Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İflas eden şey ‘bireysellik’ olmasın
23 Kasım 2010 / 06:00
Önceki yazımda toplumumuzun bir kesimi içinde giderek artan “korku” duygusunu ciddi bir mesele yapmamız gerektiğini ve eğer başka toplumlarda da benzer bir gelişmenin olduğunu görür ve görebilirsek bu soruna daha soğukkanlı yaklaşabileceğimizi söylemiştim

Nabi Yağcı- Taraf

 

Bu açıdan Hollanda’yı örneklemenin yerinde olacağını düşünerek Zaman gazetesi yazarı Joost Legendijk’in aynı konulu iki makalesinden alıntılar vermiştim.

Hollanda tarihte farklı, aykırı düşünceleri nedeniyle kendi ülkelerinde barınamayan pek çok düşünüre ev sahipliği yapmış, hatırı sayılır hümanist kültüre sahip bir ülkedir. Böyle bir ülkede son zamanlarda “korku, öfke ve kafa karışıklığının” artışını, aşırı sağın yükselişini sözünü ettiğim yazar “Ne oluyor bizim ülkemizde” sorusuyla karşılıyor. Verilen yanıtları iki öbekte toplamış. Biri küreselleşmenin getirdiği belirsizlikler, ikincisi göçmenler sorunu, Müslüman toplulukların entegre edilemeyişi ve İslâm dini konusundaki algılamalar. Bu korku ve tepkilerin Hollanda ile sınırlı olmadığını da biliyoruz. Avrupa genelinde olduğu gibi 11 Eylül sonrasının ABD’sinde de ciddi boyutlarda.

Küreselleşme süreçlerinin doğurduğu belirsizlikler, göçmen sorunları ve İslâm olgusu, üstünde hiç durulmamış konular değil. Aynı şekilde modernizm, çok kültürlülük konuları da öyle. Bu konulara daha çok kafa yormak gerektiği açık, fakat bu birkaç yazı boyunca benim üstünde durmak istediğim şey bunlar değil. Korkunun nesnesi değil de öznesiyle, yani korkulanla değil de korkanla ilgilenmek, onun üstüne düşünmek istiyorum.

Yine Joost Legendijk’in sözünü ettiğim makalesinden son bir alıntı: “Şu an Hollanda’da yaşananlar, Avrupa’nın diğer kesimlerinde de gözle görülür olan bir eğilimin ileri bir örneği. Geleneksel merkez sağ ve merkez sol partiler güç kaybediyor. Sözgelimi Hollanda’da yakın zamana dek bu partiler ulusal seçimlerde oyların yaklaşık yüzde 80’ini toplardı. Gelinen noktada ise seçmenlerin yarısına yakını bu partilerin güncel sorunlara çözüm getirme kapasitesine güvenini yitirmiş durumda. Bu, refah devletinde reform isteyen, çokkültürlülüğü hayatın bir gerçeği olarak kabul eden ve Avrupa yanlısı olan yeşillerin ve (liberal) sol partilerin güçlenmesine yol açıyor. Öte yandan yeni bir aşırı sağcı popülistler kuşağı da yükselişte ve geçen asrın yetmişli ve seksenli yıllarında Avrupa’da var olan, faşist kökenlere sahip ırkçı ve aşırılıkçı partilerden farklılık arz ediyorlar.

Bu alıntıda önemli bulup altını benim çizdiğim tespitler şunlar: (1) Geleneksel merkez sağ ve merkez sol partilerin güç kaybediyor olması, (2) Bu partileri izleye gelen geleneksel seçmen kitlelerinin partilerine veya bu geleneksel siyasetlere güven duygularını yitirmeleri (3) Geleneksel aşırı sağın eski faşist ve ırkçı politikalarından farklılaşan aşırı sağcı yeni bir popülist kuşağın yükselişe geçiyor olması (örneği önceki yazımda adı geçen aşırı sağ Özgürlük Partisi). Yeşiller, sol ve liberallerle ilgili tespitler ise zaten gözlenmekte olan gelişmeler. Yazımın ana teması da bu zaten. Ancak buraya gelecek yazımda gireceğim, çünkü Avrupa solunun yeni arayışlarını anlayabilmek için önce içinde bulundukları toplumun nasıl farklılaştığını anlayabilmek gerekli.

Geleneksel merkez sağ ve merkez sol partilerin güven kaybına uğraması demek, toplumun gelecekle ilgili eski konformizmlerinin en azından sarsılması demektir. Avrupa toplumları da, içinde bulundukları koşulların artık kendileri için güvenli bir gelecek vaat etmediğini düşünüyorlar. Elbette bu durumu doğuran önemli ekonomik, sosyal nedenler var. Nedenler çok çeşitli olabilir ama beni şimdi, burada bu değişimin nedenlerinden çok o toplumun bu nedenleri algılayış tarzları ilgilendiriyor.

İster refah devleti anlayışıyla merkez sağ olsun, ister sosyal devlet anlayışıyla merkez sol olsun bu perspektiflerin iflası aslında bana göre “devlet” denen geleneksel koruyucu mekanizmaya olan güvenin iflası anlamına geliyor. Devletin koruyucu şemsiyesinden yoksunluk duygusu, sanırım insanlarda yalnız kalmışlık ve çaresizlik duygusunu tetikleyip panikataklar doğuruyor. Yani nedeniyle mütenasip olmayan, orantısız korkular. Örneğin saldırgan olmasa da her köpekten korkmak gibi. Veya karanlık paniği; kalabalıklardan ya da tersine yalnız kalmaktan korku gibi. Açık ki, burada karşımızda duran problem korkuya sebep olan şeyden çok korkan insanın kendisinde. İnsanın kendini çevreleyen dünyayı algılayış tarzında. Başka deyişle, şimdiye dek modernizmin bireyselleştirdiği sanılan batılı insanın gerçekte öyle olmadığında. Veya birey kavramına yüklenen modernist anlayışın yanlışlığında.

Belki de gerçekte iflas eden şey ‘kendine yeter’ sanılan Batılı bireysellik.

nabi.y@superonline.com

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
1 / 12 °C
Hakkari
-4 / 9 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
13 / 18 °C