Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çocuklarımız kimin çocukları!
20 Kasım 2010 / 10:00
Hidayet Hanım çocuk, genç ve yaşlılarla ilgili yaşadığımız sıkıntıları dile getirdiği yazısında insaniyet namına yapılanların yetersizliği belki de İslami olanın ikame edilememesinden kaynaklanıyor.

Anne-babaya, yaşlılara ve akrabalara nasıl davranılması gerektiği İslami olarak bilinmektedir. İslami temeli sağlayamadan belli alanlarda saygı aramak, Batının parçacı yaklaşımına uygundur ve gerçek bir çözüm sağlamaktan uzaktır.

 

Bununla birlikte çocuk ve gençlerin birer şahsiyet taşıdıklarının farkına varılması, aşırı müdahaleci bir tavır yerine, daha geniş bir alan sağlayarak koruma-kollama yapılması ve kendi fikirlerini geliştirebilmelerine olanak sağlanması gerekiyor. Onların düşünen, eleştiren, yorumlayan tavırlarından korkmadan, reddetmeden biraz zamana yayarak, ikna metodu kullanmak en sağlıklı yol gibi görünüyor.

 

Hidayet Şefkatli Tuksal, Star gazetesindeki ‘Çocuklar sizin çocuklarınız değil” başlıklı yazısında şunları anlatıyor:

 

Sakin geçen bir bayram günü akşamında yazıyorum bu satırları. Sakin dediysem ziyaretçisiz değil çok şükür. Yıllardır bayramlarda görüşe görüşe tanış olduğum komşu, ahbap kabilinden ziyaretçilerimiz vardı, bayramı bayram haline getiren. Yılda iki kez görüşsek de, çocukların büyüdüğünü, gençlerin yetişkinliğe, yetişkinlerin yaşlılığa doğru yol aldığını izlemek, zamanın değişimden ibaret olduğu fikrini pekiştiriyor kafamda. Ayrıca bu ilişkilerin, insanları onaran önemli bir misyonu olduğunu da.

Hatırlanmak, aranmak, insan olarak önemli ve değerli olduğumuzu hissettiriyor bizlere. Hele yaşlılık zamanlarında, bu tür jestler çok daha anlam kazanıyor. Huzurevlerinde, bakımevlerinde evlatlarını, yakınlarını bekleyen yaşlı insanların hali bana gerçekten dokunuyor. Bu insanları hiç tanımadıkları birilerinin sırf insaniyet namına ziyaret etmesi de güzel bir davranış ama başkaları, evlat ve akrabanın yerini doldurmuyor.

Yaşlılarla yaşamanın her zaman kolay olmadığını da bilecek durumdayım ama ne olursa olsun onlara aile içinde veya yakınında sahip çıkmanın insani bir görev olduğuna inanıyorum. Tabi ki böyle bir birliktelik için sadece gençlerin değil, yaşlıların da fedakârlık etmesi gerekiyor. Bizde yaşça büyük olmak, hele anne-baba olmak, doğumdan ölüme kadar sürecek hiyerarşik bir ilişki biçiminin ortaya çıkması anlamına geliyor. Bu ilişki içinde, ebeveynin hayatın her döneminde çocuklarına karışma, ne yapacaklarını ya da yapamayacaklarını söyleme yetkisine sahip olduğu düşünülüyor. Oysa böyle bir yetki varsayımı, çoğu zaman anlaşmazlıklara, sorunlara yol açıyor kuşaklar arasında. Kimi zaman küsmeler, kopmalara kadar varıyor iş. Bu tür sıkıntılara düşmemek ve ilişkileri zora sokmamak için, büyükler, yetkilerinin bir sınırı olduğunu kabul etmek durumundalar. Halil Cibran’ın güzel dizeleriyle söylersek:

“Çocuklar sizin çocuklarınız değil,

Onlar kendi yolunu izleyen Hayat ın oğulları ve kızları.

Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler ve sizinle birlikte olsalar da,

sizin değiller.

Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.

Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır

Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.

Çünkü ruhlar yarındadır.

Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.

Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları kendiniz gibi olmaya zorlamayın.”

Ne kadar genellenebilir bilemiyorum ama bu dizelerdeki anlayışa ve olgunluğa henüz ulaşmış durumda değiliz diye düşünüyorum. Çocuklarımızın neslimizin devamı olması, onların anne babanın birer devamı olması anlamına gelmiyor. Süt çağındaki bebeklerin ilk aylarda kendi bedenleriyle annenin bedenini pek ayırt edemedikleri, annenin bedenini kendi bedenlerinin devamı sandıkları söylenir. Ben bunun tam tersinin de doğru olduğunu, yani annenin, büyüyen çocuğunun bedenine hala kendi bedeninin parçası, uzantısıymış gibi muamele yapmasının da yaygın olduğunu düşünüyorum.

Gaziantep’te yaptığımız 10. Kadın Buluşması’ndan daha önce bahsetmiştim. Toplantının ikinci günü, çeşitli başlıklar altında atölye çalışmaları yapmıştık, ben de gençlik atölyesine katılmıştım. Gençlikle ilgili sorunların tespitinde, ortak yakınmalardan biri şuydu: Gençler, anne babalarının kendi çabalarıyla kazandığı İslami anlayışı, duruşu, ilkeleri yeterince önemsemiyorlardı; onlara sağlanan hazır ortamın kıymetini bilmek ve kişisel dindarlıklarını, erdemlerini daha ileri götürmek yerine, diğer gençler gibi, müzik dinlemeye, oyun oynamaya, gevezelik yapmaya çok fazla zaman harcıyorlardı.

İşte bu yakınma, bizden çıkıp ileri atılmış oklarımızı, hala bizim, hatta bedenimizin, kişiliğimizin bir uzantısı sayma yanılgımızı ele veriyor diye düşünüyorum. Çocukluk ve gençlik meselelerini konuşmaya, tartışmaya, gündemimizde bu konulara yer açmaya şiddetle ihtiyacımız var.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C