Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dinler dünyaya iyilik getirdi mi?
28 Kasım 2010 / 21:16
İsmet Berkan bir ateist ile bir Hıristiyan arasındaki münazarayı köşesine taşıyor. Dinler alanında yapılan yorumlar/tartışmalar aslında Hıristiyanlık merkezli. Ancak anket sonuçları İslam’ı kapsayacak şekilde genişletilmiş ve Türkiye’de dinin negatif etki

Merakla beklenen tartışma: Dinler dünyaya iyilik getirdi mi
İsmet Berkan-Hürriyet

BİRAZ kabaca çevirdiğim başlığın İngilizce orijinali şöyle: “Religion is a force for good in the world.”

Bu bir münazara başlığı. Bu başlığın doğru olup olmadığını daha önceden bilet almış 2 bin 700 kişinin önünde tartışan iki isim de çok ilginç.
Bir tarafta, dünya çapında ateizmin en hararetli savunucularından, İngiliz asıllı ama uzun zamandır hayatını gazeteci, yazar ve editör olarak Amerika’da geçiren Christopher Hitchens.
Öteki tarafta gençlik yıllarından beri kiliseye devam eden bir dindar olduğunu bildiğimiz, başbakanlıktan ayrıldıktan sonra da Anglikan kilisesini bırakıp katolikliğe dönen eski İngiltere Başbakanı Tony Blair.
Bu tartışma birkaç haftadan beri merakla bekleniyordu; itiraf edeyim merak edenler arasında ben de vardım. Dün tartışmanın tamamını değilse de epey geniş bir bölümünü internet üzerinden izledim, tartışma öncesinde ve sonrasında yazılan pek çok şeyi de okudum.
Öncelikle şunu söylemem gerek: Her iki tartışmacı da çok ilgimi çeken, çok kıymetli insanlar. Christopher Hitchens’ı şahsen tanımış, onunla aynı masada birkaç kez yemek yemiş ve konuşmuş olmak beni biraz onun tarafına meylettirse de, Tony Blair’in Irak savaşı yüzünden aldığı yaralarla yok seviyesine inen son derece başarılı bir siyasi kariyere sahip olduğunu ve bu başarının ardındaki faktörlerden birinin de sol ile dini inancı çok uygun bir biçimde biraraya getirmesi olduğunu da biliyorum.
Hitchens, uzun zamandır ateizmin önemli bir sözcüsü. Bu konuda kitapları, sayısız konuşması ve makalesi var. Ve aynı Hitchens bir süreden beri de gırtlak kanseriyle boğuşuyor.
Tabii onun kanser olduğunun duyulmasıyla birlikte Amerika’daki pek çok dini cemaat bu azılı düşmanlarının ‘Tanrı tarafından cezalandırıldığını’ söylemeye başladı, ‘Tanrı onu özellikle gırtlak kanseri yaptı, çünkü küfürler oradan geliyordu’ diyenler bile çıktı.
Elbette bütün hristiyan gruplar bu kadar aptal değildi, tanrının affediciliğini unutmayan cemaatler de vardı, onlar da Hitchens için toplu dualar organize ettiler, bunu da duyurmayı ve böylece ne kadar hoşgörülü olduklarını herkese ilan etmeyi ihmal etmemiş oldular.
Hitchens, ölümlülüğün (‘Her canlı ölümü tadacaktır’) böylesine yüzüne vurulduğu, çok yorucu ve yıpratıcı bir tedavi sürecinden geçtiği bir dönemde Tony Blair’e konuyu tartışmayı teklif etti. Ve sürpriz, Blair de bu teklifi kabul etti, tartışma önceki akşam Kanada’da, Toronto’da yapıldı.
Tony Blair, İngiltere’de muhalefetten bir türlü kurtulamayan ve iktidarın yanına bile yaklaşamayan İşçi Partisi’ne lider seçilirken son derece kapsamlı bir programla seçildi.
Bu program, İngiliz İşçi Partisi’nin Marksist geçmişinden tamamen kopması ama modern dünyada ‘sol’un en önemli uğraşı olması gereken ‘eşitlik’ meselesinin üzerinde yoğunlaşması üzerine kuruluydu. (Onlar ‘özgürlük’ meselesini hallettiği için sadece ‘eşitlik’le uğraşıyorlar, oysa bizde bir de ‘özgürlük’ konusu var, daha hala sağlanmayı bekleyen.)
Blair bu aşamada dinsiz görülen İşçi Partisi’ni resmen değilse bile kendi şahsında dinle barıştırmayı da başardı; çünkü kendisi samimi ve inançlı bir dindardı, zaten dindar bir ailede büyümüştü ama üniversite yıllarından beri kiliseye gidiyordu. (Oxford’un büyük katedralinde başlamıştı dindarlığı.) Başbakan olarak konuşmalarında sık sık dini referanslar veriyor, modern toplumla iki bin yıllık dini metinlerin nasıl bağdaşacağı üzerine sürekli kafa yoruyordu.
İşte bu iki insanın tartışmasıydı ben dahil bir sürü insanın merakla beklediği.
Bu münazara, bizim TV münazaralarımıza hiç mi hiç benzemiyordu bir kere. Kimse kimseye hakaret etmedi, kimse kimsenin sözünü bölmedi, hatta taraflar birbirlerinin esprilerine güldüler bile.
Bir tarafta hastalığıyla boğuşmaktan bitap düşmüş, saçlarını kaybetmiş ateist, öteki tarafta çakı gibi duran dindar. Kibar kibar konuşuyorlar.
Tartışma sonunda salondaki 2 bin 700 kişiyle bir anket yapıldı, çoğunluk Hitchens’ın görüşlerini daha ikna edici bulmuştu.
Daha da ilginci, uluslararası araştırma kuruluşu IPSOS’a 23 ülkede toplam 18 bin 192 kişiyle yapılan bir araştırma ısmarlandı. Bunlardan yüzde 48’i, ‘Din, 21. yüzyılın toplumlarına gereken ortak değerleri ve ahlaki temeli sağlıyor’ dedi.
Araştırmaya katılanların yüzde 52’si ‘Dinsel inanç, etnik ayrılıkları ve hoşgörüsüzlüğü destekliyor, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sosyal gelişmenin önünde engel oluyor’ görüşünde.
En çarpıcı ve bizi de en yakından ilgilendiren sonuç şu: Araştırmacılar, ‘Dinin etkisi olumlu mu, olumsuz mu’ diye soruyor. Grafikte de göreceksiniz, Amerika hariç zengin ülkelerde bu soruya ‘Olumludur’ diyenler çoğunluk oluşturmuyor.
Burada Türkiye ile ilgili sonuç da çok ilginç. IPSOS’a göre ülkemizde dinin etkisinin olumlu olduğunu düşünenler yüzde 40’larda, olumsuz olduğunu düşünenler ise yüzde 50’lerde. Bana pek makul ve gerçekçi gelmedi ama araştırmanın metodolojisi, örneklemi üzerinde fazla bilgim olmadığından daha daha fazla konuşmam doğru olmaz.

Peki tartışmada neler dediler

TONY Blair ile Christopher Hitchens’in münazarası üzerine bir araba laf ettim ama bu ikilinin birbirleriyle olan tartışmalarında neler dediğine hiç değinmedim.
Hitchens konuşmasında önce kolayca tahmin edilebileceği gibi din savaşlarını, din uğruna ölümleri vs. anlattı. Hitchens’a göre din ‘Acımasız bir deneydi, bizler hasta ve eksik yaratılmıştık ve bize düzelmemiz emrediliyordu.’ Yine Hitchens’a göre, biz insanlar çok küçük bir kazanım karşılığında özgürlüklerimizi feda etmiştik, koyun gibi davranmaya zorlanmıştık. Konuşmanın seyirciden (ve bu arada Blair’den) en çok kahkaha alan anı, Hitchens’ın dinlerin ‘Uhrevi diktatörlükler’ olduğunu söylemesinden sonra bu diktatörlüğü Kuzey Kore’deki rejime benzetmesiydi.
Tony Blair ise ilk başta din adına tarih boyunca dünyada pek çok kötülüğün yapıldığını, hâlâ daha yapılmakta olduğunun da inkar edilemeyeceğini söyleyerek başladı.
Blair din adına kötülük yapanların yanında din adına iyilik yapanların da bulunduğunu ve bu ikincisinin günümüz dünyasında çok daha büyük çoğunluğu oluşturup çok daha fazla insanın hayatında olumlu anlamda fark yarattığını söyledi.
Yani Blair’e göre kategorik olarak din iyidir veya kötüdür demek olanaksızdı ama dinin hiç olmadığı bir dünya ahlaken çökmüş de olurdu.
Blair, dinin önündeki en büyük görevin binyıllara dayanan mazisi olan kutsal metinlerin bugünün dünyasına göre yorumlanması olduğunu da söyledi.

din-iyi-mi-kotu-mu.jpg

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C