessesenin salonunda analizinin yapılması beni cidden heyecanlandırmaktadır. Bu eğitim hizmetinin öğretmenlerden beklentilerine bakılırsa şunları görebiliriz:

"Eğitim gönüllülerinin, her şeyin merkezinde Hakk'ı görmeleri gerekir. Cenab-ı Hakk'ın kullarına bahşettiği evlatlarını, yani onların hayat cevherlerini Allah sevgisiyle eğitmeye çalışmalıdırlar. Ama bir heykeltıraşın yonttuğu maddeyi kendisine benzetmesi gibi değil, sanatkâr bir kuyumcunun elindeki inci, mercan, yakut veya elması kabiliyetine göre motif motif ve nakış nakış işlediği gibi, eğitimci, ruhunun mâna ve soluklarını aksettirmeye çalışmalıdır. Ayrıca 'ferdin çiçek açması', kendi kabiliyetlerini göstermesi için de gayret göstermelidir. Ama 'ferdin çiçek açması' sağlanırken, bunu onun bir gurur meselesi yapmaması ve kendisini insanlık topluluğunun bir parçası bilmesi ve görmesi, ayrıca tevazu ile insanlığa vereceği hizmetin Allah katında mukaddes bir iş olduğunun şuuruna varması da temin edilmelidir. Şu söylediklerim belki iğne ile kuyu kazmaktan daha zordur ama buna mecburiyet var. Bu zorun başarıldığına şâhit olmakla bahtiyar oluyoruz.

"Eğitime adanmışlar ders verirken ilim ve fennin gerçeklerinin imana zıt olmadığını da belirtmelidirler. Çünkü insanda vicdan ve kalb de var, akıl ve fikir de var. Bunları yaratıp bir yerde toplayan kudret, bunların birbirini inkâr etmesine sebep olacak icraatta bulunmaz.

"Eğitim hizmeti verenler, rehberlik olarak, öğretmen, öğrenci ve veli üçayağındaki diyaloğun önemini idrâk ederek, bu sacayağındaki bağı hiç unutmamalı ve gereğini yerine getirmelidirler.

"Eğitimciler sözleri ve davranışları ile öğrencilere insanî evrensel değerleri telkin etmelidirler. Bu değerler zaten semavî dinlerdeki telkinlerden alındığı ve artık insanlığa mal oldukları için her dinden insanın hatta dinsizlerin de müşterek kabul ettikleri güzelliklerdir.

"Eğitimciler asla dayatmacı bir tutum içinde olmamalıdırlar. Adanmışlık ruhu ile iyilikleri, güzellikleri sadece yaşamalıdırlar.

"Bu adanmış ruhlar daima mükemmeli yakalamaya çalışmalı; yaptıklarını yeterli görmemeliler. Öğrencilere ümit ve güven aşılayarak kabiliyetlerine göre yüksek ve yüce hedeflere yönlendirmelidirler. "

Benden sonra Süleyman Bağ Bey, bu hizmet eğitiminin tarihçesini kısaca ele alıp eğitimcilerin taşımaları gereken üç özelliği (Allah rızası, ihlâs, müsbet hareket ) teker teker ele alıp izah etti. Konuşmasını Almanca yaptı ama bu kelimeleri aslî şekilleri ile "Allah rızası", "ihlâs" ve "müsbet hareket etmek" diyerek Türkçe telaffuz etti; Almanca olarak izah etti.

Salonda akademisyenler çoğunluktaydı ve ekserisi de Alman idi. Bazıları dikkatle not alıyorlardı.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
9 / 17 °C