Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Meğer neler oluyormuş...
29 Kasım 2010 / 17:10
Duydunuz mu, milli gelir on beş bin doları aşmış! Yaşasınnn! Demeyeyim de ben neyleyeyim şimdi?

Sefai Kahraman/Cemaat.com

Hoş, biz on iki bin dolara da razıydık, hadi biraz daha indirim yapalım, on bin dolara da takla atardık..
Ama iyi de bu para niye bende yok?
Bu paradan asgari ücretli, maaşını ATM’den çeker çekmez bir hayli kısmını güvenlik personeline veya muhasebeciye teslim etmek zorunda kaldığını söyleyen garibim işçinin niye haberi yok?
Tekstil atölyesi ve fabrikalarında, tuğla-kiremit-hazır beton işletmelerinde, tersanelerde, AVM’lerde, onlardan az birazcık küçücük marketlerde, oto sanayilerinde vb.lerinde; yani aklınıza gelebilecek ne kadar iş yeri varsa, kalifiye olsun olmasın çalışan personel, kendilerini insan gibi yaşatacak günlük, haftalık, aylık, yıllık, neyse artık ücret alıyorlar da yoksa bizden mi saklıyorlar?
El mi koyacaktık canım maaşlarına, mendil mi açacaktık önlerinde, niye saklasınlar aldıkları ücreti bizden, ailelerinden, eş ve dostlarından?
Öyle ya, hadi çalışanlardan vazgeçtik, koskoca Başbakan yalan söyleyecek değil ya!
Var bişiler efendim, var bişiler?
***
Yine haberiniz vardır, başörtüsü sorunu hallolmuş, üniversitelerde o şekil okumak kendiliğinden serbest olmuş, zaten istenilen şey de buymuş!
Peki, hala bazı üniversitelerde sıkıntı olduğuna dair haberler, kulağı görülmediği için sınavı iptal olanlar, başörtüsü nedeniyle zaten sınava giremeyenlerle ilgili haberler ne için?
Bir şekilde okuyanların diplomalarını suyla kaynatıp şifa niyetine içmeleri gerektiğine dair muhalefetin pazarlık koşullarını içselleştirdikleri; “canım bunca yıl okudular, ilim, bilim, emekler boşa mı gitsin, güzelim saçlar niye saklansın? Hem maksat ülke üretimi artsın!” söylenceleri vs.vs.
Asparagas mı onlar?
Değilse bile, birkaç istisna ile bozmayalım canım huzuru, geçinip gidiyoruz işte böylecene, arada bir birileri güme gitmiş kime ne?
Aslını söyleyeyim mi?
Bütün üniversitelerde başörtüsü serbest olsa ve dahi o şekil çalışma imkanı verilse, ben yine hinoğlu hinlik ararım..
Bunca zamandır, bunca tartışmadan sonra anlamı tahrif edilen, içi boşaltılan ameliyeleri neyleyeyim ben desem.. Kızarsınız değil mi?
Neyse..
Kurucu irade efendim, kurucu irade!
***
Sayın N.Erbakan’ı dinlediniz mi az buçuk?
Füzelerin atış menzili bin iki yüz kilometreyi az biraz geçse, hadi deriz ki baş belası, nükleer tehdit İran’ı hedeflemişler!
Rusya; Asya vs. boşgeç!..
Ama füzelerin menzili seksen kilometreymiş!
O halde bu demektir kiii!
Bizi bölmek için içimize konuşlandırılacaklarmış..
Koy Adana’ya kalkanı, seyreyle sen o zaman gümbürtüyü..
Bir rivayete göre zaten buralarda bir yerdeymişler ama kalkan olmayınca olmazmış!
Şuursuz, basiretsiz, hidayetten yoksun, AB ve ABD şakşakçılarının yapacağı işten ne hayır gelir?
Ortada işte her şey!
Siyonizmin, İsrail’in arzu ve emellerine rıza gösterilmiş..
Harfi harfine, tıpa tıp, tıpkıbasım, ayniyle vaki böyle demese de böyle!
***
Erbakan Hocamızı şimdilik koyalım bir tarafa..
Ve not olarak düşeyim, siyasetinden haz etmem..
Ama müsaade edelim de arada bir bişileri doğru söylesin değil mi?
Öte yandan Sayın Başbakanımızın dedikleridir esas olan..
Hassasiyetlerimizi koymuşlar ortaya(!)..
Nato üyesiyiz amma o kadar da teslimiyetçi değiliz, demiş yani!
Füzeler nereye konulacak ve nereyi hedefleyecek, komuta kimde olacak, onlar sonraki aşama efendim, şimdiden hüküm niye?
Kolay kaptırmayız postu elhamdülillah!
Zımnen efendim zımnen!
***
Son haberler de ilginizi çekmiştir muhakkak..
TC. tarihinde ilkler yaşanıyormuş, Bakanlar kendilerine bağlı generallerin bir kaçını tabir-i caiz kızağa çekmişler ama geç kalınmış diyorlar, Genel Kurmay Başkanı çoktan birkaç gol atmış bile..
Olsun, bundan iyisi Şam’da kayısıymış, “Askerrr! Hizaya gel!” komutları liberal mi liberal köşe kapmış yazarlarımızın ve dahi İslamcı akil adamlarımızın söz ve satır arası klişeleri olmuş..
Ve daha neler neler!
Gündem bir o kadar zengin ve bir o kadar da çabuk değişiyor ki..
***
Valla işimiz iş!
Referandumda bir silkeledik ortalığı, birileri inadına görece dese de özgürlüklerimiz artıverdi!..
Yıllardır hukuksuzluklarıyla hukukun altını üstüne getiren hukukçulara; asker çay getir, asker pantolonumu ütüle, asker çal şöyle bir ağır aksak, delikli kasnak havalardan hava bulalım, asker donunu indir, asker evimi boya, asker eşyamı taşı, asker servis yap diyerek görevlerini suistimal edenlere; en tarihsel olanı ‘Siyasiler Zincirbozan’a!’ diyen, diyecek olan omzu kalabalıklara; Ergenekon bilmem ne adı altında askerin bir kısmıyla birlikte iş tutan, gazeteci, yazar, bürokrat, akademisyen, işadamı nevinden insanlara korku adası sendromu yaşatan bir hükümetimiz, pardon iktidarımız, pardon Başbakan ve Bakanlarımız var artık!
Ne gam efendim ne gam!
***
Meseleler ciddi, meseleler mühim..
Ve aslında bir o kadar da vahim..
Bu mühim meselelerin yanında asgari ücretli, işsiz, yoksul, kredi ve kredi kartı mağdurları, kendilerini tefecilere kaptıranlar, güya ev sahibi olcaz, benim gibi arabaya bincez diye yıllarını bankalara ipotek verenler, sofrasına koyacağı yemeğin, temel ihtiyaçlardan mıdır, modernizmin, modernitenin dayatmasından mıdır ben bilmem, alacağı beyaz ve çok renkli ve dahi çok şekilli eşyaların paralarını yıllar öncesinden söz vererek kredi kartına nikâhlayanlar ve sonra boşanması için icra mahkemelerinde koşturanlar, kredi çekip iş yeri açanlar ve iflas edeceğini çaktıktan sonra mı desem, yoksa başka sebeplerle mi desem, ortalıktan toz duman olup fellik fellik kaçanlar, bu tür sıkıntılar nedeniyle alacaklılarından, tefecilerden dayak yemekle kalmayıp canlarından, siz duydunuz mu bilmem, namuslarından olanlar, akıllı olmayıp yakalandıktan sonra cezaevlerinde sürünenler, oralarda ıslah olacakları yerde daha bir azgınlaşıp intikam duygularıyla güya hayata yeniden dönüşü sağlananlar ve daha bir dolu insanların, mağdur, mazlum, yoksul, fakir fukara, garip guraba olmaya mahkûm edilenlerin dertleri, sıkıntıları gibi vahim durumlar mühim meselelerin yanında ne ki, esamileri mi okunur onların, kim kaale alır onları?

Öyle ya, bireylerin canı cehenneme, kahrolsun onlar, sürüm sürüm sürünsünler, gözü çıkasıcalar!
Hükümete mi, Başbakana mı güvenmişler!
Almasaymışlar ev, araba; eşya bilmem neyle, mükellef sofralarla işleri ne?
Zorla mı vermişler kredi kartlarını, kredileri?
Hem faiz haram değil mi?
Veren devlet, o muktedir ve suçlu değil, kabahat alan da..
Ne kadar ekmek o kadar köfte diye bişi duymamışlar mı hiç?
Keza ayak, yorgan muhabbetine hiç şahit olmamışlar mı?
Saklı değil, ortalıkta arz-ı endam eden seçilmişlerden, zenginler, sonradan görmelerden onlara ne?
Onlarla yarış etmek, onlara özenmek onlara mı düşmüş?
Şükretseydiler ya hallerine!..
Hem Allah ne verdiyse o değil mi?
Rızkı belirleyen Allah’tan başka bişi miydi?
Kadere, Levh-i mahfuzda yazılmış olana isyan niye?
Ha, özgürlük bilmem ne ayaklarına takılıp, okuma talebinde bulunanlara, hanım kızlarımıza da laf çok?
Anneleri, anneanneleri, hala ve teyzeleri okumuş çocuklarmış mı?
Ayaklarının altındaki cennet yetmiyor mu onlara?
Reçel yapsınlar, oklava açsınlar, tarhana garsınlar..
Börek yapmayı, bamya pişirmeyi, turşu kurmayı öğrensinler efendim!
Kızlara, kız kısmına bunlar yakışır..
Ortalığa saçılıp fitne çıkarmak niye?..
Yok, öyle bişi diyenlerin hakkından M.Şevki abim gelsin, oldu mu?
***
Dağıttık yine, ne diyorduk?
Türkiye, uluslararası ölçekte hatırı sayılır ülkelerden sayılıyormuş, krizler teğet geçiyormuş ve hatta ondan da daha hafif geçmiş, ihracatı bilmem, ithalat almış başını gidiyormuş, gayri safi milli hâsıla gün be gün artıyormuş, uluslararası piyasada kredibilitesi artmış; lüks tüketimde üst sıralarda, otomotiv sektörü almış başını gidiyormuş, sermaye sahipleri sermayelerine güç katıyor, Türkiye bütçesi her geçen yıl reel anlamda artıyormuş vs. vs.
Görece rehavet, herhal bu olsa gerek!..
***
Amma Sayın N.Erbakan ne diyor?
“Dış borçları yani faizleri bölersen vatandaş miktarına elbet on beş bin dolar çıkar. Peki, gerçekte öyle mi? Değil.. Bunlar tefeci, bunlar faizci, faizleri vatandaşın sırtına yüklüyorlar ve sonra gayri bilmem ne hasılası artıyor iddiasını ileri sürüyorlar. Yok efendim, hepsi yalan, hepsi uydurma!..”
Yukarıda da dedim.. Tıpkı basım değil ama dedikleri yine de böyle..

Ne diyor bir başka ekonomist?
Bunların ekonomisi üçkâğıt ekonomisi yani borsa, faiz, dolar..
Ortalıkta görünen kağıt cinsi bişiler..
Doğru söze ne denir?
Hani reel anlamda üretim, hani üretimi artıracak işyeri?
Hani istihdama dair sorunların halli?
Sahi devlet ne içindir, ne iş yapar?
Araziler boş, tarlalarda bişiler üretilmiyor..
Üretseler makineler, mazot pahalı, gübrenin başına zaten gidilmiyor, üretilenler de para etmiyor..
Aracılar, karaborsacılar, kabzımallar yok ediyorlar değerleri..

E, Çin var nasıl olsa, ortalık oradan gelen ucuz ve kanserojen nesnelerle dolu, doktorlar, sağlıkçılar boşuna yırtınıyorlar. Maksat ucuz işçilik ve ucuz maliyet. Kanser bilmem neyim boş verin..
Hem doğal seleksiyonun yanında yapay seleksiyon diye bişi varmış.. Egemenler, iktidar sahipleri, sermayedarlar kendilerine daha çok pasta düşsün diye kendi cinslerinden birilerini kırıyorlar ya, ona yapay cinsinden seleksiyon denirmiş..
Filhakika olanlar bunlar, aksini iddia edenler seçilmiş, mutlu azınlıklardandır, ötesini bilmem..
Yani sadece ben demiyorum, açıkçası bilenlerin yalancısıyım..
***
Es geçmeyelim, ABD’den diğer ülkelerden karşılanıyor hububat vs, petrol zaten malum..
Angus mudur nedir kurbanlık hayvanı bile dışarıdan getirttiler..
Garibim Müslümanlar, onları kurbanlık niyetine tüketmemekle şerefyab olmuşlar..
En önemlisi, teknoloji ithal ediyoruz ama göbeğimizden de nikahlanıyoruz.. Ne demişti bir vakitler, emekli bir asker: “Askeri uçaklar üzerlerindeki lastiklerle savaş halinde bir kez havalanabilirler.
Keza bazı parçalar da bir seferlik. Petlas bilmem ne gerçekte uçakların kullandığı lastiği üretecek teknolojiye sahip değil..”..
Bu eski bir iddia, şimdi öyle mi bilmem ama askerin kullandığı her makineyi modernize eden, günün mana ve önemine uygun formatlayan ABD’den icazetli İsrail olduğuna göre düşünülmeli elbet..
Yani bakmayın siz “Bi da da gelmem Davos’a” denilmesine..
Diyorlar yine bir bilenler..
Onlar Yahudi, onlar Siyonist bilmem ne ama uluslar arası ilişkiler, Nato vs. ve kapalı kapılar ardında Washington diye bişiler de var..
Şimdi birilerinin o kapıların açıldığı, her şeyin ayan olduğu iddiaları da su götüren cinsten..
Off, off, ondan şikayet bundan şikayet!..
Dur kardeşim, biraz da şükret derler adama..
***
Şakayla karışık gerçekler bunlar, tabii ki bana göre..
İdealizm uğruna insanın, bireyin ama aslında binlerce insanın hayatının heba edildiğini, onların beklentilerinin devlet-i aliyenin arzusu istikametinde, gerçekte iktidarda duran azgınlaşmış bir kısım insanın ihtirasına kurban edildiğini de görelim artık..
Bizi sihirbazlar yönetiyor ve ellerindeki asalar büyülüyor bizi..
Yine Sayın Erbakan’ın dediği gibi, AKP’yi yani iktidarı medya bağlamında, entelektüel düzeyde ayakları yere sağlam basan verilerle yani her koldan reel anlamda, eleştirildiğini görmüyorsak, bütün bunlardan şüphe duymamız gerekmiyor mu?
Televizyonlar, radyolar, gazeteler yani yazılı ve görsel medya sektörü iktidarın sesi olmuşsa, dışarıdan gelen haberler manipüle ediliyorsa, Türkiye’ye tarihinde görülmedik bir şekilde ilgi duyuluyorsa, “Hayırdır, hangi dağda kurt öldü?” diye sormamız gerekmiyor mu?
Yine bundan öncesinde İslam düşüncesi merkezli komplo ihtimalleri üzerinde ihtisas sahibi olmayı neredeyse dininin gereğiymiş gibi gören İslami camiada komplocu yaklaşımların bir bıçak gibi kesilmesi, aksini iddia edenlerin de vehim üretmekle, basiretsizlikle, pişmiş aşa su katmakla suçlanmaları üzerinde düşünülmesi gereken bir durum değil midir?

Gelişmeleri hak ve adalet üzerinden değerlendirelim elbette ama bireyin, binlerce insanın insan bile sayılmadığı, sadece günde on iki saat ve daha fazlası çalışmaya mahkûm; patronuna, alacağı yok paraya köle olmuş, kendisinin ve ailesinin ne bugününden ne de yarınından emin olmadan hayatını idame ettirmeye çalışan; kültürel etkileşimlerden, sosyal paylaşımlardan, diğer zengin azınlıkların yaşam standartlarından fersah fersah uzak bir ömür sürdürmeye mecbur bırakılan Allah’ın kullarının durumlarını da yine hak ve adalet temelli dile getirelim artık..
Kanaatime göre İslam düşüncesi merkezli hassasiyet sahip olanların evvel emirde üstlerine vazife budur; Peygamberler de seçkin şahsiyetler de hep bunu yapmışlardır..
Ve iktidarlar övülmek için değil eleştirmek ve eleştiri istikametinde yönlendirilmek için vardır..
İktidara tabi olmak, ancak, varlık sebebi olan gücün arzusu istikametinde yani vahyin belirlediği kriterlerle özelde insana, bireye değer vermesi halinde söz konusu olabilir. Aksi bir durumda eleştirmek, yerden yere vurmak kaçınılmazdır, olmazsa olmazdır.
Üç beş görece özgürlükler adına temel dinamikliklerimizden fedakarlık yapmak kesinlikle olması gereken değildir ve böylesi bir tavır insanın kendi benine zulümden öte bir anlam taşımayacaktır..
Tabii ki bana göre..

Son söz niyetine ilave edersem:
Türkiye’nin ama ekonomik, ama siyası anlamda uluslararası itibarının artması, içimizdeki bir takım beyinsizlerin tasfiyesi, güç dengelerinin olması gereken seviyeye getirilme çabaları benim hayranlık duyacağım bişiler değillerdir ve onlar iktidarlar, iktidarların bekası içindir.
Zaten olması gerekenlerin bir kısmı olmaktadır ama bütün bunlar olurken, elan şimdi, şimdiyi yaşayan insan için çözüm üretilmiyorsa, hep gelecek bahara tarzı bir ameliye sergileniyorsa ve en kötüsü de inandığımız değerlere halel getirecek ideolojik atraksiyonlara maruz bırakılıyorsak; yani bana göre kirli kavramlarla zihnimiz işgal edilmeye çalışılıyorsa, müsaade edilsin de gerekli şerhi düşelim..
Vesselam..

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 13 °C
Hakkari
-7 / 10 °C
İstanbul
13 / 18 °C
İzmir
13 / 18 °C